Terazi Kadını – Yeni Yıl Hediyeleri (+18) – biliyomuydun.com

Terazi Kadını – Yeni Yıl Hediyeleri (+18)

Kadın 23 Şubat, 16:36'de eklendi

Alp ile fotoğrafçılık kursunda tanışmıştık. Ben kursa sevgilim Erman’ın görece eski bir Nikon’u ile, o ise son model kendine ait  Canon marka fotoğraf makinesi ile katılmıştı. Fotoğraftan anlayanlar bilir, bunlar iki ayrı ekoldür ve bir marka ile çekmeye başlayan bir daha kolay kolay diğer markaya geçmez. Fotoğraf alanındaki farkımız sadece makine değil, çektiğimiz şeylerde de vardı. Ben doğayı, binaları, pencereleri, simetrileri çekmeyi severken, o, insanlara odaklıydı. Bazen bir insanın sanatsal yüz ifadesini yakalamak için rahatsız etmeden, uzaktan yüzlerce poz çeker, bazen satıcılara, sokak müzisyenlerine harçlık verip, sohbet ederken, yüzlerini ve vücut hareketlerini yakalardı.

Kurs sırasında benle ilgilendiğinin farkındaydım ama hem sevgilim varken flört etmek bana göre değildi, hem de bir terazi kadını olarak dişi imajımın ilgi çekmesine alışıktım. Tüm ilişkilerim önce arkadaş olduğum erkekler ile olmuştu ama Erman bunun istisnasıydı.

Arkadaş ortamlarımızda fiziği ve sohbeti ile çok popüler olan Erman ile tanıştığımda, ona çok ilgi göstermemem tetiklemişti. Benle ilgilenilmesine alışık olduğum için konuyu arkadaşlığa çevirmeye çalışmam, ondan gelen hamleleri hızlandırmış, ilgiyi artırmış, sonunda ben de yakışıklılığına ve popülerliğine teslim olmuştum.

Erman, kendi sergisini açacak kadar iyi bir fotoğrafçıydı. Fotoğrafçılık kursuna gitmemde biraz onla ortak payda yaratma istediğimdendi. Ağırlıklı doğa fotoğrafı çeken Erman’ın, beni etkilemek için yaptığı “ nü modelim ol” önerileri ruhumu okşuyordu. Ama ben sadece fotoğrafın konusu olmak değil, o fotoğrafların nasıl çekildiğini de bilmek istiyordum.

Fotoğraf derneği olarak hem fotoğraf çekmek, hem de doğa kamp yapmak için İğneada tarafında bir organizasyon düzenlendi. “Autum Leaves” şarkısındaki gibi sonbaharın, önce sarıya ve kızıla dönen yapraklarla doğaya yeni saç renkleri armağan ettiği günlerdi. Pek doğa insanı olmasam da, gece Erman ile çadırda baş başa kalmaya can atıyordum. Bu benim açık havada ki ilk gerçek sevişmem olacaktı.

Bütün gün ekipteki diğer kişilerle, ama özellikle de ortak arkadaşımızın kuzeni kızın, fotoğraf ayarlarına yardımcı olmasını, keyifle ama hafiften bir kıskançlıkla izledim. Günler kısaldığı için beklediğim gece, umduğumdan da önce çökmüştü. Kamp ateşi başında biraz vakit geçirip, sohbet ettikten sonra herkes çadırlara çekildi. Sabırla beklediğim zamanlar gelmişti. Çadırda ve uyku tulumunda olacağımızı bilmeme rağmen, kendimce yine en s*ksi çamaşırlarımı giymiştim. Sohbet aşamasından, öpüşme aşmasına geçmiştik ki telefonu çaldı.

Evden aradıklarını söyleyerek çadırdan çıktı. Diğer çadırda kalanları rahatsız etmemek için biraz içerilere doğru yürüdü. Onu beklerken, biraz kitap okuyayım diye düşündüm. Temiz havanın etkisi ile içim geçince yaklaşık bir saat kestirmişim. Erman çadıra gelince uyandım.

Ne olduğunu sorduğumda, ailesi ile ilgili bir sorun olduğunu ve keyfinin kaçtığını söyledi. Bir yandan açık havada sevişme isteğimi gerçekleştirmek istiyordum, diğer yandan böyle bir durumda onu taciz eder gibi sıkıştırmak istemiyordum. Sarılma bahanesi ile uyku tulumunun içine girince, önce göğsünü, sonra aşağıları biraz okşadım.

P*nisinin hafiften de, olsa okşamalarıma tepki verdiğini görünce, menüye onun dudaklarına kondurduğum ateşli öpücükleri de ekledim. O da karşılık verince, beklediğim sevişme başlamış oldu. Uyku tulumun içinde, üstümü çıkartıp bir kamp için s*ksi sayılacak, kenarı dantelli sutyenim ile kaldım. Ben ne kadar istekliysem, onun da aklı o kadar dağınıktı. Yaptığım kurlar ve oyunlar isteğini bende tutuyor, P*nisinin sertliğini arttırıyor ama tümüyle bana kendini veremiyor gibi hissediyordum.

Sonun da sürücü koltuğuna o geçti. Beni üstünden indirip, güçlü kollarının altına aldı. G-stringimin alt bölümünü kenara çekip, parmaklarını biraz Klit*risim ve V*jinamın girişinde gezdirdikten sonra, hızlı ve sert bir biçimde, hali hazırda heyecanla ıslanmış V*jinamın içine girdi. Sert s*ks sevmesem de, isteğinin geri geldiğine yorumladığım bu tarzı başta hoşuma gitti. Bir ara el çabukluğu ile prezervatifin de taktı. Hızlı tempolu giriş- çıkışlarından, boşalmaya yaklaştığını hissediyordum. Genelde böyle durumlarda yavaşlar, kontrolü tekrar bana bırakır, daha büyük bir zevk için hazzı ertelerdi. Uzun sevişmelerimizin sonunda ikimizde yoğun ve derin Org*zma ulaşırdık.

Bu sefer öyle olmadı. Başladığı hızla devam edip, bizim için kısa sayılacak bir sürede sonra boşaldı. Zevkim yarım kalmış olsa da, doğada s*ks yapma deneyimi fena değildi. O geceki tarzını çadırda olmaya ve aldığı haber nedeniyle canının sıkkın olmasına bağladım. Hem biz kadınlar canımız başka şeylere sıkkınken, erkek arkadaşlarımıza yüz bile vermezken, bir erkeğin hep hazır ve istekli olmasını beklemek bana haksızlık gibi geliyordu. Erman yine de benle beraber olabilmişti.

Sabah serinliği ve günün ilk ışıkları ile uyandığımda, Erman’ı yanımda bulamadım. Kampın geri kalanı hala uyuyordu. Dün gece yaptığı görüşme nedeniyle erken uyandığın ve gezmeye çıktığını düşünmeye başladım. Canı gerçekten sıkkın olmalıydı ki yanına yeni fotoğraf makinesini almamıştı. Yolda bulursam makinesini veririm, fotoğraf çekeriz, biraz sıkıntısı geçer diye makineyi yanıma alıp, deniz kıyısına doğru yürümeye başladım.

Deniz kıyısına inen, yamaçtaki patika yola girmeden hemen önce, diğer taraftaki kayalıklara giden yoldan gelen fısıltılar duymaya başladım. O tarafa doğru yürümeye başladım. Sesler giderek yakınlaşıyordu. Bir sohbetten çok, kesik kesik konuşmalardı. Tam diğer patika yola girecekken kayalıkların arasında gördüğüm manzara ile şok oldum. Erman’la arkadaşımızın kuzeni soğuk havaya aldırmadan neredeyse yarı çıplak sevişiyordu. Kızın üstündeki oduncu gömleğine rağmen sutyeninden dışarı çıkmış ve ara sıra Erman’ın öptüğü göğüslerini görebiliyordum. Vücutlarının altını sardıkları battaniye örtüyordu ama hareketlerden neler olduğunu seze biliyordum.

Bir yanım “Ne yapıyorsunuz?” diye bağırmak veya beni fark edecekleri noktaya kadar onlara yaklaşıp kendimi gösterip, yüzlerini görmek istiyordu. Diğer tarafım ise olduğun yerde kal, şimdi bir olay çıkartma ve en kısa sürede bu işi bitir diyordu. Bu iki sese de uymayıp, nereden aklıma geldiyse fotoğraf makinesini çıkartıp, olduğum yerden odaklayarak fotoğraflarını çekmeye karar verdim. Kendime bir kayayı da siper alarak Erman’ın son model fotoğraf makinesi ile yaklaşık 5 dakika, farklı kareler çektim. Hatta neredeyse battaniyenin açıldığı bir anı bile yakaladım.

Bir yandan içim içimi yiyor, diğer taraftan yaptığım için heyecanı ve belki de gördüklerimden duyduğum gizli haz beni orada tutuyordu. Kendimi toparlayıp çadıra döndükten on beş dakika kadar sonra da Erman çadıra döndü. Yanıma yatıp, dün gece aldığı haberlerden dolayı, sabah erken uyandığı ve güneşin doğuşunu seyretmeye çıktığını söyledi.

Pek konuşmamaya ve durumu belli etmemeye çalışıyordum. Diğerleri uyanıp, bir şeyler atıştırdıktan sonra, dün gece üşüttüğümü bahane edip, o sabah dönecek diğer ekiple birlikte kamptan ayrıldım. Elim defalarca telefona gidiyor, bari kızla bu gün rahat rahat gezmesinler diye kampta kalmadığıma için için kızıyordum. Gururumla birleşen aklım ise “kendini onun için rezil etmeye değmez, kalsaydın kesin kendini tutamazdın, demek ki o kadar sevmiyor muşsun” diye bana sufleler veriyordu.

Kendimi tutarak Erman’ı geri aramadım. Gece yarasına doğru, kamptan dönüp çektiği resimlere bakınca, durumu anlayan Erman, önce telefona sarıldı. Sonra kapıma geldi. “Kızın onu baştan çıkardığı” üzerine sürekli dil döktü ama artık içimde bir şeyler kırılmıştı. En azından bir süre onla görüşmek istemediğimi söyleyerek gönderdim.

Aradan bir kaç ay geçti. Erman bana sürekli ortak dostlarımız ile mesaj gönderip ne kadar pişman olduğunu, benim değerimi kaybedince anladığı yönünde haberler gönderiyordu. En sonunda beni fotoğraf derneğinin yıl sonu eğlencesine davetiyeleri kargo ile gönderip, içine koyduğu habersiz çektiği benim fotoğraflarımdan oluşan albüm ve “ bazen bir fotoğraf bin kelimeye bedeldir, lütfen gel ve görüşelim” notu ile beni biraz yumuşatmıştı. En azından gelen davetiye ile eğlenceye katılmaya karar verdim.

Eğlenceden iki gün önce, kıyafet vs bakmak için gittiğim mağazanın kasasında Erman’ın beraber olduğu kızın kuzeni olan arkadaşımız ile karşılaştım. Önce görmezden geldim, ama o yanıma gelip bir kahve için vaktim olup, olmadığını sordu. Erman’ın kuzenini benim gelmeyeceğimi düşünerek çağırdığını, kızında gelip beni görünce şaşırdığını anlattı. Hatta benden sonra bir ay kadar görüşmeye devam etmişlerdi. Bana göz ucuyla baktığım bir yazışma bile gösterdi.

Kafam iyice karışmıştı ve artık adalet için yüzleşmek istiyordum. Ama benim gibi bir terazi burcu adaleti kızıp bağırarak değil konuşarak bulurdu. Erman’a geleceğimi ama sadece konuşmak ve sonra kendi kafama göre eğleneceğimi söyledim. Yakışıklılığına ve ikna gücüne çok güvendiği için beni bir şekilde ikna edeceğini düşünerek çok sevindi. Eğlence günü beni evden almasını istemeyip orada buluşacağımızı söyledim.

Dişiliğimi görüneceğim ama beni basit veya vamp göstermeyecek bir şekilde giyinip eğlencenin olduğu mekâna biraz geç gittim. Erman adeta gözlerini kapıya dikmiş beni bekliyordu. Birbirilerimizi duyabileceğimiz görece sakin bir köşeye gittik. Erman bana o günden sonra kızı görmediğini, kızın onu baştan çıkardığını ve aklında hep ben olduğum yönünde dil dökerken inanıyormuş gibi yapıyordum.  -Biraz düşünmem, belki içmem ve hatta eğlenmem lazım” diyerek vakit kazanmaktı. Artık yalanlarını yüzüne çarpmak bile istemiyordum galiba. İçmek, eğlenmek ve gecenin sonunda “kötü bir yalancısın, keşke doğruları söyleseydin” deyip çıkmak istiyordum.

Sohbet etmek için mekânda tanıdık bir yüz arıyordum. Ben tanıdık bir yüz ararken, tanıdık bir yüz beni buldu. Artık fotoğraf hobisinde bir hayli ilerlemiş, derneğin sadık üyelerinden biri haline gelmişti. Barın bir köşesine geçip, onla sohbet etmeye ve içmeye başladık.

“-Seni gördüğüme çok sevindim, bu gecenin en güzel süprizisin” diye söze girdi.

“-Ben de senin burada olacağını düşünmemiştim. Artık fotoğraf camiasının bir üyesi olmuşsun” diye yanıtladım. Havada kalan konuşmayı “Yine de burada olduğun için eğlenebileceğimi düşünmeye başladım” diye ekledim.

Erman’ın göz hapsindeydik ama çalan müzikler hızlandıkça, yerimizde hafiften dans etmeye başladık. Alp dans ederken, bana kaçamak ve mahcup dokunuşlar yapıyordu. İlk başta biraz eğlence olsun diye izin verdiğim hafif dokunuşlarının, özellikle belime olanları hoşuma gitmeye başlamıştı. DJ dans parçaları arasında Noel şarkılarının da diskolaştırılmış hallerini çalıyordu. George Michael’ın Wham zamanında yaptığı “Last Christmass I gave you my heart- Geçen noel sana kalbimi verdim” şarkısını çaldığında temponun biraz yavaşlaması ile kollarını hafiften belime doladı.

“-Şarkıda ki gibi biri sana kalbini verse, ertesi gün atar mısın?” diye sordu.

“-Daha önce benim verdiklerimden atanlar oldu, sanırım hemen atmam” diye cevap verdim. Ancak cevap sonrası, çekingen sarılan kollarının artık daha fazla dolandığını hissedince soruda ki gizli mesajı anladım. “Kursta senle gerçekten iyi anlaşıyorduk” diyerek gülümsedi.

Alp’i bir arkadaş olarak zaten seviyor, karakterini beğeniyor ve fiziksel olarak da fena bulmuyordum. Vücutlarımızın ara sıra birbirine dokunarak yaptığı danstan, bana söylediklerinden ve bana bakışlarından daha çok hoşlanmaya başlamıştım. Bunda hızla içtiğim içkilerin ve Erman’dan bir çeşit intikam alma düşüncesinin payının ne kadar olduğunu çözmeye çalışıyordum.

Erman bir ara yanımıza gelip, benimle sohbet edip, masalarına çağırdı. Şimdilik keyfimin yerinde olduğunu söyleyip, Alp’i  “Kurstan arkadaşım Alp, galiba bir ara sana da bahsetmiştim “ diyerek tanıştırdım. Göz ucuyla

“-Memnun oldum” deyip kaçamak ters bir bakış fırlattı.

Alp ile tanışmak Erman’ı çevremizde daha fazla dolanır hale getirmişti. Tempolu dans parçalarının arasına serpiştirilen slow parçalarda Alp ile daha yakın dans ediyorduk. Bir-iki yavaş parçadan sonra George Micheal’ın “Careless Whisper” şarkısı çalmaya başladı. Oldum olası saksafon solosu ve George Micheal’ın mahcup bir tonda söylemesi ile sevdiğim parça ile artık klasik dans pozisyonundan daha yakın bir halde dans etmeye başlamıştık. Parçanın aralarında beni çevirip, kollarını ustaca belime doluyordu. Parçanın sonunda, beni içeriye doğru çevirip, hafiften yanına doğru çekti ve dudağıma bir öpücük kondurdu. Alp’ten böyle bir hareket beklemiyordum ve şaşırmıştım. Kızacak mıyım, karşılık mı vereceğim? diye kaderine razı bir şekilde bekliyordu. Gözlerini bana dikmiş mahcupluk arkasına saklanmış bir tutku ile bakıyordu

“-Bana öyle öyle bakma” deyip, dudakla ile yanak arasına küçük, kısa bir öpücükle yanıt verdim. Şaşkınlıkla fark etmemiştik ama hemen dibimizde belirlen Erman hızla gelip, Alp’in koluna girip bir köşeye çekmeye çalıştı. Çekiştirmeler, itişmelere dönüşüyordu.

Huzur ve uyum arayan biri olarak iki erkeğin benim yüzümden kavga etmesi istediğim son şeydi. Hızla yanlarına gittim. “-Kavga etmenize, gerek yok ben gidiyorum” deyip arkamı döndüm. Erman kolumdan tutup “-Gitme, ben davet ettim ama onla eğleniyorsun” diye çıkıştı. Dönüp, gözlerinin tam içine bakıp

“-Sen de kampa benle gelmiştin ama sabah öbür kızla beraber oluyordun” diye cevap verip, mekanı terk ettim.

Huzurum kaçtığı için eğlenecek halim kalmamıştı ama verdiğim cevapla içim rahatlamıştı. Eve dönmeye karar verdim. Eve dönüp, kendime bir şarap açıp, duş aldım. Televizyonda seyredecek bir şeyler ararken telefonum çaldı. Arayan Alp idi. Peşimden eğlenceden ayrılmış beni bir kez bıraktığı evimin sokağına gelmişti “Seni görmem ve konuşmam gerek, gelebilir miyim?” diye soruyordu. Açıkçası yaşananlardan ve onu düşürdüğüm durumdan dolayı kendimi kötü hissediyordum. On dakika vermesini, sonra gelebileceğini söyledim. Garip bir şekilde heyecanlanmıştım. Sevdiğim elbiselerden birini giydim. Üşüyen bacaklarımın vereceği görüntüyü kapatmak içinse diz üstüne kadar gelen, uzun örgü çoraplarımı giydim. On beş dakika sonra Alp kapıdaydı. Ellinde bir şişe şarapla, kapıyı açmamı bekliyordu. İçeri aldığımda ilk sözlerinin “O adamda kimdi” olmasını beklerken sakin bir şekilde

“-Nerede kalmıştık?” demesi beni şaşırttı. Ondaki bu her konuya olumlu açıdan yaklaşan tavır hoşuma gidiyordu.

“-İçiyorduk, dans ediyorduk ve Careless Whisper çalıyordu” diye yanıtladı.

Şarapla beraber, bilgisayardan bir radyo kanalı açtık. Slow müzik çalan kanal arada Noel parçaları çalıyordu. Noel yaklaşırken geçen hikayeleri konu alan “Aşk Her Yerde-Love Actualy” filminin de müziklerinden olan “All I want from christmas is you-Noelden tek istedğim sensin” parçası çalmaya başladı. Alp bana dönüp “Bizde Noel yok ama yeni yıldan tek isteğim sensin” deyip, belimden sarılıp beni kendine çekti. Bu hareketin ardından öpücüğün geleceğini tahmin ediyordum ama karşılık verip vermemeye karar veremiyordum. Beni dudaklarımdan öpmek yerine kucağına aldı. Onun teninden gelen turunç, sedir karışımı koku hoşuma gitmişti. Ben de biraz bu anın tadını çıkarmak istediğim için başımı omzuna koydum. Saçlarımdan başlayan, omuzlarımdan, sırtıma inen şekilde yumuşak okşamalar başladı. Diğer eli ise dizimin üzerinde geziyordu. Dokunuşlarının şefkat içeriği yoğundu ama parmak uçlarından adeta bana olan tutku damlıyordu.

Biraz sonra beni kucağından indirip koltuğa yüz üstü yatırdı. Elbisemin sırtındaki fermuarı açarak, omuzlarımdan aşağıya sıyırdı. Biraz önce parmaklarının olduğu yerde şimdi kelebek öpücükleri vardı. Bir kelebek gibi narin ama çekici öpücükler. Kelebekler sırtımdan belimin yanlarına doğru konuyor, kalçamın sınırından geri dönüyordu.  Hareketlerinde o kadar hassas ve akıcıydı ki bir türlü “hayır” veya “dur” diyemiyordum. Elbisemin üstünü tamamen sıyırmadan yerimden kalkıp ona döndüm. Gözlerine bakıyordum. Gözlerinde Erman’da hiç göremediğim bir içtenlik vardı.

Ona dönüp “-Yeni yıl için tek hediye olarak beni istiyorsan, şimdilik bu kadarı yetmez mi?” diye sordum.

“-Ya yaramaz bir çocuklar olarak hediyemizi  yeni yıl gelmeden açmak istiyorsam” diye yanıtladı.

Radyoda Sarah Vaughan büyüleyici sesinden adeta bu anlar için bestelenmiş “In a sentimental mood” şarkısı çalıyordu. Şarkının klibini çekermiş gibi,  elbisemin düşerek ayaklarımdan çıkmasına izin verdim. En s*ksi olanlardan olmasa bile, özel olarak giyildiği, izlenimi vermeden çekici olan bir iç çamaşırlarımı giymiştim ve örgü uzun çoraplar, birer masum jartiyerler gibiydi. Sonra elinden tutup, onu yatak odasına götürdüm.

Yan yana uzanıp, öpüşmeye ve birbirilerimize dokunmaya başladık. Artık kalçalarıma kadar inip, beni kendine çeken elleri hoşuma gidiyordu. Omuzda sutyenimin askısının olduğu yerlerden başlayıp kollarıma inen kelebek öpücükler, biraz sonra göğüslerimin üstüne konmaya başladı. Göğsümün üstündeki kelebek öpücükler, ateşli öpüşlere dönüşmüştü. Birazdan da dili göğüslerimin üzerinde geziyordu. Alp’in hareketlerindeki içten gelen tutku, bir alev gibi içimdeki tereddütleri eritip, önümüzdeki yolu açıyordu.

Yan yana pozisyondan, beni sırt üstü yatar hale getirdi. Öpüşler karnıma doğru inmeye başladı. Birazda gıdıklanarak, tellerine dokunulan bir gitar gibi, farklı ve tatlı inlemeler dudaklarımdan dökülüp, kanatlanıyordu. Öpüşler daha da aşağıya inerek, önce kasıklarıma sonra cinsel organımın üstüne geçti.

Bu dokunuşlar hoşuma gitse de artık benin de devreye girip, bu melodiye eşlik etme zamanım gelmişti. Alp’in başını kaldırarak geri kendime çektim. Uzun bir dudaktan öpüşme sırasında, gömleğinin düğmelerinin tamamını açtım, kemerini çözüp, pantolonunu dizlerine doğru ittim. Artık onun sertleşen P*nisinin oluşturduğu kabarıklığı görebiliyordum.

Kaldığı yerden öpüşlerine devam etmesine izin verdim. Dudakları iç çamaşırımın üstündeyken bir eli göğüslerimde diğeri bacaklarımın içinde geziyordu. Göğüs uçlarımı bazen dairesel hareketler ile okşuyor, bazen de iki parmağının arasına sıkıştırıp adeta radyoda doğru kanalı arıyormuş gibi, nazikçe çeviriyordu. Külotum, onun öpüşlerim, benim ıslaklığım ve kenarlara çekmesi ile ipileşmişti. İkizimizin de fazlalıklardan kurtulma zamanı çoktan gelmişti.

O gömlek, pantolon ve külotunu çıkartırken, ben zaten ön kısmı açılmış sutyenimi ve ıslanmış külotumu çıkarttım. Beklenmedik bir şekilde beni yatağa yüz üstü yatırdı, bacaklarım yataktan sarkacak şekilde yatağın kenarına çekti. Henüz içime girmesi, hele bu pozisyonda girmesi için çok erken diye düşünürken, içime girmek yerine kalçalarıma yöneldi. Önce öpücükleri, sonra elleriyle kalçalarımın üzerinde gezmeye başladı. Öpüşle, hafif bir ısırma arası, okşamayla, sıkma arası geçişler hoşuma gidiyordu. Bir taraftan da yatağın kenarında araladığı bacaklarımın arasından Klit*risimi parmakları ile okşuyordu. Biraz sonra dili parmaklarına katıldı. Daha önceki deneyimlerinden farklı olarak, arkamdan bana Or*l s*ks yaptığı için sanki bu deneyimi ilk defa yaşıyormuş gibi hissediyordum. Klit*risime dilinin daha az dokunmasının açığını, V*jinamın dudakları ile adeta öpüşen dudakları ve Fransız öpücüğü veriyormuş gibi V*jinamın içinde gezen dili kapatıyordu.

Artık yeterince ıslanmıştım ve kendimi hem ruhen, hem de vücut olarak hazır hissediyordum ama bu pozisyon başlangıç için olmazdı. Mutlaka yüzünü görmek, içimdeyken beni okşamasını ve sarılmasını istiyordum. Ben de ona mutlaka karşılık verecek, ellerimi sırtında, karnında, kollarında gezdirecektim.

Yatağın kenarında olmanın avantajı ile dönüp, bacaklarımı tekrar araladım. İçime girmeden gözlerini bana dikmiş bakıyordu.

“-Bana neden öyle bakıyorsun” diye sordum.

“-Keşke fotoğraf makinem yanımda olsaydı ve şuan seni çekebilseydim” dedi. Gülerek “Benden playboy kızı olmaz” diye yanıtladım.

O da gülerek “ Zaten siyah-beyaz ve senin olduğun bile belli olmayacak bir detayda çekerdim. Böyle bir tür var adı “Boudoir” diye yanıtladı.

Akılıma henüz Erman’ın iade etmediğim eski makinesi geldi. Hızla dolaptan alıp Alp’e verdim. Ayarlara alışmak için bir iki poz çektikten sonra, yanıma geldi ve beni çeşitli açılardan beni çekmeye başladı. Ama benim asıl hoşuma giden, fotoğrafımın çekilmesinden çok, o bunu yaparken onla beraber olmaktı.

Yanıma çağırıp, gövdesini bacaklarımın arasını yerleştikten sonra, P*nisini yavaşça içime doğru bastırdım. İçimde onu hissetmek hoşuma gidiyordu. İleri, geri minik hareketler yaparken, yüzümün, göğüslerimin yakın plandan fotoğraflarını çekiyordu. Bazen yüzümü ve göğüslerimi saçlarımla ya da yatak örtüsünün dantelli kısmı ile örtüyor, bazen de elimle kısmen kapıyordum. İşin en keyifli kısmı, o bu fotoğrafların büyük bölümü çekerken ve boynunda fotoğraf makinesi varken birlikte olmamızdı.

Belli bir süre sonra, artık istekten çekim yapamaz hale geldik. Bacaklarımdan birini adeta onun omuzlarına kadar çıkartıp, diğerini beline sardım. Bu açı ile derinlere dokunan giriş çıkışları daha fazla hissedebiliyordum. Git gide hızlanan tempoda, göğsüne çarpan fotoğraf makinesine dayanamayan Alp, boynundaki fotoğraf makinesini yatakta yanımıza bıraktı. Artık çekimlerini sadece gözleri ve dudaklarıyla yapıyordu. İki büklüm olup göğüslerimi  ve boynumu öpüyordu.

Şimdi benim sıram gelmişti. Alp’i yatağa yatırıp, üste ben geçtim. Biraz önceki derin giriş hissini kaybetmemek için bacaklarımı ileri doğru uzattım. Alp, bir eliyle ayağıma masaj yapıyor, diğer eliyle de Klit*risimi parmakları ile uyarıyordu. İlk başta gıdıklama hissi de veren, ayak masajı tercihi garibime gitmişti. Ama sonra ayağımdan, cinsel organıma uzanan hiç bilmeyen gizli bir hat varmış gibi hissetmeye başladım. Sanırım, Çin tıbbındaki her organın ayak tabanındaki bir noktası var teorisi doğruydu ve Alp şuan doğru yere dokunuyordu. Her iki uyarıda beni Org*zma iyice yaklaştırıyordu.

Hareketlerimi daha iyi kontrol etmek üzere son bir çaba ile bir bacağımı dizimden kırarak, yanıma çektim ama bu Alp’in P*nisinin V*jinamın içinde daha farklı yerlere dokunmasına yol açtı. Artık dönülmez noktaya gelmiştim. Kalça hareketlerimi hızlandırıp, Alp’in Klit*risimin üzerinde olan elini kalçama koydum. Alp, son bir çabayla fotoğraf makinesine uzanıp, seri çekime aldı ve yüzüme odakladı. Bu, adeta benim kontrolü tamamen bırakmam için bir sinyal oldu. Org*zmın her mili saniyesi zevk ile beynime, görüntü olarak da, kare kare makinenin hafıza kartına kazınıyordu. Daha fazla vücudumu dik tutamayıp, Alp’in üstüne kendimi bıraktım.

Belki de, Noel baba Alp’e uslu bir çocuk olup, beni beklediği için, en çok istediği hediyeyi getirmiş, Bana ise hiç beklemediğim ama bana zevk ve mutluluk verecek bir hediye süpriz bir hediye bulmuştu. Tek problem yılbaşını beklemeden hediyelerimizi açmamızdı. Yine de,  güzellikleri biraz erken yaşamanın kötü bir yanı yoktu. O geceyi ve yeni yıl gecesini beraber geçerdik.

Ocak ayının ilk günlerinde, Erman’ın bana verdiği eski fotoğraf makinesini iade ettim. Tüm pozları silmiştim ama “kazara” tam Org*zm olurken, seri olarak çekilen yüz fotoğraflarımı unutmuşum

Hectorlst

Kaynak: Kadınların fısıltılarını yazan adam

 

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.