Daha 17 yaşındayken, naziler tarafından asılan Zoya’nın yaşamının son günleri..

Adım Tanya Demişti Ama Değildi. Adı Zoya idi, Zoya “Yaşam” Demekti!

Daha 17 yaşındayken, faşist Alman işgaline karşı savaşmak için Haziran 1941’de kadın partizan kollarına katılan Zoya’nın yaşamının son günleri..

Ekim 1941’de, halen Moskova’da bir lise öğrencisi iken, bir partizan birimi için gönüllü oldu. Onu vazgeçirmeye çalışan annesine “Düşman çok yakın olduğunda ne yapabiliriz? Onlar buraya gelirse yaşamıma devam etmek mümkün olmaz.” şeklinde yanıtladı.

Zoya’nın partizan birimi olan 9903’e (Batı Cephesi Kurmayı) atandı. Ekim 1941’de birliğine katıldı ve bin kişiden sadece yarısı savaştan sağ çıktı. Naro-Fominsk yakınlarındaki Obukhovo köyünde diğer partizanlarla cepheye geçti ve Almanlar tarafından işgal edilen topraklara girdiler. 27 Kasım 1941 tarihinde bir Alman süvari alayının konuşlu olduğu Petrischevo köyünü yakmak için bir emir aldı.

 

Zoya, Almanların işgalindeki Rus köyü, Petrişevo’da bir ahırı ve birkaç evi ateşe verdi. Ancak, işbirlikçi bir Rus onu fark ederek patronlarına ispiyonladı. Patronlar işbirlikçiyi bir şişe votkayla mükâfatlandırdılar. Ardından Almanlar Zoya’yı başka bir evi ateşe vermek üzereyken yakaladılar. Onu, kumanda merkezi olarak kullandıkları askeri barakaya götürdüler. Ev sahibi mutfağa gitmek istediğini söyledi. Komutan bizzat kendisi Zoya’yı sorguladı, Rusça konuşarak.

“Kimsin?” diye sordu Albay.

 

– Söylemem!
– Ahırı ateşe veren de sen miydin?
– Evet!
– Maksadın ne senin?–
– Sizi yok etmek!
…. Sessizlik…
– Ön cephe hattını ne zaman geçtin?
– Cuma günü.
– Çok hızlı gelmişsin buraya!
– Neden zamanı boşa harcamalı?

Zoya’ya onu kimin gönderdiğini ve beraberinde kimlerin olduğunu sordular. Onlar, Zoya’nın onlara yoldaşlarının nerede olduklarını söylemek zorunda olduklarını istediler. Kapı aralığından Zoya’nın yanıtı duyuldu:

“Hayır! Bilmiyorum, söylemeyeceğim.”

Ardından kayış havada şakladı ve çıplak bir etin yarıldığı duyuldu. Birkaç dakika sonra, genç bir asker odadan fırlayarak mutfağa gitti ve başını elleri arasına alarak, sorgulama ve kırbaç sesi susuncaya kadar orada oturdu. Ama Zoya’ya darbeleri indirenler gülüyorlardı. İki ev sahibi saydılar: iki yüz darbe! Zoya sustu. Ve ardından bir kez daha söyledi:

“Hayır! Söylemeyeceğim!” Ancak bu kez sesi zayıflamıştı.

Sorgulama bittiğinde Zoya’nın alnında, kolları ve bacaklarında siyaha çalan geniş morluklar oluşmuştu. O, yarı çıplak ve yalın ayaktı. Elleri arkasında bağlanmıştı. Dudakları şişmiş ve ağzı kan içindeydi. Belli ki bağırmasın diye tartaklanmıştı. Su istedi. Ev sahibi Ruslardan biri elinde bir bardak suyla ileri çıktı. Ancak Alman gardiyan daha hızlıydı. Masanın üzerindeki yanan gazyağı lambasını hızla kaptığı gibi Zoya’nın ağzına tuttu. Rus, Zoya için yalvarmaya başladı. Alman ona hırlayıp homurdandı, ancak gönülsüz bir şekilde yol verdi. Zoya iki bardak dolusu su içti. Ardından askerler karargâhta toplandılar, kızın etrafını sardılar ve eğlenmeğe başladılar. Bazıları onu yumrukladılar, diğerleri yanan kibritleri çenesi altına tuttular ve onlardan biri ise Zoya’nın sırtını testereyle kesti

Askerler yeterince eğlendikten sonra dağıldılar. Gardiyan tüfeğini hemen ateşe hazır hale getirdi ve Zoya’ya ayağa kalkıp ve evden çıkmasını emretti. Onu zorla sokaklarda yürüttü. Süngüsü neredeyse Zoya’nın sırtına değiyordu. Dışarısı soğuktu, -20 derece. Yalınayak, alt giysilerinden başka üzerinde giysisi olmadan, Zoya, işkencecisi için yeterince soğuk olmaya başlayıncaya ve sıcak karargâha dönmek isteyinceye kadar karın üzerinde yürütüldü. Zoya akşam saat 10’dan sabah saat 2’ye kadar karargâhta gözaltında tutuldu ve her saat başı gardiyan onu 15-20 dakika süre için sokağa çıkardı.

Sonunda başka bir gardiyan görev aldı. Bu seferki daha az kötü ve daha az zalimdi ve Zoya’yı sokağa çıkmaya zorlamadı. O, Zoya’nın kollarını çözdü. Ev sahiplerinden yastık istedi. Böylece Zoya oradaki bankın üzerine uzanabildi. Biz onun uyuyup uyumadığını bilmiyoruz, fakat gece boyunca Zoya’dan bir ses çıkmadığını biliyoruz. Mosmor olmuş, soğuk çarpmış, donmuş ayakları çok acı vermiş olmalı. Sabah olunca askerler içeri girdiler. Onlardan biri tekrar Zoya’ya sordu:

– Bize kim olduğunu söyle!

– Bize Stalin’in nerede olduğunu söyle! Nerede seni kurtaracak olan Stalin?
– Stalin görevinin başında! Hepimiz gibi!

Ev sahibi ve karısı sorgulamanın devamını duymadılar. Zira onları evden çıkarmışlar ve sorgulama bitince içeri almışlardı. Yaklaşık o zaman olmalıydı, Almanlar Zoya’nın tırnaklarını çekmişlerdi (tırnaklar Zoya’nın vücudunda değildi.)

Sabah saat 10 civarında, onlar Zoya’yı giyindirdiler ve göğsüne bir yafta astılar: “Ev kundakçısı!” Zoya’yı meydana, idam sehpasının yanına kadar yürüttüler. İdam alanı kılıçlarını çekmiş atlı adamlarla kuşatılmıştı; yüz Alman askeri ve bir sürü memur. Köy halkı zorla idamı izlemeye getirilmişlerdi. Kirişten salınan ilmik altında idam sehpası üst üste konmuş iki kutuydu. Cellatlar Zoya’yı kutuların üzerine çıkarıp ilmiği boynuna geçirdiler. Askerlerden biri fotoğraf makinesini sehpaya fokus yapmaya çalışıyordu. Komutan cellada beklemesini işaret etti. Zoya fırsattan yararlanarak köylülere doğru bağırdı:
“Yoldaşlar! Neden bu kadar üzgününsünüz? Ben ölmekten korkmuyorum! Ben halkım için ölmekten mutluyum! Cesaretli olun! Almanlara karşı savaşın, yakın onları, zehirleyin!”

Zoya’ya yakın duran bir Alman onun ağzına vurmak istedi, ama o başını geri çekti ve bu kez Alman askerlere dönerek bağırdı:
“Siz beni şimdi asacaksınız, ama ben yalnız değilim. İki yüz milyon insanız ve siz bizim hepimizi asamazsınız! Yoldaşlarım benim ölümümün intikamını sizden alacaklar. Almanlar! Geç olmadan teslim olun! Zafer bizim olacak!”

Cellat urganı çekerek ilmeği Zoya’nın boynunda sıkılaştırdı. İki eliyle kuvvetlice çekti. Zoya parmakları ucunda duruyordu. Tüm kuvvetiyle bağırdı: “Elveda yoldaşlar! Savaşın, korkmayın!” Ve astılar… Adım Tanya demişti ama değildi. Bu kadının gerçek adı “Zoya Kosmodemyanskaya” idi. 

Zoya’nın bedeni bir ay boyunca asılı kaldı. Krismas haftasında, bir avuç sarhoş Alman, ona bıçak darbeleri indirdiler ve sol memesini kestiler. Bunun ardından, komutan bu cinayetlerini gizlemek için Zoya’yı gömmeye karar verdi.

Zoya bize özgürlüğün talep edilerek değil ancak uğruna bedel ödenerek kazanılabilecek bir şey olduğunu tekrar gösterdi. Zoya kelime olarak yaşam demektir. Yaşam da ancak Zoya gibi insanlar var olduğunda anlam taşır.

Nazım Hikmet’in Zoya Kosmodemyanskaya için yazdığı şiirden alıntı;

Arkadaşları çağırdım, bakıyorlar resmine:
– Tanya,
senin yaşında bir kızım var.
– Tanya,
kız kardeşim senin yaşında.
– Tanya,
senin yaşmda sevdiğim kız.
Bizim memleket sıcaktır
bizde kızlar tez kadınlaşır.
– Tanya,
senin yaşında kızlarla okulda, fabrikada, tarlada arkadaşız.
– Tanya, sen öldün,
ne kadar namuslu insanlar öldürüldü ve öldürülmekte,
ama ben,
söylemesi ayıpmış gibi geliyor bana,
ama ben,
yedi yıldır kavgada hayatımı tehlikeye koyamadan
hapiste de olsa bal gibi yaşıyorum.

Sabah oldu Tanya’yı giydirdiler,
ama çizmeleri, şapkası, gocuğu yoktu,
iç etmişlerdi onları.
Torbasını getirdiler:
torbada benzin şişeleri, kibrit, kurşun, tuz, şeker.
Şişeleri boynuna astılar,
torbasını verdiler sırtına.
Göğsüne bir de yazı yazdılar:
“PARTİZAN”.

Köyün alanına kuruldu darağacı
Atlılar çekmiş kılıcı

halka olmuş piyade askeri.
Zorla seyre getirdiler köylüleri.

iki sandık üst üste,
iki makarna sandığı.
Sandıkların üstüne
yağlı urgan sallanır,
urganın ucu ilmik.
Partizan kaldırılıp çıkarıldı tahtına.
Partizan
kollan bağlı arkadan
durdu urganın altında dimdik.

Nazlı, uzun boynuna ilmiği geçirdiler.

Bir subay fotoğrafa meraklı,
bir subay, elinde makina: Kodak,
bir subay resim alacak.
Tanya seslendi kolhozlulara ilmiğinin içinden :
“- Kardeşler, üzülmeyin.
Gün yiğitlik günüdür.
Soluk aldırmayın faşistlere,
Yakın, yakın, öldürün…”

Bir Alaman vurdu ağzına partizanın,
genç kızın beyaz, yumuk çenesine aktı kan.
Fakat askerlere dönüp devam etti partizan:
“Biz iki yüz milyonuz.
İki yüz milyon asılır mı?
Gidebilirim ben.
Ama bizimkiler gelecekler.
Teslim olun, vakit varken…”

Kolhozlular ağlıyordu.
Cellat çekti ipi.
Boğuluyor nazlı boynu kuğu kuşunun.
Fakat dikildi ayaklarının ucunda
partizan ve hayata seslendi İNSAN:
“Yoldaşlar
hoşça kalın.
Yoldaşlar
kavga sonuna kadar…
Duyuyorum nal seslerini
geliyor bizimkiler!”

Cellat bir tekme attı makarna sandıklarına.
Sandıklar yuvarlandılar.
Ve Tanya sallandı ipin ucunda.

Nazım bu şiiri yazdıktan sonra 1951’de Moskova’ya gider. Uçakla havaalanına iner. Büyük bir ilgiyle karşılanır, yazar ve şair arkadaşları onu karşılar. Kucak dolu güller Nazım’a verilir.Geri yandan bir kadın yaklaşır ve o da bir gül uzatır, şöyle der; “Ben Zoya’nın annesiyim, hapishanede yazdığınız Zoya şiirinin kahramanı benim kızımdır!”

kaynak: http://www.aylakkarga.com/adim-tanya-demisti-ama-degildi-adi-zoya-idi-zoya-yasam-demekti/