Mehveş Evin: “Hayırdır beyler? Ensest rahatsız mı etti?”

Ülkede bırakın ensesti, her türlü cinsel taciz, istismar ve şiddet kavramları yarım yamalak konuşuluyor.

Meslektaşım, arkadaşım Melis Alphan’ın Hürriyet gazetesinde ensestle ilgili yayımlanan köşe yazısı tartışma yarattı.

Gürültüyü koparan, başta Yeni Akit kalemşorları ve Ahmet Hakan gibi erkeklerdi. Tartışmaya yekten Alphan’a saldırarak girmelerinin nedeni, bu konudaki cahilliklerinden ve aslında, ensestin adının konmasındandı.

Öte yandan aile içinde taciz ve istismar kavramlarını dahi reddeden, daha doğrusu yüksek sesle söylenmesinden rahatsız olan hakim zihniyet, AKP rejimiyle başlamadı.

90’lı yılların merkez medyasında çalışmış bir gazeteci olarak, ‘ensest’ haberlerinin daha doğrusu haber dilinin ensest üzerinden kullanılmasına dahi nasıl ‘karşı’ olunduğunu unutmadım.

Zira ‘mide bulandırıcı’ ve ‘tepki çeker’ diye aile içi tecavüzleri (o günlerde taciz kavramı daha belirsizdi) görülmezdi. Oysa gazetecinin işi ‘tepki çeker’ diye habere takla attırmak, sulandırmak değil, kamusal yararı gözetmektir.

Bugün kadın, çocuk gibi konulardaki -ve aslında genel anlamda- ‘kastecilik’ faaliyetlerine bakınca, ‘abilerinden’ ne çok şey öğrendiklerini test ediyoruz.

Misal, biri kalkıp Hürriyet’in yayın kurulunda bulunan Bild gazetesinin eski yayın yönetmeni Kai Diekman’a taciz suçlamasından dem vurmuş. Efendim, nasıl olur da hala Diekman Hürriyet’ten atılmamış? Bi’ google yapacak beceriye sahip değil ya da işine gelmiyor…

Birincisi Diekman aile içi değil, meslektaşının taciz suçlamasıyla karşı karşıyaydı. Doğru mu değil mi, bilemiyoruz ancak Alman yargısı bu suçlamaya dair ‘yeterince kanıt olmadığı’na hükmetti. (Tarih 2 Ağustos, link burada.

Ha, Hüseyin Üzmez olayını da unutmayalım tabii.

ENSEST KONUSUNDA NEDEN BU KADAR AZ ARAŞTIRMA VAR?

Ahmet Hakan’a gelince, ensest tanımını da karıştırıp, tüm aile içi cinsel ilişkileri bir kefeye koymuş. Ah, ah, popülizm zor zenaat şekerim!

Kalemşorları bırakıp esasa dönelim…

Birincisi, ensestin tanımı: ‘Türkiye’de ensest, aile içi taciz, taciz edenin cinsel uyarılması ya da tatmini için çocuğa veya gence yönelmiş her türlü fiziksel ya da fiziksel olmayan davranışı içerir. Kan bağı olan baba, anne, ağabey, abla, amca, dayı, teyze, hala ve dede gibi akrabalara ek olarak, çocuk üzerinde anne-baba gibi otoritesi ve saygınlığı olan geniş bir akraba ve hısım grubu ensest tanımında taciz edenler arasında sayılır. Örneğin enişte, üvey anne-baba, üvey kardeşler bu grupta.’  (‘Türkiye’de Ensest Sorununu Anlamak” araştırması, Çavlin Bozbeyoğlu, 2009 )

İkincisi, Türkiye Kadın Federasyonları Derneği Başkanı’na atfedilen ‘Ensest yüzde 40’larda’ açıklaması. Güllü, bu oranı röportajlarında verdi ancak akademik bir çalışma yapmadıklarını, zira devletin bu konuyu baştan reddettiğini söyledi.

Dernek, Finlandiya Büyükelçiliği’nin desteğiyle 2014’te ‘Ensest Atlası’ adında bir çalışma yapıp 56 ilde kadın dernekleri, rehber öğretmenlerle görüşmeler yürütebildi.

Malum, tam da konunun ‘hassasiyeti’ nedeniyle akademik araştırma yok denecek kadar az. Asıl mesele, ‘madem bu kadar rahatsız edici bir konu, neden üzeri kapatılıyor? Neden açıkça tartışılmıyor?’ diye sormak.

ORANI DEĞİL ÖNLEMİ KONUŞALIM

Oysa devletin açıkladığı verilerde bile ensest oranı yüksek çıkıyor. Eldeki az sayıdaki araştırmaya göre;

-Türkiye, cinsel istismar vakalarında dünya üçüncüsü. Tahminlere göre, her beş erkek ve her üç kız çocuğundan biri, cinsel istismara uğruyor. Taciz eden, yakınında, çoğunlukla aileden biri. (Türkiye’de her beş çocuktan biri cinsel istismara uğruyor, Radikal, 19.11.2013)

  • Aile Bakanlığı, en son 2009’da yaptırdığı ve sonuçları ürkütücü olduğu için altı yıl tekrarlanmayan “Aile İçi Şiddet” araştırmasının benzerini 2015’de yaptı. Hacettepe Üniversitesi’nin yürüttüğü bu çalışmada kadınların yüzde 9’unun çocuklukta istismara uğradığı ortaya çıktı. (Kadın aile içi şiddete karşı yapayalnız- Emel Armutçu, 16.1.2015, Hürriyet). Ancak mesele, ensest yüzdesini tartışmak değil. Bu gerçeği kabullenmek, çocukların mağduriyetinin daha da yaygınlaşmasına karşı gerekli hukuki, yönetsel tedbirleri almak.

Ülkede bırakın ensesti, her türlü cinsel taciz, istismar ve şiddet kavramları yarım yamalak konuşuluyor. Özellikle 18’den küçük çocukların büyüklerle evliliği, imam nikahı ve hukukta ‘rıza’ konularında yapılan hamleler, medyada yapılan çıkışlar; hakim anlayışın ‘miş gibi’ yapmaktan sıkıldığını, aile içinde olanın aile içinde kalması için gereken hukuki çerçeveyi hazırladığını gösteriyor. Hal böyleyken, ensestin yüksek sesle ifade edilişi elbette büyük rahatsızlık yaratıyor.

Yetmezmiş gibi Alphan’a sözkonusu yazısından dolayı 301’den dava açılacağı yönündeki tevatür, devletimizin ensest değil, ensesti yazana gösterdiği ‘hassasiyeti’ göz önünde seriyor. Eğer samimiyseniz yapılması gereken, sorumluları ortaya çıkarmak, sözde ve uygulamada önelm almak, ‘mesajı taşıyanı vurmak’* değil.

Not: ‘Rızaya dayalı ilişki’ konusundaki tartışmalar başka yazıya…

*’Don’t shoot the messenger’: Kötü haberi vereni vurma, sorumlu tutma manasında.

kaynak: https://www.artigercek.com/hayirdir-beyler-ensest-rahatsiz-mi-etti