Piç …

Piç …

Akranım çocuklar, ayakkabılarını anne babalarına bağlatırken daha, ben protez ayağımı kendim takıp kendim çıkartıyorum ve ayakkabımı protezime kendim giydirirken, bana acıyarak bakanların, “kadersiz bu çocuk”, “babası bile belli değilmiş”, “elimizden bir şey gelmiyor ki” diye konuşmalarını umursamıyorum!

Umursamamayı öğrendim ben; bana “piç” diyen arkadaşlarımı umursamıyorum mesela. “Senin de yazın böyle yazılmış, Allah yardımcın olsun “diyen komşuları umursamıyorum. “Sen de bizim çocuğumuz sayılırsın, inşallah büyüdüğünde devlet sana iş bulur” diyen akrabalarımı umursamıyorum. “Benim babam kim?” diye sorduğumda, “ben de babasız büyüdüm, sana baktığıma şükret” diyen annemi de umursamıyorum. Benim gibi babası belli olmayan çocuklar var; o çocukları umursuyorum ama! Umarım bir gün bir araya geliriz ve birbirimize kardeş oluruz, dost oluruz, aile oluruz…

Ben, tek başıma birçok şeyi becerebiliyorum. Göz damlamı kendim damlatabiliyorum, çay demleyebiliyorum ve omlet hazırlayabiliyorum. Bulaşıkları sofrada bırakmıyorum kesinlikle ve derslerime kendim çalışabiliyorum. Annemle tek ortak noktamız ise, ikimizin de ütüden nefret ediyor oluşu!

Erken büyüdüm diye erken ölmek istemiyorum ben. Belki evlenemeyeceğim, belki çocuğum olmayacak. Benim gibi piçlerden bir aile kurarım ben de! Çiçekleri seviyorum; bir sürü çiçek yetiştirir, bir sürü fidan dikerim. Az şey mi bunlar…

“Kaza mı geçirdin, yoksa doğuştan mı böylesin?” diye soruluyor sık sık. Kimse düşlerimi merak etmiyor benim; bayılıyorum düş kurmaya oysa. Düşlerimi anlatmak isterdim size, tuttuğum günlüğümü göstermek isterdim, okul bahçesinde, ilk kez isli bir camdan güneşe baktığımda, güneşin o solukluğunun beni nasıl kederlendirdiğini söylemek isterdim. Bunları gökyüzüyle paylaşabiliyorum, ayla, yıldızlarla, sokak köpekleriyle… Hele o sokak köpeklerinin bakışları yok mu, çok duygulanıyorum. Çoğu benim gibi piç! Hatta içlerinde benim gibi engelli olanlar da var; anlıyoruz biz birbirimizi…

Arkadaşlarımı görüyorum, babalarının ellerinden tutmuş gezerlerken. Babalarıyla nasıl övündüklerine şahit oluyorum. O babalardan bazıları, ramazan ayında bana harçlık vermek istiyor, kabul etmiyorum. Biri demişti, “bırak piçlik yapmayı da, al şu parayı; yoksa zenginsin de haberimiz mi yok!” İşte o gün söz verdim kendime, “artık ağlamayacağım” diye…

Öksüz çocukları, yetim çocukları, annesi babası belli olmayan çocukları, engelli çocukları, yetiştirme yurtlarındaki çocukları… Geceleri uyumadan önce onları düşünüyorum hep; günlüğümde o çocuklara mektuplar da yazıyorum, “yalnız değiliz” diyorum. Benim en çok kurduğum cümle bu, “yalnız değiliz…”

Bir gün yetiştirme yurduna bırakılabilirim; devletten “baba” diye bahsediliyor ya hep, şunu anladım ki, ben devlete değil, yalnızca gökyüzüne “baba” diye seslenebilirim…

Umursamayınca, korkular da yersizleşiyor. Annem mutlu olsun istiyorum, arkadaşlarım, komşular, akrabalarım, herkes mutlu olsun.

Gökyüzüne protez kol takmak isterdim bana sarılsın diye; bu da benim mutluluğum olsun…

Ergür Altan

kaynak: https://www.facebook.com/ergur.altan/posts/10211917263958712