Kaybetmedik çok şey kazandık

Kaybetmedik çünkü anlaşıldı ki YSK aracılığı ile yine bir tuzak hazırlanmış ve uygulanmış. Bunu bilenler işi gargaraya getirerek “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diyerek zar tutan tavlacının kahvehanedeki yüksek telden tantanasını yapıyor.

Buna şaşırdık mı hayır.

Şu son 10 yılda ölçülebilen tartılabilen hangi işte herkes gönül rahatlığı ile hakkın hukukun yerini bulduğuna inandı ki.

Toplumun en çok güvendiği kurumlarda olup bitenler, ortaya saçılan yolsuzluklar hukuksuzluklar her seferinde derin bir hayal kırıklığına ve güvensizliğe yol açtı.

Ordusu, yargısı, her türlü yarışma sınavının güven merkezi kabul edilen ÖSYM si, hatta noterleri hangisine gerçekten güvenebiliyoruz ki YSK nın yaptığı uygulamaların altında bir bit yeniği aramayalım.

Daha seçimler öncesinde halkın büyük bir çoğunluğunun acaba bir hile yapılır mı endişesi referandum sonunda ete kemiğe bürünmüş bulunuyor.

Ortada açık kanun hükmü duruyorken, AYM nin kararı varken YSK başkanı biz seçmeni korumak amacıyla yorum yaptıklarını, bu yorumun yeni olmadığını 1994 ten örnek vererek açıklıyor.

Şimdi YSK başkanı yeni hükmün kanuna 2010  da eklendiğini, AYM kararının 2014 de alındığını bilmiyor mu Yoksa argo tabirle bizleri mi kerizliyor?

Tek işi seçim yapmak, seçim güvenliği konusundaki mevzuatı uygulamak olan ve hukukçu kimliği taşıyan bir insanın bildiğibaşka şeye ihtiyacımız yok ki.

Ancak maalesef memlekette bir kez fiili duruma hukuki bir bir kılıf giydirilmesi başlayınca işin sonu gelmiyor. Ülkenin yasalarının anayasasının çizdiği sınırlar bir kişi tarafından hiçe sayılarak çiğneniyor ve memleketin bütün sorunları bir tarafa bırAKILARAK buna hukuki bir kimlik kazandırılmaya seferber olunuyor. E tabi yanlış başalayan işin doğru devam etmesi usulüne uygun olmasını da fazla beklememek gerekiyor.

Referandum işinin şaibe ile bitmesinin ve dünyanın gözünde hızla irtifa kaybetmemizin sebebi budur. Dolayısıyla 51 49 la Evet kazanıp Hayır kaybetmedi Türkiye dünyada biraz daha itibar kaybetti.

Ama bu ülkenin yeniden ayağa kalması için elindeki kıt imkanlarla ortaya çıkan, elini taşın altına atan onurlu insanlar çok şeyler kazandık.

“Cahil kendin aklar Kamil özün yoklar” ozanlar. O nedenle sonuca bahaneler aramak teselliler bulmak için bunu söylemiyorum. Zira kişisel olarak bu uğurda çaba gösteren herkesin, neyi eksik yaptığını, neyi daha iyi yapabileceğini düşünmesi, kendini eleştirmesi gerektiği kanaatindeyim.

Ancak kazandıklarımızı iyi tespit edip korumazsak işte o zaman kaybederiz. Bunca gösterilen çaba, emek, özveri heba olur.

Türkiye Cumhuriyetinin özgür vatandaşları uzun zamandır yaşadığı bölünmelere ötekileştirmelere rağmen farklılıklarını bir kenara bırakıp bir kahvehane masasında, bir esnaf tezgahında, bir sokak bankında oturmayı başardı. Cumhuriyet, demokrasi ve vatan değerleri konusunda aynı kaygıları taşıyanlar ayrılıkların ne kadar teferrut olduğunu fark ettiler.

Bir ülkede demokrasi ve hukukun üstünlüğü söz konusu değilse hiçbir farklılığın ifade edilemeyeceğini, hiç kimsenin güvende olamayacağını ve toplumsal barışın sağlanamayacağını gördüler.

Yan yana durabildik. Birbirimizi kırmadan karşılıklı konuşabildik. Hatta birbirimizle hiç konuşmadan ortak bir söylemde buluştuğumuzu fark ettik. Bir araya gelme konusunda kimse kimseyi zorlamadı. Kimse kimseden emir almadı. Kimsenin kimseden bir maddi beklentisi yada talebi olmadı. Büyük medya kurumları tarafından desteklenip motive edilmedik. Hiçbir devlet imkanı bu kendiliğinden oluşan birlikteliğe sunulmadı.

Aksine toplum daha önce hiç yaşanmadığı gibi tek yanlı ağır bir propaganda bombardımanına maruz bırakıldı. İnsanlar televizyon açamaz, gazetelere bakamaz hale geldi. Sokakta caddede kafamızı ne yana çevirsek evet bombardımanının ipe sapa gelmez sloganları ile karşılaştık. Bir süre sonra gözlerimiz alıştı,gördüklerimiz sıradanlaşmaya başladı. Çünkü yapılmak istenene dair aklı başında bir söze rastlamak mümkün olmadı. Yapılan tamamen hamasete dayalı kaba bir propagandadan başka bir şey değildi.

Ne yazık ki hepimizin malı olan devlet olanaklarının fütursuzca kullanılmasına; ama yapılmak istenen değişikliği anlatmak açıklamak için değil illüzyon yaratmak için kullanılmasına tanıklık ettik. Bu memlekette neyin olmaması gerektiği konusunda çok öğretici olmuştur. Türkiye’de yaşayan sıradan her vatandaşın bu ağır propaganda sürecinden yorulduğunu görüyorum.

Oysa hepimiz iyi biliyoruz ki ülkemiz büyük bir dış politika krizi veekonomikkriz ile burun buruna. Neredeyse bütün komşularımızla, müttefiklerimizle ilişkilerimiz bozuldu. Yakın uzak bir çok ülke ile sorunlar yaşıyoruz. Hal böyle iken ekonominin dengede gitmesi işsizliğin enflasyonun kontrol altında olması mümkün mü? İçerde yaşadığımız terör başta bir çok sosyal sorun da derinleşerek devam ediyor.

Devleti yönetenler enerjilerini bu sorunların çözümü için seferber edeceklerine maalesef referandumun peşine düştüler. YSK nın uygulamasını bir yana bırakarak söylüyorum. Bütün abanmalara, bütün devlet imkanları ile inandırabildikleri kesim, aldıkları sonuç %51.

Bunu karşısında bütün engellemelere olanaksızlıklar rağmen Türkiye’nin her kesiminden kol kola girenlerin oluşturduğu bir %49 duruyor.

Araştırmacılar %51in büyük oranda AKP ve az miktarda MHP li kitleyi tarif ettiğini söylüyorlar. Benim de sahadaki izlenimlerim bununla örtüşüyor. Hatta evet tercihinin en önemli gerekçesinin anayasa değişikliğini bilmekten değil Tayip Erdoğan sevgisinden kaynaklandığını gördüm.

Oysa %49 un içinde her renkten her inançtan her düşünceden insanlar var. Türkiye Cumhuriyetine demokrasi ve hukukun üstünlüğüne inanmış vatandaşlar var. Bu tablo Türkiye’nin uzun zamandır görmediği bir tablo.

Bu tablo Türkiye’deki yerleşik siyaset tarzını baştan ayağa değiştirmeye aday bir tablodur. Bu sonuçlar karşısında siyaset yapan hiç kimse farklılıkları gözardı ederek yoluna devam edemez. Hiç kimse ortak yaşam alanlarında sorun yaşadığını, kendisini ifade edemediğini söyleyen birine karşı kayıtsız kalamayacaktır. Başarının, insani yaklaşımın bu olduğu bu süreçte bir kez daha anlaşıldı. Bundan büyük kazanç olur mu?

Ahmet Tatar

Odatv.com