EgOmen Bağış’tan iç savaş tehdidi: “İç savaş yaşanmaması için ‘evet’ demeliyiz”

Eski Avrupa Birliği ve Devlet Bakanı, Baş müzakereci aynı zamanda 22, 23 ve 24. Dönem AKP İstanbul Milletvekilliği yapan Egemen Bağış, Cri Türk’ten Tülin Tonkuş’ungündeme ve 16 Nisan’da yapılacak referanduma ilişkin sorularını yanıtladı.

“Bakara Makara” sözleriyle tanınan eski bakan, “Peki “evet” dersek Türkiye’de neler değişecek?” sorusuna iç savaş tehdidiyle cevap verdi. Bağış soruya, “Paketin içerisinde 18 madde var, evet demek için de en az 18 sebep var. Ama bu 18 sebebin dışında, Türkiye’yi güçlendirmek için, istikrara kavuşturmak için, Türkiye’de bir daha fitne, iç savaş yaşanmaması için “evet” demeliyiz.

Onun dışında maddelere tek tek bakarsak; milletvekillerinin gerçekten yasa yapıcı hale gelebilmesi için, seçme yaşındakilerin seçilebilmesinin önünü açabilmek için, yargının tarafsız olduğu kadar bağımsız olmasını sağlamak için, yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki denetim mekanizmasının doğru kurgulanabilmesi için, Hakim-Savcılar Kurulu’nun toplumun hassasiyetlerini temsil edebilen ve herhangi bir çete, cemaat, grup veya çıkar çevresi tarafından ele geçirilmesini engellemek için, terörün bitebilmesi için , ekonominin bitebilmesi için “evet” demeliyiz” şeklinde cevap verdi.

Eski bakan Egemen Bağış ile Tülin Tonkuş’un söyleşisi şu şekilde:

Hollanda ile yaşadığımız krizi nasıl değerlendirirsiniz, Türkiye’ye karşı neden böyle bir tavır aldı?

Aslında Dünya ekonomik standartlarına baktığınızda Türkiye’nin Dünya’nın en büyük 16. ekonomisi olduğunu görürsünüz. 15. sırada ise Hollanda vardır. Yani biz istikrarı anayasal güvence altına aldığımız zaman karar mekanizmalarımızı hızlandırdıktan sonra çok kısa bir süre içinde onların önüne geçeceğiz. Bu da onları rahatsız ediyor. Onlar talimat verdiklerinde anında yerine getirmeye çalışan, Batı’nın bir talimatıyla askerlerini Kore’ye kadar gönderip şehit olmalarına göz yuman adeta NATO’nun bekçiliğini üstlenmiş bir Türkiye vardı. Ama artık NATO’nun evet, güçlü bir üyesiyiz ama işimize gelmeyen konularda “Ulusal çıkarlarımız önceliğimizdir” diyen bir Türkiye var. Türkiye artık Dünya’ya “one minute” diyebilen bir ülke haline geldi. Bir de rakamsal bir gerçek daha var; bugün Avrupa ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımızın sayısı 5 milyonun üzerinde. Bu rakam birçok AB ülkesinin toplam nüfusundan daha fazla. Yani biz aslında AB’ye girdik. Bu da onları rahatsız ediyor.

Numan Kurtulmuş, “özür dileme noktasına gelecekler” dedi ancak Hollanda Başbakanı özür dilemeyeceklerini söyledi. Özür dileme noktasına nasıl gelebilirler sizce?

Ne Hollanda ne Avrupa, Türkiye’yi kaybetme lüksüne sahip değildir. Dürüstçe konuşmak gerekirse; Türkiye’nin de Avrupa’yı kaybetme lüksü yoktur. Ama onların bize olan ihtiyacı, bizim onlara duyduğumuz ihtiyaçtan daha fazladır. Haritayı açıp baktığınızda Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının yüzde 75’inin Türkiye’nin ya kuzeyinde ya güneyinde ya da doğusunda olduğunu görürsünüz. Avrupa yaşlanıyor. Biz ise gençleşen bir nüfusa sahibiz. O açıdan bakıldığında Avrupa’nın, Türkiye gibi nüfusu genç olan ülkelerin işgücüne ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Ayrıca güvenlik şu an dünyanın en önemli meselelerinden. NATO’da ikinci en büyük orduya sahip ülke; Türkiye. Türkiye’nin güçlü ordusu Avrupa’nın çıkarları açısından da büyük öneme sahip. Bütün bunları değerlendirdiğimiz zaman tabi ki özür dileme noktasına gelecekler.

CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nun açıklaması var “Yurtdışı propaganda yasağını 2008 yılında AKP kendisi yasalaştırdı, şimdi de mağduru oynuyor” diye?

2008’den bu yana o kadar çok şey değişti ki. 2008’den sonra yurt dışındaki vatandaşlarımıza oy kullanma hakkı tanındı. Biz yurt dışındaki vatandaşlarımızın oy kullanmasının şartlarını belirleyen yönetmeliği hazırlarken, Avrupa’daki müttefiklerimizle istişare yaptık. Sayın Cumhurbaşkanımız o dönem Başbakandı. Kendisinin Avrupalı liderlerle istişarelerine şahidim.

Bütün mekanizmaları onlarla istişareli yaptığımız halde 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimi, 7 Haziran seçimleri ve 1 Kasım seçimlerinde bir sorun çıkmadı. Ama referanduma geldiğimiz zaman zurnanın zırt dediği noktaya geldik. Almanya, Hollanda, Avusturya, Belçika gibi ülkeler, CHP’lilere gösteri yaptırırken, Ak Parti mensuplarına engel üstüne engel çıkarmaya başladılar.

Bu faşizmdir, bu ayrımcılıktır, bu düpedüz Türkiye’nin iç işlerine karışmaktır. Demek ki neymiş; bunlar Türkiye’yi büyüten Ak Parti’den rahatsızlar, Tayyip Erdoğan’dan rahatsızlar. Onlara verdiğimiz rahatsızlık için özür dileyecek değiliz. Rahatsızlık vermeye devam edeceğiz. Hitler, Musevilerin güçlenmesinden rahatsız olmuştu, Hollanda da Türklerin güçlenmesinden rahatsız oldu ve benzer söylemler kullanmaya başladı. Sonları Hitler gibi olmasın inşallah.

BU MİLLET HOLLANDA’NIN ATINDAN İTİNDEN KORKACAK DEĞİL

Başbakan Binali Yıldırım’ın bir açıklaması var; “14 Mart’tan önce Hollanda’da referandumla ilgili etkinlik yapmak mümkün görünmüyor” şeklinde. Ancak Mevlüt Çavuşoğlu, Yıldırım’ın bu açıklamasına rağmen, Hollanda’ya 14 Mart öncesinde gidip, Türk vatandaşları ile buluşmak istedi. Nitekim kriz de, Çavuşoğlu’nun 9 Mart’ta Rotterdam’a gitmek istemesiyle ile ortaya çıktı. Bir iletişimsizlik mi oldu?

Türkiye Cumhuriyeti’nin bir etkinliği söz konusu değildi. Ama Mevlüt Bey’i davet eden, Mevlüt Bey gidemeyince de Almanya’da bulunan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Fatma Hanım’ı davet eden Hollanda vatandaşı, Hollanda seçmeni, Hollanda vergi mükellefi, Türkiye’den göç etmiş Hollandalı kardeşlerimizin etkinliği idi.

Ama Hollandalılar o dostluk köprüsünü güçlendirmektense üstüne köpekleri salmayı tercih ettiler. Bunların hesap etmediği bir şey oldu. 15 Temmuz akşamı tanklardan, F-16’lardan korkmayan, açılan ateşlerden, silahlardan korkmayan bu millet Hollanda’nın itinden, atından korkacak değil.

CHP’nin ve batı medyasının Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan hakkındaki “diktatör” söylemi hakkında ne söylersiniz?

Bu tamamen deli saçması bir iddiadır. Diktatörler, silahla ayakta kalır, ordusu kadar güçlüdür, liderler ise dua ile ayakta kalır, milleti kadar güçlüdür. Tayyip Erdoğan, hiçbir zaman sırtını ne bir orduya ne silahlı kuvvetlere ne de herhangi bir ürküten güce dayamadı. Erdoğan, milletine güvendi ve hep milletin dualarıyla yükseldi. Girdiği her seçimde bir öncekinden yüksek oy aldı. Bu millet ona güvendi. Muhalefet, eğer diktatör arıyorsa seçim üstüne seçim kaybeden kendi liderlerine baksın.

Gerek 15 Temmuz’da Türkiye’nin yalnız bırakılması gerek referandum sürecinde toplantıların engellenmesine bakacak olursak Türkiye dışlanıyor mu?

15 Temmuz’da yaşadıklarımız aslında Türkiye’de bir iç savaş çıkarma çabasıydı. Ama bütün bu yaşadıklarımız ilkokul mezunu şarlatan bir emekli vaizin aklının yetmeyeceği kadar komplike ve kapsamlı projelerdir. Yani bunun arkasında aşağılık bir aklın olduğu, dış güçlerin olduğu apaçık ortadadır.

Dış güçler de Türkiye’nin hayrını istememiş, zayıflamasını istemişlerdir. Türkiye’nin büyüdükçe budanan, kurudukça sulanan bir ağaç gibi olmasını istemişlerdir. Ama Ak Parti ise Atatürk’ün hayalini kurduğu tam bağımsızlığı gerçekleştirmek için çalışıyor. Güçlü bir Türkiye, büyüyen bir Türkiye yaratmak için çabalıyor ve bundan rahatsız olunuyor.

Rusya Federasyon Konseyi Enformasyon Politikası Komisyonu Başkanı Aleksey Puşhkov’un Hollanda krizinden sonra bir açıklaması var, “Türkiye’nin AB’ye girme şansı sıfır” dedi. Sizce?

Bugün bizim vatandaşlarımıza “AB’ye girmek ister misiniz” diye sorulsa yüzde 30’un üzerinde “evet” çıkacağına inanmıyorum. Vatandaşlarımızın AB’ye karşı bir kızgınlığı var. Ama 2005’li yıllarda aynı referandum yapılsa yüzde 70’lerde “evet” çıkıyordu. Yani bugünün konjonktürüyle o kararı vermemek lazım.

O kararı, müzakereler bittiği zaman vermek lazım. Müzakerelerin bitmesi neden önemli? Bizim için üyelik çok da elzem değil. Süreç, sonuçtan çok daha önemlidir. Yani biz AB müktesebatını uygulayalım. İşimize gelen yerlerini uygulayalım, gelmeyen yerleri bir kenara bırakalım. Bizim kişi başına düşen gelirimiz 20 bin doların üzerine çıksın, biz istemeden bizi üye yapmak isteyecekler. Bizim sabırlı olmamız lazım, papaza kızıp oruç bozmamak lazım.

Biraz da referandum hakkında konuşalım. “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” olarak adlandırılıyor bu sistem. Neden bu sisteme ihtiyaç duyuldu?

Bugünkü sistem Atatürk ile İnönü’yü bile birbirine düşürmüştür. Bizim bu fitne mıknatısından bir an evvel kurtulmamız, istikrarı anayasal güvence altına alacak bir sisteme geçmemiz elzemdir. Bu sistem bize en az 230 yıl kaybettirmiştir. “Zararın neresinden dönülürse kardır” derler ya büyüklerimiz. İşte 16 Nisan’da biz zarardan döneceğiz. Bundan sonra sürekli hükümet değişikliği, erken seçim, ekonominin durması, yatırımın durması, istihdamın durması gibi tehditlerle karşı karşıya kalmayacağız.

Bizde tam bir aşure düzeni mevcut. Bizim bugünkü sistemimizi maalesef Kenan Paşa, 1980 darbesinden sonra kurgulamıştır. Davulu hükümetin boynuna takmış ama tokmağı vermemiştir, tokmağı elinde tutmuştur. Böylelikle bir eşgüdümün olması hep sıkıntıya girmiştir. Cumhuriyet tarihinde bütün Cumhurbaşkanları, başbakanlarla sorun yaşamıştır. İstisna yoktur. İddia ederek söylüyorum; bu sistemde bir babayı Cumhurbaşkanı, öz evladını Başbakan yapın, en fazla 2 yıl sonra sorun yaşamaya başlarlar.

230 YILI NASIL HESAPLADINIZ

“Bu sistem bize en az 230 yıl kaybettirmiştir” dediniz, bu rakamı nasıl hesapladınız?

Bugün 94 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’ni 65. Hükümet yönetiyor. Yani hükümetlerin ortalama ömrü 1 buçuk yıldan az. Eğer biz Atatürk’ün ilk kurguladığı sistemle devam etmiş olsaydık ve hükümetler 5 yıl görev yapmış olsaydı 65. Hükümete gelmek 325 yıl sürerdi, biz ise 94 yılda geldik. Yani 231 yıllık bir zarardayız. Bu sistemin millete attığı 231 yıllık bir kazık var.

Peki “evet” dersek Türkiye’de neler değişecek?

Paketin içerisinde 18 madde var, evet demek için de en az 18 sebep var. Ama bu 18 sebebin dışında, Türkiye’yi güçlendirmek için, istikrara kavuşturmak için, Türkiye’de bir daha fitne, iç savaş yaşanmaması için “evet” demeliyiz. Onun dışında maddelere tek tek bakarsak; milletvekillerinin gerçekten yasa yapıcı hale gelebilmesi için, seçme yaşındakilerin seçilebilmesinin önünü açabilmek için, yargının tarafsız olduğu kadar bağımsız olmasını sağlamak için, yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki denetim mekanizmasının doğru kurgulanabilmesi için, Hakim-Savcılar Kurulu’nun toplumun hassasiyetlerini temsil edebilen ve herhangi bir çete, cemaat, grup veya çıkar çevresi tarafından ele geçirilmesini engellemek için, terörün bitebilmesi için , ekonominin bitebilmesi için “evet” demeliyiz.

Referandum çalışmalarınız var ve devam ediyor, her yeri dolaşıp halka anlatmaya çalışıyorsunuz bu sistemi. Peki gözlemleriniz nedir?

Her gittiğim bölgenin kendine has hassasiyetleri var. Ben bugüne kadar referandumla ilgili olarak Mersin’de, Siirt’te Van’da, İstanbul’da ve Ankara’da çalışmalarda bulundum. Önümüzdeki günlerde Yozgat, Bilecik, Bursa, Eskişehir ve Ordu’da planlanmış toplantılarım var. Her bölgenin kendine has soruları var. Ama genel açıdan bakıldığında toplumun büyük çoğunluğunun bu pakete teveccühü olduğunu görüyorum.

Size göre ne sonuç çıkar referandumdan?

Benim tahminim yüzde 65’e yakın bir oranda “Evet” çıkacaktır. Çünkü “Hayır” çıkmasının ülkeye ne gibi zararlar getireceğini vatandaşımız görüyor. “Hayır” çıkarsa muhalefet haklı olarak erken seçim talep edecektir. Erken seçim de Türkiye’yi en az 8-9 ay kilitleyecektir. O seçimden de ne çıkacağı belli olmaz. Onun için ekonomimizin “Hayır”ı kaldıramayacağı konusunda vatandaşlarımızın genel bir endişesi var.

CHP’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine karşı? Kılıçdaroğlu, “Evet demenin vebali büyüktür” diyor?

Keşke Sayın Kılıçdaroğlu da takoz olmak yerine yapıcı olsaydı ve sürece katkı vermek isteseydi. Adamcağız, daha evvel de tuttu, “Somali’ye gideceğim” dedi, Cumhurbaşkanımıza özendi. Ama Kenya’ya gitti. Döndüğünde “Somali’de gördüklerim” diye anlattı, farkında bile değildi gittiği yerin Kenya olduğunu. Yürüyen merdivenlere binmek istedi, ters taraftan bindi.

Oy kullanması gereken en tabi demokratik görevini yapamadı, seçmen kaydını yapmayı unutmuştu. Oy kullanmayı dahi beceremedi. Sigortalarla ilgili performansı belli zaten. Ona emanet edilen Sosyal Sigortalar Kurumu’nu iflasa zorladı. Kendi torununu bile 1 yaşındayken sigortalı yapmaya kalktı. Yani gerçekten milletin tebessümüne vesile olan ana muhalefet liderimiz var. Allah onu CHP’nin başından eksik etmesin. Bu millet CHP deyince siyah beyaz televizyonu hatırlıyor. “Kaynana dırdırı” diye bir laf vardır. “Kaynana dırdırı” deyince akla CHP geliyor artık.

Tuna Bekleviç… Eski danışmanınız “Hayır” partisi kurdu. Ne söylersiniz? Referandum bitince de kapanacakmış. Bekleviç, anayasa değişikliğinin ‘Cumhuriyetin sonu olacağını’ savunuyor. Nasıl böyle birden görüş değiştirmiş olabilir. Daha önce de ajan olduğu konuşulmuştu?

Benim emrimde çalışmış binlerce bürokrattan bir tanesi. Çok yakın danışmanım olduğunu söyleyemeyiz. Kendisi daha önce bir parti kurmuştu. O partisini kapayıp, bizimle beraber çalışmak istediğini söylediğinde biz ona fırsat verdik. Daha sonra ayrıldı. Bu referandum aleyhinde kampanya yapmak için “Hayır” partisini kurduğunu ben de duyuyorum. Bir ara sürekli mesaj atıyordu bana. Ben whatsapp’ta blokladım. Çünkü onunla uğraşacak vaktim yok. Neci olduğunu ben de bilmiyorum. Bir gün yayına çağırın, ona sorun. Ajan mı değil mi, kendi cevap versin.

Biraz da 15 Temmuz gecesine dönelim… Siz 15 Temmuz gecesi ne yaşadınız, ne hissettiniz o akşam… Kimlerle iletişim halindeydiniz?

Ben bunun bir kalkışma olduğunu anlar anlamaz telefonlara sarıldım. Dışişleri Bakanımız başta olmak üzere ilgili bütün arkadaşlarımızla istişare halinde 5 yıl boyunca Baş müzakerecilik ve AB Bakanlığı yaparken tanıdığım, daha evvel de 17 yıl yaşadığım ABD’den tanıdığım ne kadar siyasetçi, bakan, Başbakan, parlamenter varsa tek tek onları aradım ve demokrasiden yana demeç vermelerini rica ettim.

Burada bir şeyi itiraf edeyim; hiçbiri yok demedi ama Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın halkımıza yaptığı çağrıya kadar da hiçbiri demeç vermedi. Ne zaman ki bu millet tankların önünde siper oldu, canını vermeye hazır olduğunu ilan etti, bir anda Berlin, demokrasi havarisi kesildi, Washington, Brüksel, Atina hepsinden açıklamalar gelmeye başladı. Yani bizim yapamadığımızı milletimiz yaptı. Onlara o açıklamaları milletimiz yaptırdı.

Son olarak FETÖ Lideri Fettullah Gülen iade edilir mi, Trump’ın tutumu ne olur?

Fettullah Gülen’in iade edilmesi en büyük arzumuz. Ancak, gerçekçi olmak gerekirse Fettullah Gülan’in ABD’nin derin devleti ile işbirliği yaptığı ortada… Sayın Trump’ın bu derin mekanizmalarla ilişkisinin çok iyi olmadığını görüyoruz. Gülen’i iade etmek isteyecektir ama gücü yetecek midir, onu göreceğiz.

Ama şuna inanıyorum; ABD’de o şarlatanı kullanan aşağılık aklın temsilcileri onun ipini çektiler. Nasıl geçmişte Bin Ladin’i kullanıp sonra imha ettilerse, Kaddafi’yi, Saddam Hüseyin’i, başka elebaşlarını kullanıp sonra yüzüstü ortada bıraktılarsa 15 Temmuz günü de aslında Gülen’in ipini çektiler. Ona son bir hamle olarak Türkiye’de iç savaş çıkarma görevi verdiler, o da beceremedi.

Şu anda neler yapıyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte Sayın Erdoğan ile tekrar birlikte çalışma durumunuz söz konusu olabilir mi? Konuştunuz mu hiç bu konuları?

Ben şu an çok uluslu birkaç firmaya serbest danışmanlık yapıyorum. Onun dışında sizin gibi takdir ettiğim meslektaşlarınızla sohbet ediyorum. Radyo ve televizyon programlarına çıkıyor, gazetelere demeçler veriyorum, makaleler yazıyorum ve birikimimi paylaşıyorum. Benim siyasi bir mevki ya da makam beklentim yok.

Ama ben kendimi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve temsil ettiği hareketin neferlerinden biri olarak görüyorum. İhtiyaç duyarlarsa tabi ki koşa koşa giderim. Ama Allah nasip etti, ben o mevkileri makamları yaşadım. Daha genç kardeşlerimizin yaşamasına öncülük etmeyi tercih ediyorum. Ben hamdolsun 32 yaşında milletvekili oldum, 36 yaşında Türkiye gibi büyük bir ülkenin iktidar partisinin genel başkan yardımcısı oldum, 38 yaşında bakan oldum, 43 yaşında da hayatımın en büyük eğitim sürecine girdim, iftiralarla, haksızlıkla, saldırılarla mücadele etmeyi öğrendim.

“Öldürmeyen şey güçlendirir” derler ya, o süreçten de çok şükür güçlenerek çıktım. Şu anda hem kendi iç huzurum açısından hem ülkemin geleceği açısından çok daha umutlu olduğum dönemdeyim. Birikimimi de ülkem için milletim için seferber etmeye çalışıyorum. Son olarak şunu söylemek istiyorum; trafikte hatalı sollama ölüm, demokrasilerde hatalı oylama da zulüm getirir. Allah bu ülkeyi yeniden zulümlerle baş başa bırakmasın.

kaynak: http://www.birgun.net/haber-detay/egemen-bagis-tan-ic-savas-tehdidi-ic-savas-yasanmamasi-icin-evet-demeliyiz-151482.html