40 Tilki Kadın İnisiyatifi ile flört şiddeti üzerine bir röportaj… Okunmalı …

Şiddet kelimesi akla ilk olarak fiziksel şiddeti getirse de aslında şiddet bireyin özgürlüğünü kısıtlayan her şeydir.

Toplumsal normların bireylere uyguladığı baskı ikili ilişkilerde de kendini psikolojik ve sosyal açıdan gösterir. Flört şiddeti olarak adlandırılan bu şiddet türü Türkiye için kavramsal olarak çok yeni olsa da esasen sokak ortasında bile sürekli karşılaştığımız bir durum. 

40 Tilki Kadın İnisiyatifi de flört şiddetini kendilerine dert edinerek hepimizin bir şekilde muzdarip olduğu bu şiddet türüne karşı insanları bilinçlendirmek amacıyla bir araya gelmiş kadınlardan oluşuyor.

Merhabalar; öncelikle kendinizi tanıtır mısınız? 40 Tilki Kadın İnisiyatifi nedir, ne üzerine çalışır, ne için çalışır, pratikleri nelerdir? 

İnisiyatifin kurucuları olarak hepimiz Bilgi Üniversitesi’nde STK yönetimi ve sosyal projeler yüksek lisans öğrencisiyiz. Bu program vesilesi ile tanışmış bulunuyoruz. Böyle bir programda yüksek lisans yapmamızdan da anlaşıldığı üzere hepimiz sivil toplum alanı ile ilgiliydik ve bu alanda kendimizi geliştirmek istiyorduk.

Bireysel olarak sorun ettiğimiz konularla ilgili harekete geçme dürtüsü hepimizde vardı, özellikle toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri konusuna ilgi duyan ve kadın konusunda yaşanan toplumsal sorunları önemseyen kadınlarız.

Çalıştığımız konu olan flört şiddetinin seçilmesinin söyle bir hikâyesi var; içimizden bir arkadaşımız, rehber öğretmenlik yaptığı bir dönemde öğrenciler arasında bu şiddeti gözlemliyor, diğer öğretmen arkadaşları ile bu gençlerin durumunu tartışıyorlar. “Gençlik yılları olur bunlar”, “ailesi öğrense daha mı iyi”, “bu aile içi şiddete giden yol aslında” tartışmaları yapılırken bir rehber öğretmen arkadaşı, Kuzey Amerika’da ve Avrupa’da bu konuda çalışmalar varmış, kavramın adı flört şiddeti demesiyle sonucu bu kavramla tanışıyor ve üzerinde tez yazmaya koyuluyor.

Onun bu konuda bize yaydığı farkındalıkla birlikte, bu konu üzerine konuşmaya ve kafa yormaya başladık. Arkasından bilinmeyen ve üzerinde çok fazla çalışmanın olmadığı bir konu olması sebebiyle bu konu özelinde çalışıp farkındalık yaratabileceğimiz bir girişim kuralım fikri ortaya atıldı.

Fikir aşaması geçtiğimiz sene Nisan-Mayıs aylarında şekillenmeye başladı, sonrasında yaklaşık 3-4 ay “nasıl bir girişim kuralım”, “kimlere yönelik olsun” gibi sorulardan “ismimiz ne olsun”a kadar çok çeşitli sorular üzerinde kafa yorduk.

Neredeyse 3 ay her hafta düzenli olarak buluştuk ve aslında bu düzenli buluşmalar ve beyin fırtınaları içerisinde zamanla 40tilki ortaya çıktı. Şimdilik blogumuz ve facebook sayfamız üzerinden takipçilerimizle iletişim kuruyoruz.

Bu platformlarda flört şiddetini deneyimlemiş kişilerle ve bu konuda çalışan uzmanlarla yaptığımız röportajlar, farklı kaynaklara dayanarak flört şiddeti hakkında hazırladığımız yazılar, videolar ve görsellerle bu konuda farkındalık yaratmaya, konunun önemini bireylere vurgulamaya çalışıyoruz.

Temel hedefimiz flört şiddeti konusunda toplumdaki farkındalığı artırmak, bireylerin -kadın ya da erkek fark etmeksizin- hangi tür olursa olsun şiddet içeren flört ilişkileri içerisinde olmayı reddettiği ve yaşadıkları şiddeti normalleştirmediği bir topluma evrilmek. Dediğimiz gibi 2016 mayıs ayında kurulduk ancak blogumuz ve facebook sayfamız Kasım 2016’dan bu yana aktif.

İsim üzerinden devam edecek olursak neden 40 Tilki? Nereden çıktı bu tilkiler? 🙂

Kendimize isim arayışında olduğumuz süreçte internetteki sözlüklerin birinde kafada 40 tilki dolaşmasının, dilimizin multitasking sözü olduğuna dair bir yoruma denk geldik aynı anda birçok işi yapabilme becerisi anlamında kullanılan multitasking’i kadınlarla çok özdeşleştirdik.

Başka bir sitede ise “kafada 40 tilkinin dolaşması” deyiminin insanların kafasındaki art niyetli, sinsi düşünceleri yansıttığını ve bu konuda da kadınların daha başarılı olduğu gibi bir açıklama gördük. Kadınların “hinlik peşinde dolaşma” konusunda daha yetkin olduğunu söyleyen bu açıklama aslında kadınlar üzerine üretilen cinsiyetçi ve ataerkil söylemi yansıtan küçük bir örnek gibi geldi bize.

Her ne kadar flört şiddeti gibi spesifik bir konu üzerine çalışsak da büyük resme baktığımızda yapmak istediğimiz şey; üretilen bu söylemin bir parça da olsa değişmesini sağlamak. Bir yandan da odaklandığımız konuyu olabildiğince daraltmış bile olsak, flört şiddeti ile ilgili 40 tane farklı alt konu bulabiliriz. Buradan yola çıkarak metaforik olarak 40tilki ismini kendimize uygun bulduk.

Çalıştığınız alan olan “flört şiddeti” Türkiye açısından yeni bir kavram ve yeni bir çalışma alanı. Hem feminist çalışmalar açısından, hem de bu şiddete uğramış ama farkında olmayan bireyler için bu alanı biraz daha açarak anlatabilir misin? Flört şiddeti nedir?

İlk randevudan uzun süreli aşk ilişkilerine kadar, partnerlerden birinin diğeri üzerinde; egemenlik kurmak, güç kazanmak ve/veya gücünü sürdürmek, korkutmak / sindirmek, kendine bağımlı hale getirmek için uyguladığı davranışlardır. Bu davranışlar; kontrolcü, müdahaleci, istismarcı, kısıtlayıcı, aşağılayıcı, zarar verici ve yaralayıcıdır.

Genel olarak toplumsal cinsiyet rolleri açısından incelersek, flört şiddeti dediğimiz şey birçok insanın “kıskanıyor, sevdiğinden yapıyor” diyerek geçiştirdiği, hatta “şiddet” olarak değil de “ilişkinin tuzu biberi” olarak gördüğü bir kavram. Bu şiddete maruz kaldığımızı nasıl anlarız?

Bu sorunun detaylı cevabını, blogumuzda yer verdiğimiz uzman psikolog görüşlerinden ve şiddete maruz kalan bireylerle yaptığımız röportajlardan alabilirsiniz. Yalnız biraz bahsetmek gerekirse, öncelikle şiddetin türleri hakkında bilgimizin olması önemli. Bilmediğimiz bir şeyden kendimizi koruyamayız. Eğer şiddeti, sadece fiziksel şiddetten ibaret sayarsak, fiziksel şiddete giderken yolda karşılaştığımız sosyal, psikolojik, duygusal, ekonomik gibi şiddetlere maruz kaldığımızı bile fark edemeyiz. Oysaki çoğu zaman şiddet aşama aşama ilerliyor.

Cümlene toplumsal cinsiyet rolleri açısından diyerek başladığın için ekleme gereği duydum. Tabİi ki; ilişkilenme biçimini, aileden, toplumdan, kültürden bağımsız açıklayamayız. Biz ilişki yaşamayı, sevmeyi, sevgiyi gösterme biçimimizi tüm bu bileşenlerle öğreniyoruz.

Maruz kaldığımız şiddeti nasıl anlayacağımıza dönersek; kendi duygu ve sezgilerimize güvenmemiz çok önemli ayrıca partnerimizin kişisel sınırlarımızı ihlal eden davranışlarına karşı dikkatli olmakta yarar var. Flört şiddetinde, ilişkide şiddete maruz kalan tarafın yaşam biçimi sınırlanır. Şiddet uygulayıcıya karşı bir korku ve çekince oluşur. Böylelikle ilişki partnerlerin fikirlerini, isteklerini ve duygularını eşit şekilde yaşayabildikleri bir halden çıkarak şiddet uygulayanın duygu, düşünce ve istekleri doğrultusunda ilerler.

Bu şiddet türü farklı cinsel yönelimlerde nasıl karşımıza çıkıyor?

Öncelikle şiddetin cinsiyet kimliği, cinsellik, sınıf, şiddet gören tarafın statüsü gibi konuların ötesinde olduğunu belirtmekte fayda var. Ancak bu konuda Kuzey Amerika ve Avrupa’da yapılan akademik araştırmalara bir göz atarsak, LGBTİ bireylerin flört ilişkilerinde hetero ilişki yaşayan akranlarına göre daha fazla şiddete maruz kaldıkları görülüyor.

Ataerkil bir toplumda yaşamanın en büyük zorluklarından biri de toplumsal baskı altında birçok şeyi tabu olarak almak, kader diye kabul etmek. Flört şiddeti de aslında bunlardan biri. Demin de bahsettiğim gibi ilişkide “tuz biber” olarak görülen bu şiddet türü aslında bizi psikolojik ve sosyal açıdan nasıl etkiliyor?

Sağlıksız ilişkiler yaşıyor, sağlıksız ilişkileri model alıyor ve daha önemlisi yaşadığımız ilişkinin sağlıksız olduğuna dair bir farkındalığa sahip değiliz. Yaşadığımız şiddetin türü, yoğunluğu, süresine de bağlı olarak öz güven ve öz saygımızda düşüş meydana geliyor. Yalnızlaşıyor, kendimizi çaresiz ve şiddet uygulayana bağımlı hissediyoruz.

Hathaway, Mucci, Raj ve Silverman’ın, 2001 yılında yayınlanan makalesinde ; genç kızların yaşadığı flört şiddetinin diğer sağlık problemleriyle ilişkisi saptanmıştır. Araştırma sonucuna göre flört şiddetine (fiziksel ya da cinsel, /hem fiziksel hem cinsel) maruz kalan kızlarda madde kulanımı, sağlıksız kilo kaybı (diyet hapları, müshil ilaçları kullanımı ya da kilo kaybı için kusma), riskli cinsel davranışlar (15 yaşından önce cinsel ilişki, cinsel ilişki sırasında kondom kullanmama, son 3 ayda 3’ten fazla cinsel partner değiştirmesi gibi), hamilelik, intihar, intihar girişimi ya da düşüncesine rastlanmıştır. Bu sonuçlar bize bir kez daha flört şiddetinin yarattığı etkilerden dolayı önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor.

40 Tilki Blog’da “dijital şiddet” kavramına da yer vermişsiniz. Dijital şiddet nedir? Kişinin sahip olduğu özel yaşamın mahremiyeti hakkı dijital şiddet üzerinden nasıl ihlal ediliyor?

Dijital flört şiddeti, sevgilinin teknolojik araçları seni kontrol etmek için kullanması, bu araçlar aracılığıyla hayatına müdahale etmesi ve seni tehdit etmesidir. Sevgilinin sosyal medya hesaplarının şifrelerini istemesi ve kontrol etmesi, sosyal medyada kimlerle arkadaş olabileceğine karar vermesi, fotoğraf ya da video göndermen için seni zorlaması, özel görüntülerinizi yaymak ile tehdit etmesi, telefonunu veya bilgisayarını karıştırması, sürekli mesaj atması ve hızlı bir yanıt beklemesi dijital şiddet örnekleridir.

Günden güne gelişen teknoloji ile birlikte gerek ana akım medya gerek sosyal medya her anımızda bulunan hayatımızın kopmaz birer parçası haline geldiler. Sizce ana akım medyanın ve sosyal medyanın “flört şiddeti” üzerindeki etkisi nedir?

Medya ve kültürel normlar kişilerin, kişiler arası şiddet konusunda tutumlarını etkilemekte. Medyada yer alan dizi film, TV programların birçok sahnesinde flört şiddetini görmek mümkün. Bazı film ve dizi sahnelerinde aşkın ifade yollarından, birine duyulan ilgiyi gösterme biçimlerine kadar şiddeti normalize ve romantize ediyor.

Peki ya toplumsal cinsiyet kalıplarının flört şiddeti üzerindeki etkisi nedir? Zira 40 Tilki Blog adresinizde flört şiddetine maruz kalmış insanların hikâyelerini derlediğiniz bir yazı diziniz var ve bu yazılarda görüyoruz ki bu şiddet türünden yalnızca kadınlar değil erkekler de bir şekilde muzdarip oluyor.

Flört şiddeti kadın-erkek herkesi kapsayan bir konu ve biz de cinsiyet ve cinsel kimlik ayırt etmeksizin herkese ve herkesin hikâyesine açık olduğumuzu bir kere daha sizin aracılığınızla belirtmek isteriz.

Araştırmalar bize, flört ilişkisinde cinsel, fiziksel şiddet türlerine kadın partnerlerin daha fazla maruz kaldığını fakat duygusal, sosyal şiddet konusunda kadın ve erkeklerin benzer oranlarda uygulayıcı olduğunu görüyoruz. Bu arka plan bilgisi ile içerikleri okuyan bir kişinin flört şiddetinin cinsiyetinin olmadığını görmesini de istiyoruz. Bir yandan bizde erkeklerin flört şiddeti hikâyelerini merak ediyoruz:

çünkü biliyoruz katı cinsiyet rolleri hepimizi kısıtlıyor. Toplumsal cinsiyet rolleri erkekleri de belli davranışları istemese de yapmaya itiyor, erkeklerle yaptığımız röportajlarda bunu görüyoruz. Ayrıca yine şiddetin çeşitli türlerine maruz kalan erkekler üzerlerindeki sosyal baskıdan dolayı şiddeti dile getirmekten genellikle kaçınıyorlar.

Flört şiddetine karşı neler yapabiliriz? Dayanışmayı nasıl sağlarız?

Bizler konu hakkında farkındalık çalışmaları yapıyoruz, bizleri ve gündeminde flört şiddeti/toplumsal cinsiyet konuları olan STK’ları takip etsinler. Bizler ulaşılabiliriz, bizlere yazılarını/çalışmalarını gönderebilirler. Başka tür işbirlikleri içinde olmak isterlerse bu konuda da her zaman konuşmaya, beyin jimnastiği yapmaya hazırız.

Blogu ilk açtığımız günden, bugüne kadar motivasyonumuz şunlardı; blogumuz belli bir çerçeve içinde herkesin yazılarına açık olacak, flört şiddeti konusunda bir kamusal tartışma alanı yaratacak, flört şiddetini yaşayan, konu hakkında çalışan insanların birbirleriyle karşılaşmasını sağlayacak, blogta cinsiyet ayrımı yapmadan herkesin şiddet deneyimleri yer alacak.

Üniversitelerden bizimle iletişime geçen arkadaşlar oluyor bu konuda bilgimizi paylaşmaya da işbirliklerine sıcak bakıyoruz. Yakın zamanda ücretsiz hukuki destek sunmaya başladık. Temmuz ayında öğretmenlere bir eğitim vereceğiz. İnanıyoruz ki öğretmenlerden çalışmalarımızı besleyecek birçok geri dönüş alırız.

Türkiye’nin birçok yerinden bizlere ulaşan bizlerle deneyimlerini paylaşan, bizleri üniversitelerine davet eden birbirinden değerli takipçilerimiz var. Bizim ulaştığımız/bazen onların bizlere ulaştığı ufkumuzu açan akademisyenler var. Bilgi ve deneyimlerinden yararlandığımız Sivil Toplum Kuruluşları var.

Tüm çalışmalarımızı bu zamana kadar maddi bir kaynak olmadan yaptık. Demek istediğim şu: biz zaten dayanışma halindeyiz. Bu zamana kadar yapılan her iş kolektif bir çabanın, dayanışmanın ürünü. Dahasının olacağına da inanıyoruz

Son olarak eklemek istediğiniz, Gaia dergi okurlarına iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Bizimle röportaj yaptığınız ve bizi Gaia dergi okurları ile buluşturduğunuz için teşekkür ederiz. Gaia okurlarından her zaman olumlu mesajlar, besleyici geri bildirimler aldık.

kaynak: https://gaiadergi.com