Yeliz Koray’dan yine kapak tadında harika bir yazı… “Sevişme sorunsalı”…

İnsanoğlunun uzayla ilk tanışması 1950’li yıllarda Sovyetler Birliği’nin Sputnik I’i uzaya göndermesiyle başladı. 

Daha sonra Laika isimli dişi köpek Sputnik II ile fırlatılsa da 7 günsonra sinyaller kesildi; Laika öldü.

1 yıl sonra bu kez ABD’li bilim adamları Explorer I’i uzaya fırlattıktan sonra Able adında erkek ile Baker adında dişi maymunu uzaya fırlattı.

Neye uğradığını şaşıran maymunların bulunduğu kapsül, Atlas Okyanusu’na indiğinde maymunlar uzaydan sağ salim dönen ilk canlılar olarak tarihe geçtiler.

Sovyetler de boş durmadı tabi. Luna 2,Luna 3 kapsülleriyle Ay’ı fotoğraflamayı başarırken bu kez iki köpek,birkaç fare, bir kavanoz sinek ve böceği uzaya gönderdiler. Yörüngede 18 kez dolandıktan sonra yeryüzüne inen hayvanların hepsi yaşıyordu.

Canlı bir varlığın uzayda yaşayabilme sorununu çözen bilim adamları bu kez insan göndermeye karar verdiler.

Sovyetler, içinde Yüzbaşı Yuri Gagari’nin olduğu uzay aracını Dünya yörüngesine fırlattılar.

Dünyanın ilk suni uydusunu yörüngeye oturtan Sovyetler, uzaya giden ilk insanıda sağ salim yeryüzüne indirmeyi başardı.

Birkaç yıl sonra da Valentina Tereshkova uzaya giden ilk kadın oldu.

Türkiye’nin darbeler ve seçimlerle düzlüğe çıkmaya çalıştığı 1980’lerde Sovyet bilim adamlarının başka bir derdi daha vardı.

Uzayda üreme olur mu?

Bir gün dünya yaşanmaz hale geldiğinde insanoğlunun soyunun devamı için başka gezegenler keşfedilmeli, orada da hayat kurulmalıydı.

Milyar dolarlık harcamalarla önce hamile fareleri uzaya gönderdiler.

Annenin güneş ışığına görememesinden dolayı doğum gerçekleşse de anne de yavruları da güçsüz düşüp kısa süre sonra öldü.

Pes etmediler, bu kez doğuma birkaç gün kala yine fareleri gönderdiler. Anne de yavruları da sağlıklı döndü ama bu kez yavruların kasları yerçekimine dayanamadı, dünyaya iner inmez öldüler.

Yıllar geçti…

2000’li yıllarda Marsprojesi gündeme geldi. Orada koloni kurulacak dünyadan farklı bir yerde yaşam sağlanacaktı.
Ancak bir problem vardı!
80’li yıllardan beri çözülemeyen üreme!

Önce uzayda cinselliğin olup olmadığını anlamak için deneyler yaptılar.

Yerçekimsiz ortamda çiftlerin birbirine yaklaşması ve sağa sola çarpmalarından dolayı çiftleri birbirlerine bağlayıp kafaları çarpmasın diye odayı yumuşak zeminle döşediler.

Ancak oda ne! Yerçekimsiz ortamda hamile kalınmıyor.

Anladılar ki, hem uzaydaki kozmik radyasyon üreme hücrelerine zarar verip sperm ve yumurtanın kalitesini bozuyor. Hem de yerçekimi olmadığı için spermler yumurtaya ulaşamıyor.

Neyse uzatmayayım baktılar ki insanoğlunun genetik yapısı tamamen dünyaya göre ayarlanmış o zaman dünyadaki ortamı Mars’a uyarlamaya karar verdiler.

Biz PKK’yla FETÖ’yle, ekonomiyle, senede iki kez değişen eğitim sistemiyle…

Anasının diz kapağından tahrik olunup olunmayacağıyla, çıplak sevişilirse meleklerin odaya girip girmeyeceğiyle, Mars’taki suyla abdest alınıp alınamayacağıyla, hanım ölünce kaç saat içinde ilişkiye girilip girilmeyeceğiyle uğraşırken elin oğlu yerçekimsiz ortamda çiftler sevişsin, kadınlar hamile kalabilsin diye radyasyona karşı korumalı yaşam odalarda yapmaya başladı bile!

Velhasıl, onlar neslin devamı için üremenin derdinde, biz ürerken araya kimin girip giremeyeceğinde.

Gavur gider Ay’a Mars’a, biz kalırız sizin gibi şeytanlara!

kaynak: http://www.kocaelikoz.com/yazar/yeliz-koray/sevisme-sorunsali/536.html