Filmini İzledikten Sonra Gitmek İçin Bahane Arayacağınız Şehirler

Günümüzde sinema yalnızca bir sosyalleşme ya da akşamları vakit geçirme aracı değil.

Aksine propagandadan reklama kadar her türlü modern zaman ihtiyacını karşılayabilen bir sanat dalı. O beyaz perde de akanlar sırasında dünyanın geri kalanından tamamen kopanlardansanız, bir de üstüne seyahat etmeyi seviyorsanız işte sizin için müthiş bir liste. Başrolünde şehirler olan filmler. Çekildikleri yerlere farklı anlamlar katmış, hedef destinasyon haline getirmiş şehirler.

Bazı şehirler belli filmler çekildikten sonra ziyaretçi akınına uğrayıp, gelen turist sayısını katlasa da başrolde o şehirler olmamakta. İlk örnek olarak Yüzüklerin Efendisi (Lord of the Rings) serisinin Yeni Zelanda’ya yaptıklarını gösterebiliriz.

Biz hiçbir sahnede Yeni Zelanda’yı görmedik. Tabi ki film orada çekildi ama biz shire olarak bildik. Başrolde Yeni Zelanda’nın yeşillikleri ovaları yoktu. Bu listede filmin geçtiği şehri net olarak bildiğimiz şehirler yer alıyor.

14. Vicky Cristina Barcelona (2008) Barselona, Barselona

Bu filmi izleyip Barselona’ya hayran olmayan, o meşhur yolda bisiklet sürmek istemeyen yoktur herhalde. Şehri çok sade ve şık olarak gösteren sahneler iyi oyuncu kadrosu ve tabi yönetmeni ile harika bir film.

Barselona turizm olarak çok aktif bir şehir olduğu için ertesi yıl hemen bir turist popülasyonu arttığını söylemek mümkün değil ama gidenlerin farklı ve daha naif duygularla sokakları gezdiğini söylemek mümkün. Ek not, sevgilinizle beraber film izlemek istiyorsanız Woody Allen filmleri kesinlikle doğru tercihtir.

1

13. Before Sunrise (1995) Viyana

Maceracı aşk hikayesi. O kadar iyiydi ki devamı bile gelmişti. Budapeşte’den Paris’e doğru yola çıkan iki yabancının trende tanışıp Viyana’da bir günü birlikte geçirmelerinin hikayesi. Tabii ki bu esnada birbirlerine karşı bir yakınlık da hissetmeye başlarlar. Hikayenin o tarafı klasik.

Asıl klasik olan ise Viyana. Herkesin görmesi gereken bir şehir. Eğer görmek, gitmek içim biraz teşviğe ihtiyacını varsa 1 saat 40 dakika sürüyor ve ara ara TV’de viyana ismi ile yayınlanıyor.

2

12. L’Auberge Espagnol (2002) İspanyol Pansiyonu

Yine Barselona. Yalnız bu sefer içinde Erasmus var. Cidden, öğrenci değişim hareketliliği olan Erasmus. Fransız filmi. Fransız eğlencesi bol. Genç gözünden Barselona’ya bir bakış atmanızı sağlayacak. Size aradığınız coşkuyu verecek bir film. Biraz iç yolculuk gibi ama başrolde şehir var. Erasmus ile şehre gelen bir grup öğrencinin keyifli hikayesini izlemelisiniz.

3

11. Lost in Translation (2013) Bir Konuşabilse

Listede yer alan ikinci Scarlett Johansson filmi. Kendini arayan ki bu kendini aramak işi genelde Amerikalılara has bir özelliktir, bir karakter ile sanki görücü usulü evlenmiş gibi bir hali olan erkek karakter arasında dönüyor.

Doğal olarak Tokyo gibi dilini dişini bilmediğin bir şehirde kendini ararsan ortaya çıkacak eğlenceyi siz hesap edin. Bol kahkahalı bir seyirlik. Arada düşündürebilir de. İyi filmdir. Tokyo ise filmde başka bir açıdan size göz kırpar.

4

10. Diarios de motocicleta (2004) Motosiklet Günlüğü

Ünlü Arjantinli doktor Ernesto Guavera’nın gerçek yaşam hikayesi. Arjantin’den yola çıkıp yaşadıkları, karşılaştığı insanlar ve onu dünyanın en çok tanınan sembollerinden birisi haline getiren Küba devrimine giden yolu.

Bir motosiklet ile dünyanın nasıl değiştiğini ve içinde insan sevgisi olan bir insanın dünyayı değiştirmekten başka çaresinin olmamasının acı hikayesi. Filmi bu listeye taşıyan ise bu değil elbet. Güney Amerika’nın ne kadar güzel bir kıta olduğunu birden fazla ülkesinin görülmesi gerektiği gözümüze sokan çekimleri.

Görüntü dalında Oscar adayı dahi olan bir film. Güney Amerika’ya bambaşka bir gözle bakmanızı sağlayacak bir yapıt. Görüp de gitmek şart dedirtecek size. Bir ek not daha, Güney Amerika’da tüm Arjantinlilerin lakabı Che’dir.

Yani tüm Arjantinliler Che’dir. Devrimci anlamında değil. Gerçekten Arjantinli olmayan herkes Arjantinlilere Che diye hitap edebilir. Özellikle 1950’lerin ortalarında. Zaten Güney Amerika’da her toplumun, ülkenin bir lakabı vardır. Bu da başka bir listenin başlığı olabilir aslında.

5

9. Im Juli (2000) Temmuz’da

Fatih Akından İstanbul güzellemesi. Hamburg’tan İstanbul’a sevdiği kadının peşinden seyahat eden ana karakterin başına gelen olay. Hamburg ve Budapeşte ise diğer yan rollerde. Başrol kesinlikle boğaz ve İstanbul. Aşk hikayesi ise şehirlerin etrafında dolanan bir yan hikaye gibi kalmış durumda. Ek olarak Fatih Akın hayatımıza bu film ile girmişti.

8. Eat Pray Love (2010) Ye, Dua Et, Sev

Bir kişisel gelişim kitabında yola çıkan film yine kendini bulmak isteyen bir Amerikalının bir yandan da doğunun otantikliğini keşfetmesinin hikayesi. Aslında konu o kadar klişe ki daha önce milyon defa düşünülmüş ve her filmin bir köşesine yedirilmiş bir hikaye.

Fakat hiçbir hikaye de İtalya, Hindistan ve Endonezya böyle gösterilmemişti. Film için o kadar iyi şeyler söylemek mümkün değil. Klişe, sıradan ve basit. Tüm bunlara rağmen sırf karakterin gezdiği yerleri görmek için dahi izlemeye değecek bir 2 saat. Evet, biraz uzun.

7.5

7. Out of Africa (1985) Benim Afrikam

Merly Streep ve Robert Redford’dan sıra dışı bol Oscar’lı ve bol Kenyalı bir film. Afrika’nın sapsarı güneşi, çok iyi çekimler, çok iyiden öte oyunculuklar. İnce eleştiriler.

Kahve yetiştiriciliği için Kenya’ya taşınan ve orada bir avcı ile tanışan Karen Blixen’nin hikâyesi. Kitap uyarlaması olan film iyi kotarılmış ve sinema filmi olduğunu hissettiren bir yapıt. Ayrıca film bittiğinde uyarlandığı kitabın yazarını da ufak bir araştırmak şart. Karen Blixen.

8

6. The Beach (2000) Kumsal

Leonardo DiCaprio’nun Oscar’ı çok daha önceden hak ettiği bir film. Tayland ve plajları ile bilmek isteyeceğiniz yaşamak isteyeceğiniz her şey.

Büyüleyici ve tuhaf sahiller ve partiler. Taylan’da seyahat eden bir gencin yaşadıkları başrolde Tayland’ın plajları olarak karşınızda. Tayland’a gitmeden mutlaka izlenmesi gereken ilk film.

9

5. Organize İşler

Filmin ana konusu içinde sadece fon yer alan değil başrolde olan bir şehir İstanbul. Listedeki ikinci İstanbul filmi. Kültüründen görüntülerine kadar saf, temiz bir İstanbul filmi.

Hikayesinin, komedisinin bir tık üstünde. İstanbul’da yaşayanların dahi bir kez daha İstanbul’u görmek isteyeceği kadar güzel. Pırıl pırıl İstanbul görüntüleri, yeşili, mavisi kısaca İstanbul’a dair her şey. İstanbul’u sinemada görmek istiyorsanız o film bu film.

10-bak-oglum-insanlarinda

4. Thelma & Louise (1991) Thelma ve Louise

Bu listede olması en şüpheli filmlerden çünkü bir ülkeyi, şehri değil sadece bir bölgeyi içeriyor. Büyük Kanyonu. Aslında film bir Ridley Scott şaheseri. Bir başka görüntü Oscar’ı adayı film daha.

Sarı sıcak havası ve kahramanların başlarını soktukları belalar ile sizi onların yaptığı gibi arabaya atlayıp Büyük Kanyonu görmeye teşvik edecek.

Size tavsiyelerimiz; önce beladan uzak durun, sonra büyük Kanyona araba ile gitmeniz mümkün değil ama Uşak Ulubey kanyonu sizi her zaman bekliyor. Tek sorun 66 model bir Thunderbird bulmak olacaktır ki onu da siz halledersiniz artık.

10

3. Mine Vaganti (2010) Serseri Mayınlar

Güney İtalya’da yıllardır belli bir işi yürüten ailenin küçük oğullarının Roma’dan Lecce’ye ziyareti sırasında yaşanan eğlenceli olaylar bütünü. Bir Ferzan Özpetek filmi. Filmin en güzel yanı Lecce. Binaları, sokakları, İtalyan aile gelenekleri ile sizi içine çeken. Bir hafta sonunu hesapsız kitapsız sessizce Lecce’de geçirmenizi sağlayacak bir film.

11

2. Le fabuleux destin d’Amélie Poulain (2001) – Amelie

Naif, şirin ve sıcacık bir film. Sadece bize gösterdiği Paris açısından değil, sinematik olarak da çok değerli bir yapıt. Film sonunda muhtemel yüzünüzde anlamsız bir sırıtış oluşturacak kadar güzel.

Böylesi sıcak ve temiz bir karakterin başından geçenleri takip ederken bir yandan da Paris’in ne kadar müthiş bir şehir olduğunu keşfedeceksiniz. Ayrıca Fransızlar da Paris’in ne kadar müthiş bir şehir olduğunun farkında.

O kadar çok koruyorlar ki aklınız almaz. Yeni bir bina yapmak için sadece belediyeden izin almanız yetmiyor, eğer tarih kurulu binanın görünümünü onaylamazsa o iş yatıyor. Filmi izlediğiniz de neden bu kadar korumak istediklerini net bir şekilde anlıyorsunuz.

12

1.Seven Years in Tibet (1997) – Tibet’te Yedi Yıl

Gerçek bir hikâyeden esinlenen bir film. Avustralyalı bir dağcı Himalayalara tırmanmak için Tibet’e gider. Tibet iç karışıklığı sebebiyle başına gelenlerden sonra Dalai Lama ile tanışır ve arkadaş olur.

13

Müthiş dağ görüntüleri ve harika bir hikâye. Sadece içinizde ilk uçağa atlayıp Tibet’e gitmek isteği değil, daha birçok duyguyu uyandıracak bir film. Ayrıca Brad Pittin babyface dönemlerini tekrar izlemek de ilginç olacaktır.

kaynak: http://www.aylakkarga.com/filmini-izledikten-sonra-gitmek-icin-bahane-arayacaginiz-sehirler/

Paylaş