Neden günde sekiz bardak su içmek zorunda değiliz?

Yıllardan beri sağlıklı beslenme ve diyetle ilgili hiçbir şey öğrenemediysek bile tek bir şeyden canımız pahasına emindik: Günde en az sekiz bardak su içmek.

Kim olursak olalım, ne gibi bir derdimiz/hedefimiz olursa olsun mutlaka ama mutlaka bu kurala uymalıydık. İçimiz almaz, midemiz kaldırmazken bile kendimizi su içmeye zorlamalıydık.

Az da uğraşmadık içeceğiz diye. Aplikasyon indirdik, ne kadar içtiğimizi takip ettik, daha çok içebilelim diye içine limonlar, salatalıklar ekledik.

Ama bilim sayesinde bir kale daha düştü, çünkü aslında hiçbir çaba harcamamıza gerek yokmuş. Sadece vücudumuzdan gelen sinyalleri dinlesek yetermiş.

Madem öyle, biz neden kendimizi böyle bir çukurda bulduk?

Aslında her şey oldukça düz bir mantıkla başladı. Suyun faydası ve diğer tüm içeceklere üstünlüğü zaten aşikar. O zaman ne kadar çok su içersek, o kadar iyi, o kadar sağlıklı oluruz.

Vücut zaten sinyali veriyor ve susuyoruz

İşte, maalesef öyle olamıyor. Aslında mekanizma oldukça basit: Gün içinde sıvı kaybettikçe, vücudumuz birtakım sinyallerle kaybedilen miktarı telafi etmemizi sağlayacak kadar su içmemiz için bizi uyarıyor. Bu arada o birtakım sinyaller = ‘SUSAMAK’. Hepimizin yakından tanıdığı, geldiğinde geri çeviremediğimiz eski dostumuz.

Susadığımız zaman galonlarca sıvı tüketmek yerine bir noktada susuzluğun dinmesinin ve su içmeye son vermemizin sebebi de bu. Çünkü yetti, daha fazlasına gerek yok. Mesele kaybedileni yerine koyup vücuttaki dengeyi sağlamak, evrendeki tüm sıvıyı sömürmek değil.

Zararı bile var

Zaten ihtiyacımız olmadığı halde fazla fazla su içmek göz çıkarmasaydı, koçlarının ‘susamadan su için’ tavsiyesine uyarak spor esnasında susamadıkları halde bol bol su içen atletler hiponatremi atakları da geçirmezdi (Davis ve arkadaşları, 2001). Bu rahatsızlık kandaki sodyum seviyesinin aşırı düşmesi sonucu ortaya çıkıyor. Normalde hücrelerin içindeki ve etrafındaki su miktarını düzenleyen sodyum tehlikeli seviyede azalınca, hücreler ortada kalan suyu emerek, şişmeye başlıyorlar. Bundan sonrası ise kramplardan, mide bulantısına, nöbetlerden, bilinç kaybına hatta maalesef ölüme kadar gidebilen geniş bir yelpaze.

İşte, çok sevgili evrim de böyle hatalar yapmayalım, gereksiz yere fazla sular tüketmeyelim diye bazı otomatik bariyerler, fiziksel uyarılar hediye etmiş bize. Bunlardan ilki elbette susuzluğun dinmesi.

Yutmak giderek zorlaşıyor, daha fazla zorlamasak mı?

 

Laftan anlamayan ve tatmin olmayanlar için evrimin birkaç küçük oyunu daha söz konusu. Saker ve arkadaşlarının (2016) araştırması gösteriyor ki susuzluğumuz giderilmesine rağmen, fazladan su içmeye devam ettiğimizde suyu yutmakta zorlanıyoruz. Bu esnada yutkunabilmek için harcadığımız efor ise susamışken içtiğimiz sulara kıyasla tam üç katına çıkıyor. Rakamla: 3! Vücut yutkunmayı zorlaştırarak o fazladan sıvının içeri girmesine engel olmaya çalışıyor. Boğazımızdan geçmiyor işte daha hala neyi zorluyorsak?

O da yetmiyor, araştırmacılar, beynimizde neler olduğuna da bakıyor. Susuzluk giderildiği halde, zorla fazladan su içme durumunda beynin kontrolden sorumlu bölgeleri de meseleye dahil oluyor. Burada katılımcılar, araştırmacıların yönlendirmesiyle genel işleyişe, otomatik fiziksel tepkilere karşı bir şey yapmaya çalışıyorlar. Hmmm…

Eh o zaman beynin bilinçli ve kontrol sahibi bölgelerinden birilerinin gelip evrim tarafından beynimizin derinliklerine kazınmış ‘Fazla sıvı tüketimini engellemek için yutkunmayı baskıla’ komutunun üstüne basması gerekiyor. Neden? Böylece gereksiz yere fazladan su içebilelim. Pardon, neden gereksiz yere fazladan su içiyorduk? Kara deliğe hoş geldiniz.

O şişeyi yavaşça yere bırakın

Hal böyleyken böyle. Hepimizin günlük su ihtiyacı birbirinden farklı çünkü hepimizin günlük kaybettiği su miktarı farklı. Kimimizin gerçekten sekiz bardağa, kimimizinse çok daha fazlasına ya da azına ihtiyacı var. Sekiz bardak sadece ortalama bir rakam.

Herhangi bir fizyolojik problem sebebiyle susama sinyallerinde bir problem yaşamıyorsak eğer yeterli miktarda su tüketebilmek için yapmamız gereken tek şey susayınca su içip susuzluğumuz dinince su içmeyi bırakmak. Bu kadar basit.

Şimdi yavaşça o elinizdeki su şişesini yere bırakabilirsiniz.

Boğaziçi Üniversitesi – Biyomedikal Mühendisliği doktora öğrencisi

Kaynakça:

Davis, D.P., Videen, J.S., Mario, A., Vilke, G.M., Dunford, J.V., Van Camp, S.P., & Maharam, L.G. (2001) Exercise-associated hyponatremia in marathon runners: A two-year experience. The Journal of Emergency Medicine, 21(1), 47-57.

Saker, P., Farrell, M.J., Egan, G.F., McKinley, M.J., & Denton, D.A. (2016) Overdrinking, swallowing inhibition, and regional brain responses prior to swallowing. PNAS, published ahead of print. DOI: 10.1073/pnas.1613929113

kaynak: diken.com.tr