Önce Masumiyetimizi Yitirdik Sonra Nezaket ve Hoşgörümüzü – biliyomuydun.com

Önce Masumiyetimizi Yitirdik Sonra Nezaket ve Hoşgörümüzü

Dünya 6 Nisan, 00:47'de eklendi

Herkes her şeyi biliyor, okumadan, araştırmadan biliyor üstelik

Şöyle bir özgüvenimiz var kendimize, hatta özgüvenden öte kendini beğenmişliğe kadar uzanıyor. Birisiyle tartıştığımızda, kendi düşüncelerimizi söylemekten çok, karşıdaki insanın düşüncelerini değiştirmeye şartlanıyoruz. Böylelikle aslında tartışmayı daha baştan kaybetmiş oluyoruz.

Tartışmanın bir kazananı da yok aslında. İnsanlar, birbirlerinin düşüncelerinden etkilenirlerse, zaten doğal olarak etkilenirler. Ama şartlanmışlıkla ve karşıdaki kişinin düşüncelerini değiştirme amacıyla yapılan bir tartışma, kısır döngüden başka bir şey değildir. Karşımızdaki kişi, bizim düşüncemizi onaylamadığında onu dogmatik olmakla suçluyoruz.

Kendimizi ve düşüncelerimizi o kadar beğeniyoruz ki, karşıdaki kişi düşüncelerini değiştirmezse o dogmatik oluyor bize göre, biz ise ‘doğru’ düşünceyi savunduğumuz için yol gösteren. Peki şunu kendimize soruyor muyuz, neden karşımızdaki insan düşüncesini bizim düşüncemiz yönünde değiştirmediğinde dogmatik oluyor da,  biz düşüncemizi değiştirmediğimizde dogmatik olmuyoruz?

Aslında düşüncelerimiz belirli bir yaştan sonra kolay kolay değişmez. Çünkü düşünce, yalnızca düşünce değildir. Düşünceler, bir gömlek gibi insanın vücuduna yapışmıştır. Çünkü düşüncelerimizle yıllarca bir çevre oluşturmuşuzdur. O çevre içinde kendimizi ifade etmekteyizdir. Dolayısıyla  ‘bilime inandığını’ söylese dahi, bilimsel diyalektik materyalizme inandığını söyleyen birçok insan, yıllar geçse de düşüncelerinde bir milimetre değişiklik yapmaz, bir gelişme de göstermez ve bunu da tutarlı olmakla açıklar.

İnsanlar senin hakkında ne düşünürlerse düşünsünler, sen durma yürümeye devam et, demiştim kendi kendime her zaman. Başkalarına olumlu ve ama özünde bir yanılsamadan ibaret bir imaj vermektense, bu enerjiyi kendini geliştirmek için harcayabilirsin, dedim.

Yıllar önce öğrendiğim gerçek şuydu: Başkalarının düşüncelerini değiştirmeye çalışma, buna harcayacağın enerjiyi kendi düşüncelerini zenginleştirmek ve geliştirmeye harca. Böylece yol almaya başladım. Yavaş yavaş ağır ağır da olsa ilerlemek güzel. Kendi yolumdan gitmeye karar verdim, başkalarının yolunda değil. Ve en önemlisi başkalarını benim yolumda gitmeleri için etkilemekten vazgeçtim.

Bırak herkes istediği yolda yürüsün, istediğini özgürce düşünsün. Sen kendin ile ilgili kararlar al, kendi yolunda yürü. Böylece enerjimi, daha olumlu bir amaca harcamaya karar vermiş oldum. Boş tartışmalar, başka insanları etkileme, değiştirme çabaları bence enerji israfından başka bir şey değil.

Kibarlık, düşünceIerin kıyafetidir.” – Lord ChesterfieId

Sosyal medya çağında en önemli değerlerimizden birisi olan nezaketimizi de yitirdik. Başkalarına karşı ölçülü davranış biçimlerimizi de beraberinde yitirmiş olduk böylelikle. Bir düşüncenin içeriği kadar, onu nasıl dile getirdiğimiz de önemlidir. Örneğin bir eleştiri yaptığımızda bunu saygısız, kibirli bir tavırla yaparsak, eleştirimiz çoğu zaman yerini bulmaz, adresine ulaşmaz. Ama aynı eleştiriyi daha saygılı ve nazik bir biçimde dile getirirsek, insanlar da eleştirimizi daha saygı duyarak okur ve değer verirler.

Sosyal medyaya özellikle gazete ve haber sitelerindeki yorumlara bakarsak, şunu çıkarabiliriz: Herkes her şeyi biliyor, okumadan, araştırmadan biliyor üstelik. Yazıları, haberleri, makaleleri okumadan ya da kibirli bir şekilde küçümseyerek okuyarak, çoğu zaman da çarpıtılmış, yazı, haber, makale ile ilgisi olmayan şekilde yorum yapan insanlar var.

Bir ikincisi kimse kimseye saygı duymuyor neredeyse. Bir tür yarış olarak görülüyor bilgi yarışı ve derin bir aşağılık kompleksinden kaynaklı bir davranış biçimi yaygındır. Bu yalnızca internette değil, gerçek hayatta da böyle.

Düşüncelere düşüncelerle yanıt vermektense, küfür, hakaret, tehdit ve saldırgan sözlerle yanıt vermeye çalışan birçok insan var. Üstelik bunların bir kısmı kendisini “ilerici, çağdaş ” olarak görüyor. Çünkü düşünceye düşünce ile yanıt vermek için, okumanız, araştırmanız ve bu işe zaman harcamanız gerekir. Sosyal medyada boş boş amaçsızca dolaşıp zaman harcamak varken, kim araştırmaya zaman ayıracak… Hem zaten her şeyi biliyoruz değil mi!.. Birçok insan ise araştırmak, öğrenmentense daha baştan reddediyor, üstelik kibirli ve nazik olmayan kaba bir dille.

Nezaketimizin kaybı aslında toplum içindeki bireyin birbirine bakışını ve davranış biçimlerini de değiştirecek kadar önemli bir etken. Toplumsal yaşam içinde gözlemlersek, her on yılda bireylerin daha kaba, saygısız, kavgaya hazır ve saldırgan davranış biçimleri gösterdiğini gözlemleyebiliriz. Aynı durum gerçek yaşamda olduğundan daha fazlasıyla internet üzerinde gözlemlenebilir.

Bu çağda masumiyetimizi de yitirdik ve dolayısıyla bir türlü adil de olamıyoruz. En çok tahammül edemediğimiz sey, kendi düşüncemizin, dünya görüşümüzün eleştirilmesi. Böyle olunca deliye dönüyor, bir türlü kabullenemiyor ve saldırgan sözlerle ifade ediyoruz kendimizi çoğu zaman. Çünkü görüşü ne olursa olsun insanların çoğunluğu, dünya görüşlerinin, inançlarının mükemmel olduğunu ve en küçük bir çelişki içinde olmadığını düşünüyor. Yani fanatikleşiyoruz giderek daha çok. Mahatma Gandhi’nin dediği gibi, “Hoşgörüsüzlük, kendimize ve davamıza güvenmediğimizin bir işaretidir.” oysa.

Kimseye saygımız yok, çünkü aslında kendimize olan saygımızı yitirmişiz, kendimizle barışık değiliz. Sevmeyi de giderek unutuyoruz.

Nezaketimiz ile birlikte yine kaybettiğimiz davranış biçimlerimizden birisi de hoşgörüdür. Sokakta yürürken bile insanlarla göz göze gelmeye korkuyoruz. Birisine iki kez baktığımızda hemen kaşları çatılıyor ve insanlar kavga etmeye, patlamaya hazır saatli bomba gibi yürüyorlar, oturuyorlar. En küçük bir hatamızda, yanlışımızda hemen insanların ses tonları yükseliyor, sertleşiyor. Biraz baksanız hemen “Ne bakıyorsun?” diye kavga etmeye hazırlar. Kırk yıllık dostumuz ilk hatamızda, yere düştüğümüzde acımadan tekmeyi vuruyor. Brezilya’da “Ne bakıyorsun kardeşim?” diye birisine sorsanız anlamaz, hatta güler size. Kültürden kültüre değişir bu durum aynı zamanda.

Şiddet dürtüsü en küçük bir tetikleme ile açığa çıkmaya hazır. Dünya coğrafyasına baktığımızda özellikle Ortadoğu toplumlarında hoşgörü olgusunun yeterli derecede içselleştirilemediğini görebiliriz. Bunda tarihsel olarak dinden ve çeşitli nedenlerden kaynaklı savaşların, tabuların, bu coğrafyada sivil toplumların ve özgür bireyin oluşamamasının da rolü de var. Zaten çok az bir hoşgörüye sahiptik, onu da masumiyetimizle birlikte yitirdik.

İnanılmaz bir cahil cesaretine sahibiz, kendimizi olduğumuzdan yüz kat fazla görüyoruz. Sosyal medyadaki yorumlara şöyle bir atarsak bunu görebiliriz. Bir yarış içindeyiz, üç gramlık bilgimizi kanıtlama yarışı içinde. Bunun için gerekirse hakaret, küfür bile edebiliyoruz. Kendi düşüncemizden başka hiçbir düşünceye saygımız ve hoşgörümüz yok.

Erol Anar

4 Nisan 2017 – Paraná-Brezilya

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.