Okullar Açılırken Yaklaşan Açık Tehlike: Ergenler! (Neden böyleler? Nasıl başa çıkarız?)

Ergenlik, insan gelişimi içinde mühim bir yere sahip kritik bir evredir.

Fiziksel büyüme, psikosoyal gelişim, cinsel ilgide artış gibi olayların olduğu çocukluktan yetişkinliğe geçilen bir dönemdir. Erkeni 10 yaşında başlar, 21 yaşa kadar gider.

Erken ergenlik 10-14 yaş, orta ergenlik 15-17, geç ergenlik 18-21 yaş olarak kabul edilir. Size böyle bilgiler vermeye devam edip harcıalem bir kişisel gelişimci gibi içinizi bayabilirdim. Ama yapmayacağım. Neden?!

Çünkü ergenlik dediğimiz şey geriye dönüp baktığımızda genellikle utandığımız bir dönemdir. Ne çocuksundur ne de yetişkin…

Bu dönemi tariflemek için bir hocamızın lafını sizlere iletmek isterim “Ergenler devekuşu gibidir. Ne kuş ne de devedirler”.

Tabi, çevremize sürekli ziyanlık çıkardığımız, kızlara ilk denemelerinde Lady Gaga gibi makyaj yaptırıp, erkekleri belki Polat Alemdar’a olmadı Norveç’in durup dururken kilise yakıp rahibi huzurundan eden en azılı metalcilerine çeviren bu dönemden çok da sitayiş ile bahsetmeyeceğim.

Ama müsterih olun ergenlikte başa gelen tatlı musibetlerin neden başa geldiğini bilimsel olarak açıklayacağım. Çünkü ben bir nöro-psikoloğum ve burası da Zaytung’un lanet olası bilim köşesi!

Ben beyini böyle House hocamız gibi tutamadığım, huylandığım için bilimsellikten uzaklaştım zahir

Ergen Beyni… Köpeksiz köyde değneksiz gezercesine…

Ergen beyni nasıl çalışır? Ergenin bu hallerinde beyinin etkisi nedir? Gelin bunu biraz inceleyelim. İlk olarak ergen beynini bir yetişkin beyninden nasıl ayırabiliriz onu anlatayım:

Farz edelim ki Zaytung’unki gibi çok sert bir patronunuz var. İşler yolunda gitsin istiyor. Sıralı olsun istiyor. İşte beyinde bu anlamda bahsettiğimiz patron Prefrontal Korteks. Yani burada eminim onlarca kez duyduğunuz neden-sonuç ilişkisi, mantıksal çıkarım, planlama, yargılama gibi işlevlerden sorumlu beyin bölgesi. Bu bizi biz yapan Frontal Korteks, ergenin beyninde Ayvalık’taki yazlığına giden patron gibi bir durumda. Olanlardan haberdar ama tam da hükmü yok.

Çünkü beyin korteksinin gelişimi çocukluktan itibaren arkadan öne doğru olmakta. Yani Frontal Lob gelişimini tamamlayasıya kadar ergenliğe girmiş oluyorsunuz. (Not: İlk gelişen bölgeler de dil bölgelerimiz. O yüzden çocuğunuzun yabancı dili olsun istiyorsanız o dili 12 yaşına kadar öğretiniz. Sonra çocuk büyüdüğünde Marmaris’te “are you disco” seviyesinde gezinir. Yabancılara karşı mahcup olur. Boynu bükük kalır)

İşte yabancı dil bilseydiniz bu şakayı hemen kapardınız

Ayrıyetten erken çocukluk döneminde sinir hücreleri arasında gerekenden daha fazla sinaps gelişmektedir. Bu fazlalıklar ergenlikle beraber budaklanmaya yani azalmaya da başlar. Üstüne üstlük miyelinleşme çok hızlıdır. Bunlar beyin için gereklidir ama aynı zamanda arayış içindeki bir sürece karşılık gelir. Yani Radyo Seymen’i tam denk getirmek için frekans ayarı yapıp en son kilometrelerce ötedeki Yunan radyosunu denk getirebilen babam gibi bir iş de çıkar bunun sonucunda.

Bu da ergendeki duygusal ve davranışsal karmaşayı ve dalgalanmayı açıklamaya yardımcı olur. Kapıyı çok affedersiniz hayvan evladı gibi çarpması, sesini yükseltmesi falan bu sebepten olabilir. Ergenler Amygdala’nın esiri iken yetişkinler Prefrontal Korteks ile hareket ederler bence (BENCE Mİ?!?).

İşte o hayının beyni…

Ergenlikte beyaz cevherde artış olur. En hızlı hacim kazanan bölgelerden biri ise iki hemisferi birbirine bağlayan korpus kallosumdur. Bu yüzden ergenler uyaranlara çocuktan daha iyi tepki verirler. Ve beyinlerinin iki yarısını da iyi şekilde kullanabilirler. Yani çocuğa bir müzik aleti çalmayı öğreteceğiniz, spora vereceğiniz zamanlar bunlar. Hakkından gelebilir.


Büyük ihtimal o gitar Dağlar Dağlar’ı 2 kere çaldıktan sonra bebenizin odasında çürüyüp gidecek

Tabi bir de Dopamin seviyesi var. Bu Dopamin ve hiç ayrılmadıkları ahretlikleri Serotonin, Oksitosin ve Vazopresin salgılanmasında bir artış olur. Az evvel bahsettiğimiz gibi bağlantı hücreleri çok olunca arz talebi karşılayamayabilir. Bu durumda bu platformda birçok kez bahsi geçen (tabi okumadığınız için bilemiyorsunuz) minik ödül bölgesi Nucleus Accumbens’ten salınan Dopamin miktarında azalma olur ve ergen birey daha yüksek bir uyaran arar.

Risk alma davranışı (evden alınan servis parasını dışarda çatır çatır yemek. Risk budur), bağımlılık (kanka babam içkiye kızmıyor ama bu sigaraya kızıyor), saplantılı şekilde kendini beğendirme gereksinimi (misal dudağını ördek gibi yapıp aynısından binlerce filtreli Instagram fotosu koymak) falan hep bu küçük ama naled çekirdekteki Dopamin seviyesinden dolayı ortaya çıkabilir.

Ben mesela bunun yüzünden 13 yaşında bir yaz günü, öğlen vakti kızlara hava olsun diye kırmızı kutusu olan bir arpa suyu içmiştim. Üzerinden 17 sene geçmesine rağmen o an kızların söylediği “kusturun bi rahatlasın” sesleri halen kulaklarımda… İşte risk…İşte accumbens çekirdek…

Akşama efsane dayak yiyecek adam fotoğrafı (temsili değil)

Üstüne bir de erkeklerdeki hipofizin sebep olduğu genital organlarda büyüme, testosterondaki muazzam artış eklenince dönem iyice bir kaos halini alıyor. Sonra sağa sola bakıyorsun. Bonobo maymunları gibi karşı cinse olan merakın muazzam seviyede artıyor. 3 sene önce çizgi filme gülen sen kendini keşfetmeye ve şımartmaya başlıyorsun. Sonra doğalgaz faturası kabarıyor, kombi alev gibi oluyor falan.

Kendi ergenliğimin ikonunu size açıyorum

Serotonindeki artış ergenlikteki uyku düzensizliklerine, oksitosindeki artış ise abartılı sosyal ilişkilere sebep olmaktadır. Lise tenefüsünd okul bahçesinde kolkola girip bir aşağı bir yukarı gezen kızların, evin önüne gelip sizin cama doğru çatal sesleriyle bağırıp oğlunuzun omzuna kolunu atıp ufukta mutlulukla kaybolan erkeklerin durumu bu Oksitosin yüzünden. Abartılı gereksiz bir arkadaşlık… Bir band of brothers havaları falan… Geriye hiçbiri kalmıyor gerçi… O hiç ayrılmadığınız arkadaşınızı tesadüfen AVM’de görüyorsunuz. İki çocuğa mukayet olmaya çalışırken… Kel ve yorgun… Hey gidi… (ağlıyor!)

Her yere böyle gidilen ortama yazıklar olsun

Biraz da psikoanalitik, biraz da rahmetli Freud…

Ergenlik deyince psikoanalitik kuramcılar bir ürküyorlar. Ergenliği fıtrınalı ve stresli diye tarif ediyorlar. Bu da çocukluktan yetişkinliğe geçen bireylerin özerklik çabalarından olsa gerek. Birincil sosyalleşmede yani çocuklukta anne babanın dibinden ayrılmayan birey, ergenlikte yani ikincil sosyalleşmede dışa açılmaya başlar. Tabi dışarıdaki stresli durumlara karşı hazır olmadığı için belli savunma mekanizmaları geliştirir. Bunlardan en çok kullandığı ikisi regresyon ve yüceltme savunma mekanizmasıdır

Temsil misal entelektüel merakları artar. Siyaset konuşur. En bilinmeyen müzik gruplarını takip eder. Aslında bunlar toplumun yarattığı cinsellik baskısına karşı bir savunma mekanizmasıdır.  Hormonlar vücudu ele geçirince, toplumun değer yargılarıyla çatışmamak için dikkatini başka yöne çeker. Bu kızlarda daha belirgindir. Kızlar bu baskıyla özgürlüklerini yitirdiklerini düşünüp göğüslerini saklama, kambur yürüme ve erkeksi davranışlarla kadınsı kimliğini bastırma yoluna gider.

Çevrenizdeki ergen “erkek Fatma” kızlar aslında sizin yarattığınız bu toplumsal baskının bir sonucu olabilir. Genç yetişkinlikte ağrılı adet görme ve cinsel birleşme esnasında yaşanan zorlanma da bu baskının bir yansımasıdır. Hülasa bu memlekette kadın olmak fevkalade zor bir şey…

Peki mutlu olabilecek mi?

Ergenler aşırı şekilde kendilerine yönelik bireylerdir. İlgi odağı olduğuna inanır, buna göre yaşar. Sürekli kendisinin hareketlerinin, dış görünüşünün, duygularının başkaları tarafından denetlendiğini ve değerlendirildiğini düşünür. Toplum içinde konuşamama, kalabalıkta yüzün kızarması filan da hep bundan olur. Ama aynı zamanda kafasında hep sahnededir. Hep assoslisttir. Hayali seyircileri vardır. Yeteneklerini abartır. Mahallenin delisi gibi bir şeydir…

O yüzden saatlerce ayna karşısında saçıyla uğraşır, o yüzden hep değişik giyinir. Fiziksel görüntüsüyle çok haşır neşirdir. Ayrıca duygularını ve davranışlarını eşsiz olarak görür. Bu grandiyoz bir sanrı gibidir. Ama ergen tarafından anlaşılmaz. En delikanlı gibi o sevmiştir (sadece iki hafta whatsapp’tan kalp yolladı), en çok acıyı o çekmiştir (kontörü bitti), en büyük zorluklara o göğüs germiştir (bir ekmek için bakkala gönderildi)…

Bu çatıışma evresinden gelen tepkilerle bir çatışmaya dönüşebilir. Ergen “beni hiç anlamıyorlar ya” diye düşünüp anaya ataya karşı gelebilir, akrabalar misafirliğe geldiğinde yabani bir hayvan gibi odasına çekilip dayısıgile bir merhaba demeye erinir.

Eve misafir gelince ben

Son olarak “peki ne yapmalıyız?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim sevgili okurlar… Ben olsam oğlanı sanayiye verirdim. Bu saatte sonra okumaz. En azından zaar gibi sokaklarda dolanmasın bir meslek öğrensin, kolunda altın bileziği olsun.  Kızı da köyden isteyen vardı… Verin gitsin… Şaka ediyorum.

Doğrusunu söyleyeyim. Ergen birey vücudundaki bu kadar değişiklikle, beyindeki artan kimyasal olaylarla, birden parlayan zekası, soyutlama kabiliyeti, sosyal meraklarıyla ne yapacağını bilemez. Onu anlayışla karşılayıp, sevgi duyduğunuzu gösterip kısıtlamadan fakat bir mihmandar gibi yol göstererek davranın. İnanın medyada abartıldığı gibi zor bir süreç değil.

Gençler de biraz kendisine dikkat etsin. Babanızın arabasını falan kaçırmayın. Kaçırıp bir halt ederseniz de “Bıbı ımı ıkımbins çikirdik dıpimin dılmıyırmış” diye beni ortaya atmayın. Doğrusunu söyleyin kazanın. Zira hepimiz genç olduk. Sorun ananıza babanıza gençliğinde neler yapmış diye anlatsın. Ananız muhtemelen “benim o yaşlarda aha belim şu kadardı(baş ve işaret parmağını birleştirip yuvarlak yaparak)” diyecek baba ise kırdığı fındıkları anlatacaktır. O sessiz adamın tam bir çılgın olduğunu öğrenir mutlu bir aile sohbeti geçirirsiniz belki….

(Bizim zamanımızda bunlar vardı. Gitarla söylüyorduk bi arkadaşla… fakat benim görevim Murat Yılmazyldırım gibi incecik sesle söylemek olduğundan hep yalnız kaldım 🙁 )

kaynak: zaytung.com