12 Eylül’den AKP’ye Süleymancıların korunan paravanı: Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği

12 Eylül Darbesi’nden sonra başbakan olan Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülend Ulusu’ya sunulan ancak daha sonra hasıraltı edilen irtica raporunda Süleymancılara ve Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneğine özel olarak dikkat çekilmişti.

1980 Askeri Darbesi’nden sonra İçişleri, Adalet, Milli Eğitim Bakanlıkları tarafından hazırlanan ve darbe yönetiminin atadığı başbakan olan Bülend Ulusu’ya sunulan ancak hakkında ciddi bir işlem yapılmayan irtica raporu, 1986’da Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) tarafından Meclis gündemine taşınmıştı. Bu adımla birlikte raporun hem 12 Eylülcüler hem de Turgut Özal yönetimi tarafından bilinçli şekilde hasıraltı edildiği ortaya çıkmıştı. Raporun en önemli maddesi Süleymancılar ve bu tarikatın faaliyetleriydi. Tarikatın dikkat çekilen faaliyetleri arasında Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği de yer alıyordu.

Hasıraltı edilen raporun içerdiği bilgiler ve raporun akıbeti Aladağ’da yaşanan felaketin tesadüf olmadığını ve devleti ele geçirmeye çalışan tarikatlar söz konusu olduğunda Fethullahçıların yalnız olmadığını gösteriyor.

‘TÜM DEVLET SÜLEYMANCI OLACAK’

Süleymancıların oluşturduğu tehdide dikkat çekilen 1980 tarihli irtica raporuna göre tarikata bağlı çeşitli “eğitim” kurumlarında ve yurtlarda çocuklara şu ifadelerin ezberletildiği belirtiliyordu:

Atatürk dedikleri deccaldir. Efendi Hazretleri onu manevi bir yumrukla öldürüp İslamiyet’e daha fazla zararlı olmamasını sağlamıştır. Efendi Hazretleri’ne mürit olanlar, mehdinin ordusu, olmayanlar deccalin ordusudur. Bugün deccalin ordusunda imam hatipliler, ilahiyat ve İslam enstitüsü mensuplarının olduklarını unutmayalım. Dört sene içerisinde bütün Türkiye reisicumhurundan, başbakanından şoför muavinine kadar Süleymancı olacaktır. Süleymancılardan başkasına selam verirken dikkatli olunuz. Onların selamını, ‘essalamünaleyküm Allah belanızı versin olarak almayı’ unutmayınız.

TAHSİL ÇAĞINDAKİ TALEBELERE YARDIM DERNEĞİ

Raporda ayrıca Süleymancılık tarikatı konusunda şu bilgilere yer veriliyordu:

Ülkemizde yaygın biçimde gizli ve din kaynaklı, yasak din eğitimi faaliyeti vardır. Bu faaliyet örgütlenmiştir, bu faaliyet önlenmezse ilerde devlete karşı din kaynaklı bir kalkışmanın oluşturulması kaçınılmazdır. Zira, kurs ve okul talebelerine yardım derneği, Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği, ortaokul ve lise çağındaki talebeler için açılmış öğrenci pansiyonları, biçki-dikiş kursu, arıcılık kursu, halıcılık kursu ve benzeri faaliyetler arkasında örtülü olarak yürütülen bu eğitim yerlerinde din bilgileri ve genel kültürleri oluşmamış küçük yaştaki çocuklara laiklik düşmanlığı, Anayasa, devlet ve toplum düşmanlığı aşılanmakta devletin bir gün mutlaka yıkılacağı öğretilmektedir.

DİYANET’İN DE RAPORU HASIRALTI EDİLMİŞTİ

Meclis çalışmalarında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan benzer tarihli başka bir raporun varlığına da dikkat çekilmiş, bu raporun da hasıraltı edildiği belirtilmişti. Diyanet İşleri Başkanlığı raporu Süleymancıların o dönemde devletin içinde ne kadar örgütlü olduğunu gösteriyordu

Teşkilatın yöneticileri arasında üç milletvekili ve Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatından atılan bazı eski din görevlilerinin bulunduğu, tarikatın faaliyetini hayret edilecek kadar açıktan yürüttüğü, dernek, öğrenci yurdu ve Kuran kursu görüntüsü ile büyük şehirlerden başlayarak köylere kadar uzanan, sayısı resmi tespitlere göre birkaç bini bulan kurlarda on binlerce Türk çocuğunu devlete karşı şartlandıran eğitim yerleri yurt içinde ve yurt dışında vatandaşlardan dini vergi ve öşür toplayan eli çantalı tahsildarları bulunduğu…

‘MAALESEF BERAAT ETTİLER’

1980-1983 yılları arasında başbakanlık yapan Bülend Ulusu, 1986’da raporun doğru olduğunu ve rapor uyarınca kendilerinin bir dava açtıklarını ama “maalesef kendilerinden sonra beraat ettiklerini öğrendiğini” basına açıklamıştı. 12 Eylül döneminde mahkemelerin nasıl işlediği göz önüne alınınca mahkemenin başından itibaren göstermelik olduğu anlaşılmaktaydı. Bülend Ulusu ayrıca Süleymancıların mal varlıklarına el koymak için kanun hazırladıklarını ancak yurt dışından gelecek “demokrasi eleştirileri” nedeniyle bu adımı atamadıklarını söylemişti.

Daha önce Konya’da yaşanan patlama ve şimdi de Aladağ’da yaşanan yangın faciası Süleymancıların da devlet tarafından sistematik şekilde korunup kollandığını gözler önüne seriyor. Öte yandan şu ya da bu isimle anılan tarikatların çalışma ve örgütlenme biçimleri ve hedefleri açısından Fethullahçılardan çok da farklı olmadığı görülüyor.

kaynak: haber.sol.org