İftirada zirve: “Türkan Saylan bir FETÖ projesiydi!..”

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden (ÇYDD) aldığı bursla üniversiteyi bitirip, yine bursla yurt dışında akademik eğitimine devam eden bir okurum, tatil için döndüğü ülkemizde yaşadığı inanılmaz olayı anlatıyor:

“Tatilde bile boş durmam, çalışırım. Garsonluk yaptığım turistik tesisin lokantasında hizmet ettiğim kişilerden biri, ÇYDD sayesinde okuduğumu öğrenince, birdenbire vakfın kurucusu Türkan Saylan Hocamız için “O bir FETÖ projesiydi” deyiverdi!

Adamın bu korkunç iftirası karşısında kan beynime sıçradı! Yine de sinirlerime hakim olarak merhumenin başına ne geldiyse FETÖ ile mücadelesinden geldiğini, herkesin “Muhterem Hocaefendi” diyerek Fethullah Gülen’in elini eteğini öpme yarışında olduğu yıllarda hiç korkmadan örgütün ipliğini pazara çıkardığını anlattım.

İntikam peşinde koşan FETÖ’cü polis ve savcıların kanserle boğuştuğu hasta yatağında bile onu tutuklamak istediklerini hatırlattım… Adam hâlâ “O bir FETÖ projesiydi” demeyi sürdürünce de şefime söyleyip, o masaya servisi bıraktım…”

 

Okurum çok haklı.

Dünyaca saygın, hayatını gençlerin çağdaş eğitim almalarına adamış, örnek bilim insanı Prof. Dr. Türkan Saylan, Ali Kırca’nın 1999 yılında yaptığı unutulmaz “Siyaset Meydanı” programında, FETÖ için bakın neler söylemişti:

“… Bir hekim olarak önemli sağlık sorunları olduğunu anladığım bir kişinin Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl ele geçirileceği konusunda talimatları var.

Ben bir öğretim üyesi olarak da öğrencilerimizin çeşitli okullarda ve evlerde (Işık Evleri) beyinlerinin nasıl yıkandığını ve bu kurgusal olayın içerisine nasıl çekildiğini görüyorum.

… Buralarda beyni yıkanmış çocuklarımızın rehabilitasyonlarını sağlamak amacıyla İşkence Rehabilitasyon Merkezi gibi bir kurumun oluşması gerektiğini düşünüyorum.

Şöyle bir örnek vereyim:

Bunlar (FETÖ) öncelikle fen liselerine el attılar. Çünkü orada okuyanlar çok akıllı, zeki çocuklardı.

Yıllar önce bir fen lisesinde TÜBİTAK tarafından Atatürk konulu konferans vermek üzere gönderilmiştim. Çocukları topladım ve Atatürk konusunda bazı şeyler söyledim.

Öğrencilerin hepsi erkekti.

Konuşmanın sonunda bir çocuk usulcacık yanıma sokuldu ve adeta sarılmak istercesine şunları söyledi:

‘Hocam güzel şeyler anlattınız ama biliyor musunuz biz çok başarılıyız. Çünkü aramızda hiç kız yok! Zira kızlar şeytandır!.. Onlar olsa bu başarıyı yakalayamazdık!..’

Kızların şeytan olduğunu düşünen bir çocukta bilim kafası nasıl gelişebilir? Hayata nasıl uyum sağlayabilir? O çocuklar Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş, laik demokratik düzenine nasıl uyum gösterebilir? Ayrıca bu çocuklar kolaylıkla Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı olabilirler!..

Yine öğretmen liselerinden birinin öğrencilerinin demokratik, çağdaş eğitim veren bir okula kaydedildiklerini öğrendik. Araştırınca gördük ki bu çocuklar buralara para ödeyip makbuz alıyor fakat devam etmiyorlar. ‘Allah Allah ne var bunun arkasında’ dedik. Meğer cemaatin özel eğitim yerlerinde eğitilen bu çocuklar o makbuzları
ileride askeriyeye (Harp Okulları) girerken göstermek için alıyorlarmış!..

Türkiye’nin her tarafı gözlerimizin önünde kuşatılıyor. Aynı durum dış ülkelerde de geçerli.

Biz eğitim kanalıyla (ÇYDD) bu çocuklarla karşılaşıyoruz ve burs vermek için yaptığımız ilk görüşmemizde ‘Hangi okulda okudun, hangi dershaneye gittin, dershaneden sonra orada yatılı mı kaldın, kampa da gittin mi?’ diye soruyoruz.

Cevaplardan anlıyoruz ki kampa da girmiş ve biraz evvel dinlediğimiz kasetteki bilgiler ve ideolojiyle yetişmiş. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olmuş. Ama bunların hiçbirini göstermeyen, kılık kıyafeti itibariyle ipucu vermeyen gizli bir görünümle!..

Tablo çok vahim. Bunlar doktor, kaymakam, vali ve polis müdürü oluyorlar. Bunlar öğretmen oluyorlar. Onun için biz yılların deneyimiyle artık çok iyi biliyoruz ki, öğretmen, siyasetçi ve yönetici yetiştiren kurumlar son derece tehlike altında. Bu insanların kuşatması sürüyor. Çünkü bu çocukların çoğu çok yetenekli. Kaynaklarından bulunup getirilen, özel eğitimden geçirilen yoksul çocuklar…

Dolayısıyla para, yurt bulma ve kitaplarını alma açısından böyle bir kuruma muhtaçlar. İşte cemaat bu yollarla kolaylıkla onların içine giriyor. Daha sonra abiler ve ablalar istedikleri
gibi eğitiyorlar. Bu eğitim sırasında öyle dayak kötek işkence falan yok. Tamamen dinsel öğeleri kullanıyorlar…

Bir sürü mağdur insan var ortada ve hiç kimse konuşamıyor. Çünkü herkes tehdit altında.

Belki bugünkü konuşmadan sonra bizim de başımıza ne gelecek onu da bilmiyorum!..

Dünyada pek az kimseye nasip olan Gandhi Ödülü‘nün sahibi, uluslararası saygınlığı olan büyük bilim ve çağdaş eğitim kadını Profesör Dr. Türkân Saylan bu sözlerle bitiriyor “Siyaset Meydanı” programındaki özetle sunduğum konuşmasını.

Daha sonra da korktuğu başına geliyor!.

En aşağılık iftiralarla yetinmeyenler, onu hasta yatağından alıp zindana atmakla bile tehdit ediyorlar.

‘Kız çocuğuna şeytan’ gözüyle bakanlar, kurucusu olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni düzmece delillerle Ergenekon kumpası torbasına atıp, itibarsızlaştırmaya uğraşıyorlar.

Siyaset Meydanı sonrasında yaşanan felâketler bununla sınırlı kalmıyor.
Cemaatin korkulu rüyalarından değerli bilim insanı Prof. Necip Hablemitoğlu, arkasından sinsice sokulan hain bir tetikçinin sıktığı kurşunlarla katlediliyor. Uzun süre el sürülmeyen suikast dosyası FETÖ’nün 15 Temmuz’daki hain darbe girişiminden sonra ilk kez ciddi biçimde açılıyor, ama henüz sonuç alınamıyor.
Çağdaş Eğitim Vakfı Onursal Başkanı Gülseven Yaşer, yurt dışına çıkarak canını zor kurtarıyor. Ama yaşadığı ağır stres sonucunda o da kansere yakalanıyor.

Nereden nereye!..

Bundan tam 18 yıl önce FETÖ’nün ülke yönetimini ele geçirmek için sinsice örgütlendiğini söyleyen, bu nedenle pişmiş tavuğun bile başına gelmeyenleri yaşamak zorunda kalan Prof. Saylan için “O bir FETÖ projesiydi” diyerek örgütle mücadeleyi sulandıran alçak kriptolar, SÖZCÜ’ye, Gökmen Ulu ve Mediha Olgun kardeşlerimize neler demezler ki?..

Uğur Dündar

sozcu.com.tr