Sansürünüz Beşiktaş’a da Atatürk’e de işlemez

Kolay kolay birlik olamayan bir milletiz. Tartışmayı, itiş kakışı severiz. Hayatımızın kalitesini artıracak basit detayları görmezden gelirken, iş fikirlere gelince kılı kır yararız. En küçük farklılıklar bir kan davasına dönüşebilir, iki bardak demli çayla kafayı bulup “namus meselesi” güder gibi kavgaya tutuştuğumuz olur.

Partileri takım gibi tutarız. Evet, böyle kızarız eşe dosta, akrabaya… “Yahu takım tutar gibi parti tutulur mu” diye. Takım tutmanın hiç bir akılcı yanı olmadığını biliriz, Avrupalıları, Amerikalıları örnek veririz, “onlar akılla hareket ediyor, biz takım tutar gibi tutuyoruz” diye dertleniriz.

Partiyi takım gibi tutan bir tuhaf milletiz ya hani, takımı nasıl tutarız peki?

Artık onu tarif etmeye kelimelerimiz yetmez. Takım aşkı gerçekten şeref davası gibidir, kör bıçak yarası gibidir.. Bu memleketin çocuğu iseniz buna saygı duymayı bilirsiniz. O ayrı renkler hiç bir biçimde yan yana gelemezler, baba oğlul olsanız, karı koca olsanız bile, yok mümkün değil, takım aşkı herşeyin üstündedir!

Birlik beraberlik nedir bilmeyen, kavgasının sonu gelmeyen bu hırçın halk hiç bir zaman yan yana gelmeyecek sanırsınız. Ta ki bir milli maça kadar. Milli maça bile gerek yok, bizimkilerden biri Avrupa sahalarına çıkana kadar…

Bir dakika önce kanlı bıçaklı olanların tek yürek olup o maça kilitlendiğini hepiniz görmüşsünüzdür. Ben de gördüm. Hepimiz gördük. Gördük ne kelime, hepimiz zaten orada değil miydik, hala orada değil miyiz?

Eni konu onbir adamın bir topun peşinde verdiği mücadele bir milli davaya dönüşür, daha doğrusu kazandığımız, kaybettiğimiz bütün milli davaların bir işareti haline gelir, bütün farklı renklerin üzeri aynı birlik heyecanı ile örtülür.

Bir millet olmak işte böyle bir şeydir. Futbolla ülkeler fethedilmez, futbolla çağlar atlanmaz, büyük ekonomik gelişmeler sağlanmaz. Ama futbol tarihinizdeki zaferlerin, acıların, sevinçlerin, mücadelelerin, hülasa ulusun bütün moral birikiminin bir sembolü olarak cisimleşir. Türkiye’nin bir takımı mücadele ederken, koskoca bir ulusun bütün tarihi, bütün değerleridir sahaya çıkan.

Nedir bizim için bu değerler? Bizi biz yapan mefhumlar nelerdir? Onbinlerce insanın doldurduğu o stadyuma baktığınızda hemen görürsünüz. Düğünde, cenazede, bayramda, grevde, barikatta, direnişte hep onlar çıkar en öne. Hepimiz gayet iyi biliriz, her büyük olayda, her coşkun duyguda yanımızda olmazsa olmazlarımız; biri bayrağımızdır, öbürü Atatürk.

Dün gece maç boyunca bayrağımız Beşiktaş’ın göğsündeydi. Adeta devleşerek bütün farklı renklerin üstünü örten işte o minik ay-yıldız armasından başka bir şey değildi. Yendik. Ama emin olun yenilseydik de, o minik arma, ay yıldız görevini yerine getirmiş olacaktı. Çünkü futbolu da hayatımızı da güzelleştiren duygu budur, tabela neyi gösterirse göstersin ulusal maçların hiç değişmeyen sonucu bir ulusun aynı bayrak etrafında tek yürek olabilmesidir. Cenk Tosun’un attığı golden sonra göğsündeki bayrağı kaldırıp gösterdiği anı düşünün. Bundan daha güzel kaç sahne gördünüz son zamanlarda?

Evet, maçın sonunda Beşiktaş muhteşem bir oyunla galip geldi. Stadı dolduranlar bu güzel zaferi kutlamak için, en büyük zaferimizin mimarının adını haykırmaya başladılar. “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa” Ellerde bayraklar sallanıyor,  bu milletin bayrak kadar aziz bildiği diğer sembol, bizi köle derekesinden insan olma seviyesine çıkaran önderimizin adı tüm arenada yankılanıyordu.

Bayrak ve Atatürk ne demektir, İzmir Marşı ne anlama geliyor bunu bilmeyen kalmadı. Dost da biliyor düşman da biliyor ki bu semboller laik cumhuriyete ve o yoldan yürüyen “Mustafa Kemal’in askerlerine” aittir. Bu semboller hala sürmekte olan büyük kurtuluş savaşımızın sembolleridir.

Sonradan öğrendik ki insanlar Atatürk’ün adını haykırırken (maç devam ederken de bittikten sonra da)TRT canlı yayının sesi kısmış. Yani taraftarlar küfür edince uygulanan bir sansür yöntemi var ya hani, İzmir Marşı duyulmasın diye işte aynen onu kullanmış.

Dedim ya, sadece dost bilmiyor bu sembollerin anlamını, düşman da biliyor diye. TRT de böylelikle kendi yerini seçmiş. Bu zilleti nasıl kaldırırlar bilmiyorum ama seçtikleri yer tüm halkın lanetlediği düşman saflarıdır.

İzmir Marşı, İzmir’in Yunan işgalinden kurtuluşunu anlatan, kentin kurtarıcısı Mustafa Kemal Paşa’nın onuruna yazılmış bir marştır. Bu marşta TRT’yi rahatsız eden şey ne olabilir? İlk sorumluluğu milletin değerlerine saygı duymak olan bir kurum hangi cüretle en yüce değerimize bir küfür muamelesi yapabilir?

TRT’nin paniğinin sebebi, karın ağrısı bellidir. Aslında gördüğümüz, akıl hocası Kadir Mısıroğlu gibi meczuplar olan bir yönetimin son çırpınışlarıdır.

Bu adamlar utanıp sıkılmadan “Yunanlılar keşke yenilmeseydi” diyebilecek, “İngiliz mandasını tercih ederdim” diye dertlenecek kadar alçalmış yaratıklardır. Vatan, bayrak ve namus kavramları onlar için bir kuru laftan ibarettir. Atatürk’e düşman olmaları doğaldır, çünkü Atatürk, memleketi parsel parsel satan Arap kırması, batı uşağı bu beton ideolojisine karşı mücadelenin simgesidir.

Spor aynı zamanda dostluk ve barış demektir. Yunanlıların dedeleri bir zamanlar topraklarımıza işgal için gelmiş olabilirler, ama bugün artık savaş bitmiştir,  gerilim sadece bir maçın doksan dakikası kadar sürebilir ve maç bittikten sonra bu insanlar bizim komşumuz, dostumuzdur.

Ama görülen o ki içimizdeki hainlerle, “keşke Yunan işgali bitmeseydi” diyen sözde müslümanlarla mücadelemiz hala devam etmektedir. Beşiktaş taraftarının inançlı seslenişi, bu mücadelenin ilk büyük zaferini 16 Nisan tarihinde kazanacağımızın işaretidir. Onbinlerin tek yürek olarak söylediği bu marş, HAYIR oyları ile vatanı ve bayrağı yeniden kazanacağımızın müjdesini vermektedir. Dostun da düşmanın da şüphesi olmasın, inanıyorum ki biz kazanacağız!

Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook  Gaffar Yakınca sayfası
Instagram :  deligaffar

kaynak: http://deligaffar.com/2017/03/17/sansurunuz-besiktasa-da-ataturke-de-islemez/