“Yetişkinlerin Çocukların Hareketlerini Kısıtlaması Artık Toplumsal Bir Sorundur”

“’Okul bir sosyal adaletsizliktir’ diyebilir miyim?” 10 yaşındaki çocuğun bunu söyledikten sonra iğneleyici bir tebessümle yüzüme bakmasını ya da kıkırdamasını bekledim. Hiçbirini yapmadı. Gayet ciddiydi.

Birkaç ay önce çocuklarla yaşadıkları teneffüsler hakkında görüşmeler yaptık. Teneffüs, çocukken kesinlikle en sevdiğim “dersti.” Beden dersi ise hemen arkasından gelirdi. Bugün çocuklar farklı bir hikaye anlatıyorlar.

Aynı çocuk şunları da ekledi: “Tırmanma demirleri var, ama üzerinde baş aşağı durmamıza izin verilmiyor. Kendimize zarar vereceğimizi düşünüyorlar. Bence, ben baş aşağı durmayı deneyecek kadar büyüdüm.”

8 yaşındaki bir kız ise şöyle anlatıyor: “Ormanlık alanımız var ama yakınına bir yerlere gidemiyoruz. Çok tehlikeli.” Çocuklar bana, başları dönecek korkusuyla salıncakta yüzüstü sallanmalarına ya da kendi etraflarında dönmelerine izin verilmediğini anlatmaya devam etti. “Standart testlerimiz olduğunda teneffüs yaptırmıyorlar.

O günlerde konsantre olmamızı sağlamak için öğretmenler bize sakız veriyor” diye açıkladı başka bir çocuk. 7 yaşındaki bir kız ise, “Kar yağdığında kara ayaklarımızla dokunamıyoruz ya da teneffüsün sonuna kadar öğretmenin yanında durmamız gerekiyor” diye anlattı.

Teneffüslerin kısaltıldığını biliyordum ancak çocuklarla oturup onların ne söyleyediklerini gerçekten dinleyene kadar çocuklarımıza koyduğumuz sınırların bu boyutta olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Mesele şu ki, çocukları “güvenlikte” tutmak adına yapmalarına izin vermediğimiz bütün hareketler, çocuklarla çalışan bir duyu bütünleme terapisti olarak Amerika’daki kıdemli öğretmenler tarafından giderek artan oranda görülen “güvenliksiz” davranışları tedavi etmek için kullandığım egzersizlerin tamı tamına aynısı.

Öğretmenler, teneffüslerde saldırganlıkta artış, öfke ve hayal kırıklığı duygularını regüle etme becerisinde düşüş, sürekli sendeleme, sık sık düşme ve derse iştirak etme becerisinde düşüş gördüklerini bildiriyor.

Sözü edilen problemleri tedavi etmek için duyu bütünleme terapistleri çocukları tüm farklı yönlere doğru hareket ettirir. Kliniklerimizde bolca yukarıdan asılı aletimizin olmasının bir sebebi vardır.

Çocuklara daha iyi bir beden farkındalığı duygusu vermek için onların baş aşağı olmalarını, objelerin üzerinden aşağı atlamalarını, yeni yüksekliklere tırmanmalarını ve kendi etraflarında dönmelerini teşvik ederiz. Tüm bu hızlı ve değişken hareketler, güçlü bir vestibüler (denge) duyusu geliştirmeleri için iç kulaktaki sıvının dolaşmasını sağlar.

Vestibüler sistem iyi bir beden farkındalığını, dikkati ve duygusal regülasyonu destekler. Bu beceriler, sınıfta öğrenmenin temelini oluşturur.

Tıpkı kaslarımız gibi eğer vestibüler sistem de sürekli kısıtlanan hareket nedeniyle ihmal edilirse zaman içinde zayıflayabilir. Çok sayıda yetişkinin, çocukken dönme dolaplara ya da dönen diğer aletlere nasıl rahatça bindiklerini ama artık bu aletlerde kendilerini hasta hissettiğini ya da midesinin bulandığını söylemesinin nedeni de budur.

Çoğumuz, çocukken yaptığımız gibi pek çok farklı şekilde hareket etmiyoruz artık. Yetişkinlerin düzenli bir şekilde tepelerden aşağı yuvarlandığını, baş aşağı asılı kaldığını ya da ağaçlara tırmandığını çok nadir görürüz.

Düzenli bir dans dersine ya da çok çeşitli hareket imkanı sağlayan başka bir şeye katılmadığımız sürece iç kulaktaki sıvı kalınlaştığı için vestibüler sistemimiz değişir. Yaş aldıkça, eğer aktif kalmaya devam etmezsek düşmelere daha yatkın bir hale geliriz.

Esas problem ne biliyor musunuz? Bunu şimdiden küçük çocuklarda bile görüyoruz! Çocuklar açık havada daha önce hiç olmadığı kadar az zaman geçiriyor ve bu, kaslarının ve duyularının gelişimini değiştiriyor.

“Güvenliksiz” bir çocuk jenerasyonuna dönüşüyorlar. Okullardan gelen sakarlık ve düşmelerle ilgili bildirimlerde ciddi bir artış var. Yetişkinler olarak bir hareket molası vermek istiyorsak en azından bunu seçme şansımız var. Çocuklar her zaman bu lükse sahip değiller.

Kabul edelim, uyanık oldukları zamanın çoğunda çocukları sabit ve hareketsiz tutmak onlara zarar veriyor. Sınıf çalışmalarını, ev ödevlerini yaparken ve bir aktiviteden diğerine arabayla giderken çocukların oturarak kaldıkları zamanın yüzdesini bir düşünün.

Serbest oyun oynarlarken (eğer şansları varsa tabii), hareket deneyimleri önemli ölçüde kısıtlanıyor. Yetişkinler olarak onlara, “İn oradan aşağı, yaralanacaksın” ya da “Dönüp durmayı bırak, başın dönecek” gibi şeyler söylüyoruz.

Günün büyük bir bölümünde çocukları dik bir pozisyonda tutuyoruz. Bu, duyuları uyarmaya ve zorlamaya çok az katkı sağlar. Çocuklarımızın çılgınlar gibi kıpır kıpır olmalarına, ufacık bir şey için ağlamalarına ve sıralarının üzerine bez bebekler gibi devrilmelerine hiç şaşırmamak gerekiyor.

Kıpır kıpır ve giderek daha güvenliksiz bir hale gelen çocuklara nasıl yardımcı olabiliriz? Cevap, temel bir insan hakkı olan hareket becerisinde yatıyor. İlkokul öğrencileri, sağlıklı ve mutlu olmak için günde üç saat aktif serbest oyuna ihtiyaç duyar. Ancak şu anda bu zamanın sadece bir bölümüne sahipler.

Bu şu demek: Herkes elini taşın altına koymalı. Öğretmenleri ya da ebeveynleri suçlamayı bırakın. Bu artık toplumsal bir problem. Artık “elimiz kolumuz bağlı” ya da “zamanımız yok” demek yetmiyor.

Ayrıca çocukları şişme topların üzerine sabitlemek ya da sıralarına pedallar koymak da yetmiyor. Çocukların bedenlerini doğalarına uygun bir şekilde hareket ettirmeleri için diğer çocuklarla birlikte “gerçek” oyun deneyimleri yaşama fırsatlarına ihtiyaçları var.

kaynak: http://www.egitimpedia.com/yetiskinlerin-cocuklarin-hareketlerini-kisitlamasi-artik-toplumsal-bir-sorundur/