Kan Donduran 58 Yıllık Korkunç Gizem: Dyatlov Geçidi Vakası – biliyomuydun.com

Kan Donduran 58 Yıllık Korkunç Gizem: Dyatlov Geçidi Vakası

Dünya 23 Nisan, 16:40'de eklendi

28 Ocak 1959 günü başlamak üzere iki hafta sürecek bir gezi planlarlar ve Ural dağlarını tercih ederler. Ardından gizemi hala çözülemeyen olaylar silsilesi başlar.

Belki de bu güne kadar duyduğunuz en gizemli olaylardan birisini açıklayacağımız yazıyı bir solukta okuyacaksınız.

Kayak sporuna ilgi duyan bir grup arkadaş Ural dağları’nda geziye çıkmak için plan yapar ve yola koyulurlar. Ancak bir dizi esrarengiz olay onları delirtmiş ve ölüme sürüklemiştir. Gerilim filmlerine taş çıkartacak hikayenin ayrıntıları insanın kanını donduruyor. Bir dönem Rusya’yı çalkalayan olay eğer günümüzde yaşansaydı internet sayesinde belki de unutulması daha zor olacaktı.

Igor Dyatlov, Zinaida Kolmogorova, Iyudmila Dubinina, Alexander Kolevatov, Rustem Slobodin, Georgyi Krivonischenko, Yuri Doroshenko, Nicolas Brignollel, Alexander Zolotarev hikayenin kahramanları olan 9 samimi arkadaş. 27 ocak 1959 günü Sovyet Rusya’da Ural Dağları’nın uçsuz bucaksız eteklerinde 2 haftalık bir tırmanış ve kayak gezisi için yola çıktılar. Aslında bazı kaynaklara göre 10 kişiydiler ancak bir tanesi sağlık problemleri yüzünden son anda aralarından ayrılmak isteyince 2 kadın 7 erkek olarak yola çıktılar.

Yolculuklarındaki nihai hedef kuzeydeki en son yerleşim birimi olan Vizhai bölgesindeki Otorten Dağı’na kadardı. Rotaları dağcılıkta en zor kategori olarak bilinen “kategori 3” sınıfındaydı ancak başta liderleri İgor Dyatlov olmak üzere takım olarak kendilerinden çok eminlerdi.

Her biri tırmanış ve uzun kayak gezisi tecrübeleri olan yetenekli sporculardı. 2 haftadan fazla bir süre dondurucu soğukla mücadele edecek olmaları ve tehlikeli rotaları gözlerini korkutmuyordu. Takımın deneyimden kaynaklanan bir cesareti vardı ve hiç birisi kolay kolay korkuya kapılacak insanlar değillerdi.

Gezi planına göre grup Vizhai kasabasına geri döndükten sonra liderleri Dyatlov hemen bağlı oldukları spor kulübüne telgraf çekecekti. 12 şubat günü kararlaştırıldığı gibi telgraf gelmediğinde kimse bir tepki vermedi. Bu tür zorlu gezilerde gecikmeler neredeyse her zaman olurdu ve gecikme olduğu düşünülerek ilk etap durum önemsenmemişti. Birkaç gün sonra bir şeylerin ters gitmiş olabileceği ihtimali düşünülmeye başlandı.

Sporcuların ailelerinin ısrarı üzerine enstitü bir kurtarma ekibi oluşturarak 20 şubat 1959’da arama çalışmalarına başladı. Polisin ve ordunun da helikopterler ve uçaklarla katıldığı arama 6 gün sonra, grubun varış noktasından 10 km uzaklıktaki Kholat-Syakhl dağında ilk sonucunu verdi; bu aynı zamanda kurtarma ekibinin yaşadığı ilk şoktu.

Ekip kamp çadırını oldukça tahrip olmuş halde buldu. Bir dizi ayak izi yakındaki ağaçlık alana gidiyor ancak 500 metre sonra karla örtülüyordu. Ağaçlık alanda bulunan büyük bir çam ağacının altında bir kamp ateşinin kalıntılarıyla birlikte ilk iki ceset bulundu. Cesetlerin üzerinde sadece iç çamaşırları vardı.

Daha sonra bulunan üç ceset ateş ve kamp arasındaydı ve durumlarına bakarak kampa geri dönmeye çalıştıkları düşünüldü. Üç ceset arasında yaklaşık 150’şer metre mesafe vardı.

Bulunan cesetlerin incelenmesi sonucu sporcuların hipotermi, yani vücut ısısının aşırı düşmesi sonucu öldükleri saptandı. Bir tanesinde kafatası zedelenmesine rastlandı ancak ölümcül değildi. Diğerlerinde ise hiçbir tahribat yoktu.

Diğer 4 cesedin bulunması biraz uzun sürdü. Araştırma ekibi 4 mayıs’a kadar çalıştı ve ikinci şokunu yaşadı. Bir nehir yatağında, 4 metre karın altında kalan cesetleri buldular. İlk iki cesede göre daha uzaktaydılar ve diğerlerinden bir farkları vardı. 3 tanesi şiddetli darbe sonucu ölmüşlerdi.

Bir tanesinde ölümcül derecede kafatası zedelenmesi vardı, ikisinin ise göğüs kafesleri parçalanmıştı. Uzmanlar bu tür hasarları verebilecek bir gücün, bir araba kazasına eş değer olması gerektiğini söylediler. Dikkate değer bir nokta ise cesetlerin hiçbirinde dıştan gelen yaralanma olmamasıydı, yüksek basınç sonucu ezilmiş gibiydiler.

Otopside kadınlardan birinin dilinin kayıp olduğu görüldü. Araştırma kapsamında ilk keşifte bulunan günlükler ve amatör video kayıtları incelendiğinde grubun 31 Ocak günü dağlık araziye vardığı ve tırmanışa hazırlandığı ortaya çıktı: Yiyecek ve ekipmanları için ormanlık alanda bir stok çadırı kurduktan sonra 1 Şubat’ta tırmanışlarına başladılar. Hesaplarına göre 1 günde tırmanışı bitirip ertesi gece kampı öteki tarafta kuracaklardı.

Ne var ki giderek sertleşen hava, kar fırtınaları ve azalan görüş mesafesi bir şekilde onları hedefleri olan Otorten Dağı yerine yerel dilde “ölüm dağı” anlamına gelen Kholat Syakhl’a götürdü. Dağın ismi hariç buraya kadar yaşananlarda pek olağan dışı bir durum yoktu. Kampta bulunan kanıtlar ise buradan sonra ne yaşadıklarına dair bir ipucu vermiyor.

Her ne kadar cesetlerdeki hasarın insan gücüyle yapılmış olamayacağı söylense de Rus polisi bir cinayet olasılığını düşünerek adli araştırmalara başlar. Zaten soru işaretleriyle dolu olan olaya bir yenisi eklenir: Radyasyon. Cesetlerin üzerlerindeki giysilerde radyoaktif kirlenme vardır.

Ural bölgesinde yaşayan yerlilerinden şüphelenen polis geniş çaplı bir arazi taraması yaptığında çevrede hiç insan izine rastlayamaz. Zaten kamp alanı etrafında sporculardan başkasına ait ayak izi yoktur.

Gazeteler olaya geniş yer verir ve komplo teorileri üretilmeye başlanır:

Genç sporculara ne olduğu tam bir merak konusu olur. Deliller detaylı incelenince birkaç ilginç nokta daha göze çarpar. Kamp çadırı dışarıdan değil de içeriden yırtılmış gibidir. Ormanlık alanda ateş yakan grup üyeleri çok yakında duran kuru dalları değil de nedense ıslak dalları kullanmışlardır.

Eldeki verileri gözden geçirince, yapılabilecek en kesin varsayım bir şeyin grubun ödünü kopardığı üzerinedir. Üzerlerine giysi giymeden çadırı yırtıp çıkarak ormanın içine koşmuşlar, daha sonra ormanın girişinde durup ateş yakmışlardır.

Aralarından ikisi ateşin yanında kalırken üçü kampa geri dönmeye karar vermiş, ancak yolda birer birer ölmüşlerdir. Dördü ise ya önceden ya sonradan ormanın içlerine ilerlemiştir. Bir varsayıma göre grup üyelerinin kör oldukları düşünülüyor. Bu ilk bulunan cesetlerin birindeki kafatası zedelenmesini de açıklayor, zira kör birisinin ormanda koştururken ağaçlara çarpması gayet doğal.

Peki gençleri ölesye korkutan şey neydi?

Ayı veya başka bir yabani hayvan olsaydı eğer yaralanmaları gerekirdi. Etrafta da ayak izleri, mücadeleye dair izler olurdu. Hem radyasyon kalıntılarına da gerek kalmazdı.

Rus polisi ve KGB bu bilmeceyi çözemiyordu. Mayıs 1959’da dosya açılmamak üzere kapadı. Sporcuların hepsinin “bilinmeyen zorlayıcı bir güç” yüzünden öldükleri kayda geçirildi. Olay dosyası resimleriyle birlikte gizli bir arşive yollandı. Resimler ancak 1990’da eksik bir şekilde ortaya çıktı.

1967’de, araştırmalar sırasında görev almış ve fotoğrafçılık yapmış olan gazeteci yazar Yuri Yarovoi olaydan esinlenerek “Yüksek Derecede Karmaşa” isimli bir roman yazdı. Ancak Sovyet yönetiminin olayla ilgili bilgileri sır olarak sakladığı bir dönemde yazıldığı için pek çok detayı es geçtiği biliniyor.

Tanıdıkları ise yazarın romanın yayınlanmamış detaylı bir kopyası olduğunu söylüyorlar. Yazar 1980’de hayatını kaybettikten sonra yazarın fotoğraflar, günlükler ve el yazılarından oluşan arşivi ise asla bulunamadı.

1990’da ise yazar Anatoly Guschin olayla ilgili bir araştırma yaptı. Rus yetkililerin ona tanıdığı ayrıcalıklar sayesinde bazı fotoğrafları ve önceden bilinmeyen detayları gün ışığına çıkartmayı başardı. Pek çok belgenin ortadan kaybolduğunu farketti.

Araştırmasıyla ilgili “Sırların Bedeli: Dokuz Yaşam” isimli bir kitap yazdı. Kitapta Sovyet yönetiminin gizli araştırmaları sonucu geliştirilen bir “gizli silah” teorisine ağırlık verdi.

Kitabın verdiği cesaretle 1959’da araştırmayı yürütmüş olan emekli polis subayı Lev İvanov bir makale yazdı. Makalede araştırma timinin olaya hiçbir açıklama getiremediğini söylüyor. İvanov’un iddiasına göre gençler gökyüzünde bazı “uçan küreler” görmüşlerdi. Üstlerine bunu rapor ettikten sonra timin araştırmayı bırakması ve bulguları gizli tutması emri geldi.

Olayın olduğu tarihte grubun rotasından 50km güneyde olan bir yürüyüş grubu kuzeyde garip turuncu küreler gördükleri ve o çevrede Şubat ve Mart aylarında meteoroloji yetkilileri ve askerler dahil değişik kişilerden benzer raporlar geldiği biliniyor. araştırmalarda bu tanıklar göz ardı “edilmiş”

Grup lideri İgor Dyatlov’un adı geçide veriliyor, Sovyet yönetimi olayla ilgili detayları tüm gücüyle gizliyor. Ufolar mı, paranormal varlıklar mı, gizli ordu araştırmaları mı bilinmez ama ortada alışık olmadığımız ve üstüne barut atılıp fitili ateşlendikten sonra yok edilmiş bir olay yaşandığı kesin.

1959’da Kholat Syakhl bölgesinde dokuz gence ne oldu sorusu ise hala yanıtsız olarak tarihin tozlu rafları arasında bir kaç rapor, kitap ve makaleye konu olmuş şekilde duruyor.

kaynak: http://www.webtekno.com/kan-donduran-58-yillik-korkunc-gizem-dyatlov-gecidi-vakasi-h28159.html

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.