Abdülhamid borsa zengini çıktı.. Ve bakın Soner Yalçın 2008 yılında Abdülhamit için neler yazmış…

Abdülhamid borsa zengini çıktı

Türk Tarih Kurumu’nun eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, II. Abdülhamid’in borsada kazandığı paralarla yabancı bankalarda yüklü miktarda parası olduğunu açıklamıştı. Hülagü’nün bu açıklaması, II. Abdülhamid’in torunu Orhan Osmanoğlu tarafından doğrulandı.

Türk Tarih Kurumu’nun (TTK) eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü’nün, II. Abdülhamid’in borsada kazandığı paralar ile birlikte yabancı bankalarda yüklü miktarda parası olduğu yönündeki açıklaması, padişahın torunu Orhan Osmanoğlu tarafından doğrulandı.

II. Abdülhamid’in torunu Orhan Osmanoğlu, “Biz bu paraların Türkiye’ye gelmesini çok istiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanmasını istiyoruz çünkü bizim bir ahdımız var” dedi.

Osmanoğlu, şunları söyledi: “Sultan Abdülhamid Han çok büyük servetler edindi. Bunlar içinde yurt içinde ve yurt dışında 6 bin 800’e yakın mülk var. Borsada çok büyük paralar kazandığı söylenir ve doğrudur bu.”

“Hocamız çok güzel bir çalışma yaptı Allah razı olsun. Bize de yardımcı oldu bu hususta, bu konuyla ilgili yargıda devam eden bir davamız var zaten.”

“Yargıda devam eden davamız verasetle ilgili bu paralarla ilgili soruşturmamızı daha yeni açacağız, onu takip edeceğiz inşallah. Hocamız bununla ilgili bize bir ışık tutacak, yol gösterecek.”

“Elinde belgeleri varsa biz kendisiyle görüştük bir iki kere bir toplantı yaptık. İnşallah bir netice alınabileceğine inanıyorum.”

Söz konusu paraların Türkiye’ye kazandırılmasını çok istediklerini söyleyen Osmanoğlu, şöyle devam etti: “Sultan Abdulhamid Han tahttan indirildiği zaman İttihat ve Terakki, Selanik’e gitmeden önce buradan bir takım kâğıtları imzalattırdılar kendisine.”

“Ondan sonra Selanik’e gittiği zaman Selanik’te Deutsch Bank’ın müdürünü Selanik’e getirip ve o paraları aldılar diye biliyoruz biz fakat Sultan Abdulhamid Han çok zeki olduğunu ve mutlaka ve mutlaka bu paraların hepsini vermediğine inanıyoruz.”

“Tahminimiz bizim çok cüzi bir kısmını söylediğini ve diğerlerini sakladığını ve söylemediğini bekliyoruz.”

“Bu hususta hocayla aynı fikirdeyiz. Zaman gösterecek inşallah biz bir çalışma yapıyoruz. Biz bu paraların Türkiye’ye gelmesini çok istiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanmasını istiyoruz çünkü bizim bir ahdımız var; eğer biz varlıklı olursak insanların hayrına bir vakıf kuracağız inşallah.”

Ekonomik krizden zengin çıkan bir padişah: II. Abdülhamid

Dünya finans kriziyle yatıp kalkıyoruz. Bayram tatili bitince borsa ve dövizin ne olacağının merakı içindeyiz.

Bu topraklar benzer mali krizi 19’uncu yüzyılın son çeyreğinde de yaşadı. Ve o mali krizi, borsada akıllı oynayarak lehine çeviren bir Osmanlı hanedanı vardı: II. Abdülhamid! Akıl hocası kimdi? Dudak uçuklatacak serveti sadece borsada oynayarak mı kazandı? İşte farklı bir padişah portresi.

’ŞEHZADELİĞİMDE üç-dört ayda bir maaş çıkar, onu da kaime veya metelik para olarak verirlerdi. Ben de koyun ticareti yapardım. Maslak çiftliğinde ekin de ektirirdim, lakin ondan fayda olmazdı. Asıl fayda koyun ticaretindeydi. Senede beş-altı yüz merinos koyun getirirdim. Bunların yavrularını, sütünü, yapağını değerlendirir; kısır olanları kasaplara satardım. Ertesi sene başka sütlü koyunlar satın alırdım. Senede koyun başına bir mecidiye kár bırakırdı. Bu iş çok kárlıdır. (Boya maddesi) Üstübeç de Venedik’ten gelir, boyacılar kullanır, ben daha ucuza satardım. Herkes benden alırdı. Ondan da istifade ederdim. Diğer şehzadeler borç içindeydiler. Çünkü ticaret bilmezler, çalışıp kazanmazlardı. Kazanmak, iş yapmak da bir hünerdir.’

Şehzadeliği döneminde ticarete başlayıp Osmanlı’nın en zenginlerinden biri olan Sultan II. Abdülhamid’in servetinin kaynağı sadece buğday-koyun-boya ticareti miydi?

Bilinir ki, ticaret ve ekonomiyle yakından ilgilenen ilk Osmanlı padişahıydı. İlgisi sadece ticaretin pratiğiyle de sınırlı değildi. -19. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vurmasına rağmen adı gölgede kalmış aydınlardan- Münif Paşa’dan iktisat dersleri aldı.

Ve bir gün…

Danışmanı Rum banker Zarifi

Şehzadeliği dönemiydi.

Osmanlı Devleti yayınladığı “irade-i seniye”yle borçlarını erteleme kararı almıştı. Çünkü hazinesi tamtakırdı.

Bu kötü ekonomiden Dolmabahçe Sarayı da etkilendi.

Şehzade Abdülhamid, zamanında alamadığı maaşını kırdırmak için saraya rahatlıkla girip çıkan, Osmanlı hanedanına borç para bulan Rum banker Yorgo Zarifi (1807-1884) ile tanıştı.

Yorgo Zarifi, kayınpederi Çelebi Dimitraki ile ortak “Zafiropulos&Zarifi” işletmesinin sahibiydi. Galata Borsası’nın en tanınmış isimlerinden biriydi.

Bankerler, Osmanlı Devleti’nin dış ticaret açıklarının kapatılması için gerekli olan yabancı kredileri bulan kişilerdi.

Bir yanda Galata bankerlerinden; G. Tubini, Mihran Düz Bey, Köşeoğlu Agop, J. Lorando, Mısırlı Andon Bey “Credit General Otoman” ile; diğer yanda Zarifi, Baltazzi, Boğos Mısırlıoğlu, Zafiripolos, Oppenheim, S. Sulabch, Kristaki, J. Kamondo “Societe Generale Ottomane” ile Osmanlı Devleti’nin iki kasası durumundaydılar.

Bankerler aynı zamanda Osmanlı hanedanı mensuplarının kişisel ihtiyaçları için de kredi/borç veriyorlardı!

Banker Yorgo Zarifi, sadece Şehzade Abdülhamid ile değil, veliaht Murad ve Padişah Abdülaziz’le de görüşüyordu.

Abdülhamid, kardeşleri arasında en çok Murad’ı seviyordu; onunla sıkça görüşüyordu. Banker Zarifi’yi onun aracılığıyla mı tanımıştı acaba? Bilinmiyor.

Bilindiği gibi Murad, amcası Sultan Abdülaziz’i tahttan indirmek için Midhat Paşa gibi siyasiler, Harp Okulu Komutanı Süleyman Paşa gibi askerler ve yukarıda isimlerini yazdığımız Yorgo Zarifi gibi bankerlerle işbirliği yaptı. Amacına ulaştı ama ruh sağlığı bozulduğu için tahttan indirildi.

Abdülhamid padişah olup fırsatını yakalayınca, amcası Abdülaziz ve çok sevdiği kardeşi Murad’ın başına gelenlerin tüm sorumlularını, -ayak işlerine bakanları bile- cezalandırdı. Ancak nedense Banker Zarifi’ye dokunmadı. Rum banker, Yıldız Mahkemesi’ne bile çıkarılmadı.

Niye acaba? İşin ucunda para vardı:

Abdülhamid’in şehzadeliği döneminde o kadar parası vardı ki cülus bahşişi olarak dağıtılan 60 bin altını kendi cebinden verdi. Servetinin kaynağı 1864 yılında Havyar Han’da faaliyete başlayan kambiyo ve menkul kıymetler borsasında Banker Zarifi aracılığıyla esham (hisse-borç senedi) alıp satmasıydı.

Zarifi, padişahın mali danışmanıydı; zenginleşmesinin aracıydı.

Bu nedenle Abdülhamid, Banker Yorgo Zarifi’ye dokunmadı.

Hatta…

Meclis-i Mebusan’ın 22 Ocak 1878 tarihli oturumunda, Aydın mebusu Hacı Ahmed Efendi bölgesindeki köylülerin palamut gelirlerine -devletten alacaklarına karşılık- el koyan Banker Zarifi’yi şikáyet etti.

Saray bu sözleri hiç duymak istemedi.

Borsa spekülatörü bir padişah

Rum tüccarlarına genellikle “çorbacı” deniyordu.

II. Abdülhamid de bu nedenle Banker Zarifi’ye hep “çorbacı” diye hitap etti.

Ve, “çorbacıdan” sadece finansal kurumların işleyişi hakkında özel bilgiler almakla kalmadı, parasını borsada nasıl değerlendireceği konusunda akıl da danıştı.

O dönemde de sıkça yapılan borsa spekülasyonlarından Banker Zarifi aracılığıyla yararlandı. Örneğin; 1873’ten başlayarak Avrupa’yı etkileyen mali krizden tutun da, Güney Afrika’da bulunan altın madenlerine kadar çeşitli spekülasyonlardan haberdar oldu.

Mabeyn başkátibi Tahsin Paşa “hatıratı”nda ilişkilerini şöyle yazdı:

“Mösyö Zarifi, Abdülhamid Efendi’nin iskonto ettiği maaşlarını gene kendi nezdindeki hesab-ı carisine kaydeder ve bunlara bir faiz yürüterek, gerek bunun hasılını ve gerek çiftliğinden ve diğer bazı emlak ve akarından aldığı gelirleri kárlı işlerde kullanırdı. Abdülhamid Efendi’nin, Mösyö Zarifi’yi sık sık kabul ederek her ziyarette kendisiyle para işleri hakkında görüştüğünü ve servetinin idaresini teftiş ve takip ettiğini saray emektarlarından işittiğim gibi bizzat kendisi de bunu anlatır dururdu.”

Banker Yorgo Zarifi’nin adını taşıyan torunu Yorgo L. Zarifi’nin “Hatıralarım” adlı kitabında yazdığına göre ailece görüşürlerdi. Örneğin L. Zarifi doğduğunda II. Abdülhamid, Zarifiler’e hediye göndermiş; annesi Froso Zarifi de teşekkür için padişahın analığı Perestu Kadın’ı ziyaret etmişti.

Yine kitaptan öğrendiğimize göre Banker Yorgo Zarifi 27 Mart 1884’te vefat ettiğinde II. Abdülhamid ile arası bozuktu.

Banker Zarifi, 1877-78 savaşı sırasında devlete açtığı kredilerle savaşın finansmanına önemli katkıda bulunmuş fakat açtığı avansların yüksek faizleri ve ağır şartları padişahı bile rahatsız eder boyuta ulaşmıştı. Dargınlığın sebebi bu olabilir miydi? Ya da daha kişisel miydi? Neyse.

Banker Zarifi’nin ölümü aradaki soğukluğu giderdi, II. Abdülhamid banker Zarifi’nin başta eşi Eleni olmak üzere ailesini yemeğe davet etti. İlişkiler düzeldi.

“Bir sabah, Sultan’ın bir emir eri atıyla Galata’ya gelerek acilen babamla konuşmak ister. Babama saraydan beklendiğini iletir. Babam acilen Yıldız Sarayı’na gider. Sultan Hamid onu hemen kabul eder. ’12 sene önce’ der Sultan, ’Baban beni alacaklılarımın pençesinden kurtardı, borçlarımı ödedi ve mali durumumu düzeltti. Şimdi kardeşim Reşad aynı durumda. Onu bulunduğu çıkmazdan kurtarmanı rica ediyorum.’ Babam elinden gelen her şeyi yapacağına söz verir.”

Banker Leonida Zarifi elinden geleni yapar, bir iki kez veliaht Reşad ile görüşmeye gider. Son gidişinden bir gün sonra Yıldız Sarayı’na davet edilir. II. Abdülhamid bu kez kızgındır. Sertçe, “Sen benim düşmanlarımla bir olup bana komplo mu kurmaya çalışıyorsun” der! Ardından artık kardeşinin hesaplarıyla ilgilenmemesini emreder.

II. Abdülhamid, bankerlerin amcası Abdülaziz’e ne yaptıklarını iyi biliyordu; banker Yorgo Zarifi’ye güveniyordu ama oğlu Leonida Zarifi’den emin olamamıştı.

Ancak zamanla güvenip onunla da işbirliği yapmayı sürdürdü.

Ve servetine servet katmaya devam etti…

II. Abdülhamid tutumluydu ancak saray harcamaları fazlaydı

II. Abdülhamid’in hep çok tutumlu olduğu yazıldı. Bireysel hayatında padişah belki tutumluydu ancak Yıldız Sarayı’nın harcamaları, diğer imparatorluk saraylarıyla karşılaştırıldığında sonuç şaşırtıcıydı. Rusya’nın harcamaları 34 milyon frank, İngiltere’nin 13.5 milyon frank, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun ise 19.5 milyon franktı. Yıldız Sarayı’nın gideri ise 21 milyon franktı.

II. Abdülhamid’in mirası ne oldu

1908 Temmuz Devrimi olunca II. Abdülhamid, yeni gelen iktidara hoş gözükmek ya da İttihatçıların baskısıyla, 8 Eylül 1908’de bir kısım mal ve gelirlerini devlet hazinesine devretti.

31 Mart (1909) Ayaklanması’nı takiben tahttan indirilen II. Abdülhamid’in tapuya kayıtlı mallarının çok büyük bir kısmı devlet hazinesine geçirildi. Ancak Vahideddin 8 Mart 1920’de çıkardığı bir kararnameyle bu malları (işgalci ülkelerden kaçırmak için mi acaba?) tekrar Hazine-i Hassa’ya iade etti. Böylece II. Abdülhamid’in ailesine miras hakkı doğdu. Ancak işgal güçleri, Sevr Antlaşması’yla (madde 240) bu mallara el koydu.

II. Abdülhamid’in mirası Lozan Antlaşması’nın da gündemine geldi. Tam manasıyla çözülemedi. Öncelikli mesele, gayrimenkullerin bir bölümü Türkiye sınırları içinde değildi; artık o topraklar işgal edilip koparılmıştı. II. Abdülhamid’in ailesi yurtdışında bu topraklar, çiftlikler, petrol kuyuları vs. için dava açsalar da hiçbirini kazanamadılar. Almanya İmparatoru Wilhelm’in şahsi servetini iade edenler, nedense aynı hukuki hakkı II. Abdülhamid’in várislerine göstermediler!

3 Mart 1924’te Osmanlı hanedanı yurtdışına çıkarılınca padişahların tapuya kayıtlı tüm mal varlığına el konuldu. II. Abdülhamid’in várislerinden Bedri Felek, Müşfika Hanım ve daha sonra Müşfika Kayasoy ile Emsalinur Hanım çeşitli girişimlerde bulunsalar da istediklerini alamadılar.

Bu arada meseleyi çözeceğini belirtip devreye giren diş hekimi Sami Günzberg gibi hanedana yakın bazı “iş bitiriciler”, mirasçılardan hayli para kopardılar.

Daha sonraki yıllarda hanedan mensuplarının yurda girişleriyle ilgili yasalar değiştikçe buna paralel miras davaları açıldı ama bunlardan da bir sonuç çıkmadı.

Son olarak üç yıl önce, II. Abdülhamid’in Fransa’da yaşayan torunu Cemil Adra dava açtı. Hukukçular, “Bugünkü yasalarımıza göre zor” deyip torun Adra’ya AİHM’ye gitmesini salık verdiler.

Yani sizin anlayacağınız, ölümünün 90’ıncı yılında II. Abdülhamid’in mirası hálá tartışma konusuydu.

Liberal ekonomiden yanaydı

ABDÜLHAMİD iktidara geldiğinde Banker Yorgo Zarifi artık 70 yaşına gelmişti. Ancak dinçti. Padişah’ın en çok huzura kabul ettiği banker olmakla kalmamış, en çok görüştüğü kişi olmuştu.

Abdülhamid tüm mali bilgisini bu ünlü bankere borçluydu.

Ve banker Yorgo Zarifi sayesinde Galata liberalizminden etkilendi; ekonomik liberalizmden yana oldu.

II. Abdülhamid ekonomide öyle bir liberalizmden yanaydı ki, Mekteb-i Mülkiye’de iktisat derslerinin programını bizzat kendisi belirliyordu. Osmanlı’da liberalizmin öncüleri; Sakızlı Ohannes Paşa’nın “İlm-i Servet” ve idadilerde okutulan Mehmet Cavit’in “İlm-i İktisat” favori kitaplarıydı.

Öğrencilerin ticaretle ilgilenmelerini çok arzuluyordu.

Osmanlı insanının ticaretle ilgilenmemesine kızıyordu:

“Avarelik her sınıf halkımızda öyle kökleşmiş, öyle bir tabiat haline gelmiştir ki, haklı olarak bütün felaketlerimizin sebebi olduğu ifade edilebilir” diyordu.

Ama kendisinin kişisel kuruntuları-kuşkuları gelişmenin önündeki en büyük engeldi. Döneminde elektrik, telefon, uçak gibi teknolojik gelişmelere; anonim şirket, ticaret borsası gibi kapitalist gelişme potansiyellerine soğuk baktı. Anonim şirketleri, ülke gelişmesinin değil padişaha karşı menfi düşüncelerin geliştirileceği yerler olarak gördü.

Özelleştirme taraftarı

Liberal II. Abdülhamid döneminde kamu yatırımları çok sınırlı düzeyde kaldı. Padişah “özelleştirme” taraftarıydı:

İlginçtir, 1843’te açılan ve ipekli dokuma üretimi yapan -halı desenleriyle bizzat ilgilendiği- Hereke Fabrikası’nı “özelleştirdi” ve kendi satın aldı!

Keza, Musul’daki petrol yataklarını da “özelleştirdi” ve servetine kattı.

Örnekler epey artırılabilir; peki bunlar II. Abdülhamid’in özel girişimci olduğuyla açıklanabilir miydi?

Bu konuda çeşitli görüşler var:

Devletin önemli gelirlerine el koyan Düyun-ı Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi karşısına, padişahların şahsi gelirleri ve mallarıyla ilgilenen Hazine-i Hassa’yı çıkarmak istediği gibi romantik yaklaşımlar olduğu kadar; II. Abdülhamid’in psikolojik olarak “özel biriktirici” bir ruh haline sahip olduğunu söyleyenler de var.

Bu ikinci görüşü ileri sürenler, II. Abdülhamid’in (sadece Türkiye sınırlarında 10.200 parça) gayrimenkul varlığının başka türlü açıklanamayacağını belirtiyorlar.

Ayrıca, II. Abdülhamid’in “özel girişimci” olmayacağını söyleyenler, aldığı petrol kuyuları, fabrikalar ve çiftliklerin üretim tekniklerini hiç yenilemediğini, bu nedenle üretimin yıldan yıla düşmesini örnek gösteriyorlar.

II. Abdülhamid, banker Zarifi’den kötü huylar kapmış mıydı?

Servetini ülke ekonomisinde değerlendirmek yerine, büyük ölçüde Avrupa bankalarında ve yabancı sermaye piyasa spekülasyonlarında değerlendirmesi şaşırtıcıydı.

Şaşırtıcı olmasının bir nedeni de, ekonomi dersleri aldığı Münif Paşa’ya yazdığı bir mektubunda dile getirdikleriydi. Mektubunda amcası Abdülaziz döneminde zenginleşen bürokratların, paralarını yurtdışı bankalarına yatırmalarını ağır dille eleştiriyordu!

Parası Deutsche Bank’taydı

Oysa kendisinin Deutsche Bank, Barclay Bank, Credit-Lyonnaise gibi Avrupa bankalarında hesabı vardı!

Vasfi Şenözen, II. Abdülhamid’in zenginliğinin haksız ve gayrimeşru olduğunu “Osmanoğulları’nın Varlıkları ve II. Abdülhamid’in Emlaki” kitabında uzun uzun anlatıyor.

“Paran var mı derdin var” sözünü doğrular gibi II. Abdülhamid’in serveti uzun yıllar Türkiye gündeminden düşmedi.

II. Abdülhamid tahtan indirildi; vefat etti; ailesi yurtdışına sürüldü; ama onun miras davası uzun yıllar sürdü gitti.

Mallarının bir bölümü

II. Abdülhamid’in mirasçılarının Türkiye’de dava ettikleri gayrimenkullerden bazıları şunlardır:

İstanbul Sultanhamamı’ndaki İzmirli Hanı.

İstanbul Direklerarası’nda Letafet Apartmanı. 

İstanbul Gedikpaşa’daki tiyatro arsası.

Eyüp Kopçageçidi’ndeki 21 dönüm tarla. 

Eyüp’te 18 dönümlük Bahariye Kışlası.

Káğıthane’de 20 dönüm arazi. 

Káğıthane’de Silahtarağa çiftliği.

Bakırköy’de 70 dönüm arazi. 

Bakırköy Veliefendi çayırı.

Dolmabahçe’de 30 dönüm bostan. 

Küçükçekmece’de Burunsuz Mandıra Çiftliği, mera ve çayırları.

Nişantaşı’nda A Celalettin Paşa Konağı, Kamil Paşa Konağı. 

Teşvikiye’de bir dönüm arsa.

Beşiktaş Serencebey’de 2 dönüm bağ, Ihlamur’da 3 dönüm arsa. 

İstanbul Horhor’da konak ve 5 dönüm arsası.

Arnavutköy Akıntı Burnu’nda gazino ve müştemilatı. 

Ortaköy’de Dalyan Mahallesi ve Ali Saip Paşa Yalısı ile müştemilatı.

Kuruçeşme önündeki (Galatasaray) ada. 

Kartal Soğanlık Köyü’nde köşk ve 3 dönüm arazisi.

Kartal’da Alemdağı Çiftliği, Çakmak Çiftliği ve 21 parça tarla. 

Paşabahçe İrcirli Köyü’nde 40 dönüm arazi ve şişe fabrikası.

Beykoz’da 40 dönüm bostan, üç bahçe, 6 tarla, 2 çayır, 3 arsa, 1 bağ, 1 dükkán ve yalısıyla Tokat Çiftliği, Yalnız Servi Çiftliği. 

Beykoz’da Abraham Paşa’dan alınan 38 dönüm arazi ve üzerindeki müştemilat ve teferruatıyla çiftlikler.

Fenerbahçe’de tarla, çayır, kahvehane. 

İzmit’te 3 dönüm bahçe, İzmit Çiftliği.

Geyve’de 26 dönüm Balabal Çiftliği. 

Şişli’de İzzet Paşa Çiftliği.

Çatalca ve Çekmece’de; Filifos Çiftliği, Kaparya Çiftliği, Safra Çiftliği, Kılıçali Sagır Çiftliği, Silivri Çiftliği, Bosna Çiftliği, Sazlı Bosna Çiftliği, Haraççı Çiftliği, Papas Bergos Çiftliği, İzzettin Çiftliği, Tozalak Çiftliği ve Yahya Bey Kışlası. 

Yalova 11 odalı han, hamam, 17 odalı otel, 7 odalı misafirhane, dükkán, fırın, 2500 dönüm orman.

Mihalıç’ta; Çeribaşı Çiftliği, Melda Çiftliği, Cambaz Çiftliği, Ekmekçibaşı Çiftliği, Kayseri Çiftliği, Orta Çiftliği, Keçifdere Çiftliği, İskele Çiftliği, Kızıllar Köyü’nde 24 parça gayrimenkul, Akköprü Köyü’nde 280 dönümlük Paris Bey arazisi, yine aynı köyde 308 dönümlük Hızır Bey arazisi. 

Burdur Ağlasun’da Çeltikçi Çiftliği.

İzmir’de Hayrettin Çiftliği. 

Tire’de Meşhet Çiftliği.

Akhisar’da Rahime Çiftliği. 

Nazilli’de 7 bin dönüm arazisiyle Bilare çiftliği.

Keşan’da Türkmen Çiftliği. 

Babaeski’de Keçili merası.

Havza’da Pavli Köyü arazisi vs. vs. vs.

Soner Yalçın – 14 Aralık 2008

kaynak:  http://www.hurriyet.com.tr/ekonomik-krizden-zengin-cikan-bir-padisah-ii-abdulhamid-10563262