Geçenlerde yalan söylemeyi alışkanlık haline getirdiği düşünülen bir öğrenciyi öğretmeni odama getirdi – biliyomuydun.com

Geçenlerde yalan söylemeyi alışkanlık haline getirdiği düşünülen bir öğrenciyi öğretmeni odama getirdi

Yaşam 31 Mart, 14:14'de eklendi

Geçenlerde yalan söylemeyi alışkanlık haline getirdiği düşünülen bir öğrenciyi öğretmeni odama getirdi.

Okul müdürünün odasına gelen bu öğrenci minicikti, oturduğu sandalyede kendisi kadar bir yer daha vardı. Gözlerini benden kaçırmaya çalışarak sığınacak bir boşluk arıyordu. Gözlerine baktım, gözlerinde gördüğüm o tanıdık duygu, beni yıllar öncesine götürdü. 

Bir Anadolu şehrinde, sokakların güvenli olduğu, akşam ezanına kadar dışarıda oynadığımız günlerdeydik. Oturduğumuz evin bahçesinde, yazları gurbetten gelen hala oğluyla oyun oynuyorduk. Üç katlı evin yanında, üst komşumuza ait bir garaj vardı.

Bahçenin garajla birleştiği yerde çalı çırpı toplayıp küçük bir ateş yakmıştık, ateş boşa gitmesin diye de üstüne mısır koçanları koyup kendimizce eğleniyorduk. Annemin akşam yemeği zamanı seslenişi ile, yaktığımız ateşi söndürdüğümüzü düşünüp eve girdik. Aradan bir saat geçmeden itfaiye araçlarının bizim sokağa girdiğini siren sesiyle anladık.

Neler oluyor demeye kalmadan yandaki garajın alevler içinde olduğunu fark ettik. İçerde araç yoktu ve çıkan yangın kısa sürede söndürülmüştü. Annem bana bakıp: “İtfaiyeciler soracak, kim yaptı diye, işte sen o zaman görürsün” dedi. Yangın söndürüldü, itfaiyeciler gitti.

Annem itfaiyeciler gitmesine rağmen, “Dur bakalım gelip seni ne zaman alacaklar?” diyerek korkumun içten içe büyümesine neden oldu. Gecenin nasıl korkuyla, yatakta kıvrılıp küçücük kalmaya çalışarak uykusuz geçtiğini, kendimi nasıl çaresiz hissettiğimi anlatamam.

Çocukluk, yaşamı tanımak için denemeler yapmakla geçiyor. Bu denemelerden kimi, yaramazlık adına ileri adımlar atmak olabiliyor. Geçmişin ağır anlarından biri de ilkokulda okul müdürünün odasına çağrılmış olmamdı. Yavrukurt olmuştum, sonra yavrukurtluk için yapılan etkinlik bitmiş, kıyafetlerimi kaldırmıştım.

Sanırım ertesi yıldı, sınıfta benden daha cılız bir çocuk için öğretmen yavrukurt kıyafetlerimi istemişti. Evden getirip hiç istemeyerek bu çocuğa kıyafetlerimi vermiştim. Aradan uzun zaman geçmiş, yavrukurt etkinliği bitmişti. Bu benden alt sınıfta olan çocuğu sıkıştırıp kıyafetlerimi geri istemiştim.

Bir isteme, iki isteme, üç isteme, kıyafetler gelmiyor. Her soruşumda daha da sertleşiyordum ve isteğimin yanına tehditler ekliyordum. Bu tehditlerim kendimi okul müdürünün odasında bulmama neden oldu. Benim odama gelen çocuk gibi oturmuyor, kapının yanında ayakta bekliyordum.

Okul müdürü bana doğru yürümeye başlayarak, tok sesiyle konuşmaya başladı. “Ataman, duyduklarıma inanamıyorum. Sen nasıl bir çocuksun, neyse dur bakalım baban bunları duyduğunda ne diyecek bakalım?” Konuşmada geçen “Baban bunları duysa!” sözcüklerinin etkisi hala zihnimde. O an hissettiğim kocaman bir korkuydu. Korkuya neden olan şey ise utancımdı. Çocukken her birimiz farklı utançlar nedeniyle korkumuzu besliyorduk. Korkunun minicik bedenlere ne denli büyük geldiğini çok iyi bilirim o yüzden.

Şimdiki aklımla bu yaşanmışlıkları ele aldığımda her iki olayda da yaptığım davranışların olumsuz taraflarını düşünmek yerine korkumla baş başa kaldığımı fark ediyorum. Korku olumsuz davranışı yok etmiyor, aksine besliyordu. Arkadaşımı tehdit ederek kıyafetlerini geri isteyen ben, olumsuz davranışımın, arkadaşımın üstünde yarattığım kötü baskıyı hiç düşünmemiştim bunun yerine beni okul müdürüne şikayet eden öğrenciye karşı nefretim daha da artmıştı. 

Korkutarak eğitmeye çalışmak alışkın olduğumuz bir yöntem: “Hele bir çalışmayın da sınavda siz görürsünüz”, “Gül gül ben de sana sene sonunda güleceğim”, “Bu yaptıklarını ailen duyduğunda sana ne diyecek?”, “Teneffüste müdürün odasına gidiyorsun”, “Sen bu ödevini de yapma da göreyim seni!”, “Disipline gönderirim seni” cümlelerini okullarda duymaya alışkınız. 

Bu korku kültürü önce evde başlıyor: “Akşam babana söyleyeceğim seni”, “Gideyim de annesiz kal!”, “Doktora gidelim de bir iğne yapsın”, “Seni çingenelere vereceğim”. Benim yaşlarımda olup da bu tehdit cümlelerinden en az birini duymayan yoktur herhalde. Tehdit ve korku ile yoğrulan küçüklük, yetişkinliği de etkiliyor elbette.

Korkuların eğitimdeki sopası ise ceza oluyor. Şunu yaparsan böyle bir ceza ile karşılaşırsın. Sistem kendi içinde kusursuz işliyor, ne yazık ki olumsuz davranışı sonlandırmanın yolunun korkutmaktan ve cezalandırmaktan geçtiğini düşünüyoruz. 

Okulların en büyük sorunların biri olumsuz davranışla baş etme mücadelesi. Çoğu okul kolay yolu seçiyor, cezalandırmak. Ortaokulda başlayan “Seni disipline yollarım” anlayışı büyük yaşlarda da devam ediyor. Daha küçük yaşlarda ise farklı cezalar ortaya çıkıyor:

Arkadaşımın çocuğu ana sınıfında arkadaşlarına tükürüyormuş, öğretmeni sınıfın köşesine duvara bakan bir masa ve sandalye koymuş. Bu masa ve sandalye düşünme köşesi içinmiş. Tüküren çocuğu bir saat o masaya alıp davranışını düşünmesini istiyormuş. Tükürme davranışının karşılığı olarak beş yaşındaki çocuğu sınıftan ayırmak ve duvara bakmasını istemek ne derece anlamlı? Öğretmen bu cezasını da sınıfta korku olarak kullanıyor: “Bu davranışına devam edersen, düşünme köşesine geçersin…”

Saçını kısacık kestiren bir kız öğrenci yanıma geldi. Kendi sınıfından üç öğrencinin “Erkek gibi olmuşsun” diyerek onunla dalga geçtiklerini ve kalbinin çok acıdığını söyledi. Kalbi acıyan öğrenciden beklemesini isteyerek bu üç öğrencinin yanlarına gittim, futbol oynuyorlardı.

Yanıma çağırdım, arkadaşlarını kırdıklarını söyledim. “Özür dileriz” dediler, özür dilemenin kolay bir çıkış yolu olduğunu ve kalbi kırılan arkadaşın kalbinin acısını dindirmeyebileceğini söyledim. “Bunun başka bir yolu olmalı” dedim. “Tamam, iki gün teneffüste top oynamayalım” dediler. İlk akıllarına gelen, ön deneyimlerinden biriydi ve kendi cezalarını vermişlerdi. “Top oynamamanız dalga geçtiğiniz arkadaşınızın kalbine neden iyi gelsin ki?” diye sorduğumda şaşırdılar. Çıkış yolları buydu: Ceza…

Muhtemelen onu da biz yetişkinlerden öğrenmişlerdi. Oysa ki ceza dışında başka çıkış yollarına ihtiyacımız var. Eğitimciler olarak olumsuz davranışı ortadan kaldırmayan ve aksine olumsuz davranışın devamını getiren ceza anlayışından kurtulmalı, ceza yerine empatik beceriyi geliştiren yöntemlerin arayışında olmalıyız.

mujdatataman@gmail.com

https://twitter.com/ataman_mujdat

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.