Ah be Teyzeciğim … Son 4-5 gündür yazdığım yazılardan ötürü ilginç tepkiler alıyorum.

Son 4-5 gündür yazdığım yazılardan ötürü ilginç tepkiler alıyorum.

Çoğu alışık olduğum türden. Küfür, tehdit, hakaret… Ne ararsan var.  Ancak içlerinden bir tanesi bence konuşmaya ve üzerinde durmaya değerdi. Tam da Türkiye’deki işsizlik rakamlarının açıklandığı günde hem de…

Bir hanımefendi şu anki hükümeti övmek için kendini paralarken, artık herkesin ev sahibi olabildiğini, kendisinin de yıllarca hiç bir yere gitmeden, evden dışarı çıkmadan, hiç bir şeye para harcamadan ev sahibi olabildiğini söyledi.

Kıptinin merdi şecaat arz ederken sirkatin söylermiş. Tane tane, sakin sakin ve sabırla bir kere daha vurgulayayım;

Gelişmiş ülkelerde insanlar ev sahibi olmak için hapis hayatı yaşamıyorlar. Gelirleri, devlet desteği, imkanlar, şartlar bu insanların ev sahibi olurken aynı zamanda yurt dışında tatiller yapabilmelerine, sinema, tiyatro gibi kültürel faaliyetlere katılabilmelerine, ayda en az 2-3 gün dışarıda yemek yiyebilmelerine imkan veriyor. Benim de ülkemde aradığım asgari seviye budur.

Şimdi biz yok fetöydü, yok destandı, yok 2.kurtuluş savaşıydı, yok adaletti derken, bugün 15 yaş ve üzerindeki toplam işsiz sayımız geçen yıl aynı döneme göre 463 bin kişi artarak 3 milyon 287 bin kişi olmuş. Rakamın korkunçluğuna bakar mısınız?

Bitmedi.

İstanbul nüfusunun yaklaşık %30 luk kısmının hayatında hiç deniz görmediği gerçeği var. İstanbul’da yaşıyor ama denizi 1 kere bile görmemiş. Çünkü tüm hayatı çalışmakla geçiyor ve her nerede yaşıyorsa, oradan deniz kenarına gitmesine imkan verecek zamanı ve geliri yok.

Bakın, şu anda darbeyi, terörizmi, cehaleti konuşmuyorum bile. Adaleti de konuşmuyorum.

Tam 3.5 milyon işsiz insanımız var. Bunlara Suriyelileri de ekleyin… Muhtemelen rakam 5 milyonu bulacaktır.

Çalışanların durumuna bakalım; Yani bir gelir elde eden kesim. İstanbul nüfusu 17 milyon ise 5 milyon insan denizi hiç görmemiş. Bunların büyük bir kısmının ufak da olsa bir geliri olduğunu tahmin ediyorum. Ancak o gelir dahi burnunun dibindeki denizi görmesine yetmiyor.

Diyeceğim odur ki;

Teyzecim, sen yıllarca evden çıkmadım, yemedim içmedim, ev aldım, Allah bu hükümetten razı olsun diyorsun da, bu hükümet sosyal devlet olacağına, seni rahatlatacağına, “kaymak gibi yollar yaptım” ayağına, senin aklının dahi alamayacağı zararları yazan köprüler yapıyor, dünyanın en pahalı benzinini kullandırıyor ve birileri (ama kesinlikle sen değil) zengin oluyor. Zengin olmakla yetmiyor, “milletin a..na koyacağız” diyerek gevrek gevrek gülüyor. Hükümet de, az koydun, daha da koyyyy diyerek bu gevreğe ihale vermeye devam ediyor.

Teyzecim, sen farkında değilsin henüz ama…

Sen yaşamıyorsun, ölüyorsun… Ölüm vaktin gelene kadar vakit dolduruyorsun bu hayatta.

Kahramanlık, destan, şehadet muhteşemmmm herkese nasip olsun inşallaaah falan diyerek oyalıyorlar seni. Arada tünel yapıyorlar, yol yapıyorlar, geçsen de geçmesen de parasını senden alıyorlar, sen yaşıyorum zannediyorsun.

Bu ülkenin neyi var neyi yoksa sattılar teyzecim. Sen ev almak için kendini paralarken, bazıları orman yok ederek, ağaç keserek, arazi talan ederek, rüşvet vererek, yolsuzluk yaparak deli gibi zengin oluyor. Doymuyorlar. Asla doymuyorlar.

Bak mesela, sen de doymuyorsun. Ama sen yiyemediğinden doymuyorsun, onlar yiyiyip yiyip doymuyor.

Aç gözünü artık.

Benim derdim AKP, CHP değil. Adı batsın hepsinin. Ben huzurlu bir ülkede, adalet içerisinde, güvenle yaşamak istiyorum. Başımızdakiler sürekli ölümün ne kadar güzel bir şey olduğunu anlatıyorlar ama sen onları dinleme, yaşamak daha güzel. Vallahi bak, daha güzel…

Şimdi bu yazıma “ama IMF”ye borcumuz bitti nabeeerrr?” diye yorum yapacaklar çıkacak. Mutlaka çıkacak. Vallahi çıkacak, billahi çıkacak.

İşte ben bu kafaya gelmeyi çok isterdim.  Bu ülkenin kısa vadede hayal ettiğim o günleri göreceği yok ne de olsa…

Emre Dölcel

Not: Yazıda kullanılan görsel temsilidir…

Kaynak: https://www.facebook.com/emre.dolcel