Trajedi …

3 gün önce yazmış olduğum DESTAN başlıklı yazıya farklı tepkiler geldi.

Çok beğenen de var, nefret edip ağır küfürler eden de. Samimi söyleyeyim; hepsi başım üzerine. Herkesin bir fikri var bu konuyla ilgili ve kendince tepkisini gösteriyor.

Ancak çok genel bir yanlış anlamayı düzelteyim;

Yazıma muhalefet edenlerin dahi hem fikir olduğu bir konu var. Onlar da Genelkurmay ve MİT in bu kalkışmada ciddi zaafı olduğunu kabul ediyorlar. Tam olarak söylediğim bu işte. Sadece bu 2 kurum bile işini doğru dürüst yapsaydı bugün o 249 insan için ağlıyor olmayacaktık.

Orada ölen ve yaralanan insanların inancını, vatan sevgisini, cesaretini küçümsemiyorum. Neden öldüklerini ve neden yaralandıklarını sorguluyorum. Hepimizin önüne “destan” diye altın tepside sunulan bir vakanın aslında ihmalkarlık dolu bir trajedi olduğunu iddia ediyorum. Hiç bir uçağın sopa ile durdurulamayacağını, hiç bir tankın iman gücü ile durdurulamayacağını söylerken bir gerçeği ortaya koyuyorum. Ancak bunu yapan insanların cesareti ayrı bir konudur. Neticede biz milletçe tüpün bitip bitmediğini çakmakla test eden insanlarız. Deliyiz bildiğin. Cehalet de diyebilir bir kısmınız ama bence düpedüz delilik.

Bakın, o gece Boğaz Köprüsü’nde yaklaşık 50 asker vardı. Pek çoğu tankların dışına çıkmadılar bile. Devlet kalkışmadan sadece 24 saat sonra temizliğe başladı. Orduda, poliste ne kadar fetöcü varsa attılar ya da yakaladılar. Nasıl bu kadar hızlı aksiyona geçebildiniz diye sorulunca da “zaten hepsini biliyorduk, izliyorduk” dediler. Peki hepi topu 50 asker ve 5 tank için silahsız ve eğitimsiz insanları onların üzerine salmak mıdır mantıklı ve doğru olan, yoksa senden olduğunu bildiğin özel harekat, asker ve teçhizatla karşı koymak mıdır? Koskoca Türk ordusunun sadece yüzde 1.5′ unun dahil olduğu söylenen bir kalkışma için “Kimse evlerinden çıkmasın, ordumuz ve hükümetimiz, muhalefetiyle birlikte bu hainlere gereken karşılığı verecektir, müsterih olun” demek midir doğru ve mantıklı olan yoksa insanları sokağa davet edip ölümlerin artmasına sebep olmak mıdır?

Sokakta olan, nöbet tutan, ölen, yaralanan insanlara değil lafım. Onlar kendilerince doğru olanı yapmış, cesaretlerini ortaya koymuşlardır. Ancak burada karıştırılan; halk devleti korumakla yükümlü değildir, devlet halkını korumakla yükümlüdür. Öncelik budur. Devletin elinde uçağı var, helikopteri var, eğitimli askeri birlikleri ve polisi var, istihbaratı var. Böyle salakça, plansız, hazırlıksız bir kalkışmayı anında durdurabilecek imkanları var. Pek çok asker “tatbikata götürülüyorsunuz” denilerek birliklerinden alınmış, gerçeği anlayınca kendi milletine karşı mermi sıkmayı reddetmiştir.

“Ne istediler de vermedik? Kandırıldık, evet. Allah affetsin” diyerek aslında sorumluluğunuzu itiraf ediyorsunuzdur. Ancak Allah affetsin diyerek işin içinden sıyrılmaktır benim sorguladığım. MİT in en tepesindeki adamın hala ve ısrarla korunuyor olmasıdır. Genelkurmay Başkanı’nın hala o koltukta oturabiliyor olmasıdır. MİT saatlerce haber vermiyor, askerin generalleri düğünde eller havaya yapıyor. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı “ben de kalkışmayı eniştemden öğrendim” diyor. Bunlar mantıklı mı? Ölen 249 kişide, yaralanan binlerce insanda bu kurumların hiç vebali yok mu? Bu kalkışma en çok kime yaradı? Bir vatandaş olarak bunu soruyorum.

Darbeyi savunmak, ölen insanları küçümsemek ya da onlarla dalga geçmek ile itham edilmek sadece güldürüyor beni. İnsanların bu kadar önyargılı ve tek taraflı düşünüyor olması da üzüyor.

Bu olaylara sebep olanlar, bu olaylarda ihmalleri olanlar, vatan millet sevgisi olan herkesin bu duygularını istismar ederek sorumluluklarını geçiştiriyorlar, anlatmaya çalıştığım şey bu. Meydanlarda “bu bir destandır” naraları atarak o gece ölenleri geri getiremezler. 10 bin öğretmeni, 3000 subayı görevden alarak, askeri okulları kapatarak FETÖ yü bitiremezler. Asıl tehlike budur işte. 1 yıldır ilan ettikleri OHAL kapsamında binlerce insanı görevden aldılar ama hala temizliği bitiremediler. Böylesine kanserli hücre gibi yayılmış bir örgütün hiç mi siyasi bacağı yok? Bu kadar mı temiz AKP veya diğer partiler? Hiç dokunulmayan kurumlar var, neden?

Bu soruları soruyor olmamın yegane sebebi, böyle bir geceye daha şahit olmamaktır. Bu yaşananların gururunu taşıyıp, o gece destan yazıldığını düşünenler kadar, bunların ihmalkarlık olduğunu düşünenler de olmalı ki bir şeyler çözülsün. İnsanlar pisi pisine öldüler diyerek ölenleri küçümsemiyor, aksine sorumlulara işaret ediyorum.

Erdoğan’ı veya AKP yi sevmiyor olmak, kalkışmanın başarılı olmamasından üzüntü duyduğum anlamına ise hiç gelmiyor. O kalkışma başarılı olsaydı, bugün çok daha beter durumda olacaktı bu ülke. Kişilerin şahsiyetleri ile değil, temsil ettikleri makamlar ve icraatları ile benim sorunum. eleştirdiğim budur. Yoksa Kemal gelmiş, Erdoğan gitmiş, fark etmiyor. Bir yerden sonra hepsi aynı… CHP çok mu farklı kendi içinde sanki? MHP çok mu farklı?

Tam 1 sene önce bugün yaşananlar destan değil, trajedi ve ihmalkarlıktır. Ölen ve yaralanan insanların cesareti ise asla unutulmayacaktır. Onlar, görevlerini yapmayan insanlar yüzünden öldüler. Onlar sorumluluklarını yerine getirmeyen insanlar yüzünden gazi oldular. Benim dedim de işte bu insanlarla.

Yazımla ilgili, düşüncelerimle ilgili bir çok komplo teorisi üretebilirsiniz. Lakin bu, ne ölenleri geri getirir, ne de gerçek sorumluların yakalanmasına yardımcı olur.

Siz sadece bu kalkışmaya lanet eder, köprüde linç edilen askeri savunmazsanız, sizin de adaletten bahsetmeniz mümkün değildir.

Ben adalet arıyorum. Başka bir FETÖ daha başımıza bela olmasın diye. Başka bir PKK daha yaratılmasın diye. Başka günahsız insanlar ölmesin diye. Yıllarca Fettullah ile yanak yanağa olanlar bugün “valla hiç görmedim kendisini” diyerek kendilerini sıyırırken, Allah affetsin diyerek işin içinden çıkarken, o 249 kişinin ailesi hala ağlıyor. Elinde silahın olur, savaştasındır, çatışmada ölürsün, “vatan sağolsun” derliz, eyvallah. Lakin o meydanda bulunması gerekenler bulunmadığı için, görevlerini yapması gerekenler layıkıyla yapmadıkları için ölürsen, bu bir trajedidir kardeşim.

Bunu aklına sok artık.

Emre Dölcel

Destan yazısını okumak için lütfen buraya tıklayın…

Kaynak: https://www.facebook.com/emre.dolcel/posts/