Dünya Parmaklarının Ucundayken Sabredebilen Çocuklar Yetiştirmek

Bu söz kalıbını kullanmak hiç hoşuma gitmiyor ama son zamanlarda kendimi tutamıyorum, çok cazip geliyor.  “Ben çocukken…”

Annemle babam bunu söylediğimde nefret ederdim, hele kendim söylerken tamamen boş geliyor. Çok basit, çünkü bu söz hiçbir şey öğretmiyor. Çocuklarıma sürekli olarak, benim büyürken sahip olduklarımdan daha fazlasına sahip olduklarını hatırlatmam, ne kadar da rahat bir hayat sürdüklerini daha fazla anlamalarını sağlamıyor.

Anlamsız sözler işte, tıpkı annemle babamın bana kasetten, daha sonra da CD’den müzik dinlediğim için ne kadar şanslı olduğumu söylemeleri gibi…

“Aramak ya da beklemek zorunda değilsin. Benim zamanımda albümde sekiz kayıt olurdu ve istediğin şarkıya gelebilmek için albümün tamamını dinlemen gerekirdi. O zaman öyleydi” derdi annemle babam.

Ben de anlamışım gibi başımı sallardım ama aslında anlatmaya çalıştıkları o yılgınlığın ne demek olduğunu tam olarak kavrayamazdım. Şimdi zamanı hızlı hızlı 2017’ye sarın.

“Hayatım, ben çocukken kimsenin cep telefonu ya da tableti yoktu. Pek çok insanın internet bağlantısı bile yoktu, müzik ya da film almak için mağazaya gidilirdi” dedim.

Oğlum yarım yamalak, “Gerçekten mi?” diye mırıldandıktan sonra Amerikan futbolu oyuncusu Odell Beckham’ın ünlü top yakalayışını Youtube’da aradı, sonra videoyu izledi.  Tam America Online izlerken annenizin ev telefonunu kaldırarak bağlantıyı kesmesinden duyduğunuz hayal kırıklığını anlayamayacağı çok açıktı.

Doğrusu oğlumu suçlamıyorum. Hazır önüne sunulmuşken neden modern bir kolaylıktan yararlanmasın ki? Özellikle de ona bunu ben sunuyorsam…

Ama yine de onun, kendisine mutluluk veren bir şeyi bu kadar çabuk elde etmeye alışmasının, ileride hayatının başka alanlarında da benzer bir beklentiye kapılmasına neden olacağını düşünerek endişelenmeden edemiyorum.

Youtube’da, başka insanların futbol kartlarının açılışıyla ilgili olarak yayınladığı 3-4 dakikalık video klipleri izlemek yerine, okuldaki uzun içerikli ders kitaplarıyla uğraşmak zorunda kaldığında ne olacak?

Ya da bir işe girdiğinde ve ilk üç ay içinde terfi edemezse ne olacak? Bir ebeveyn olarak, sonsuz görevlerimden birisinin de çocuklarımın sabırsız, her anlarını ekran başında bir şeyler indirip tüketen asosyal ve tembel bireylere dönüşmesini engellemek olduğunu anlamaya başlıyorum.

Bu konudaki en üzücü ve aydınlatıcı sahnelerden birine birkaç ay önce bir partide tanık oldum. Altı yaşlarında küçük bir oğlan, diğer çocuklar etrafında koşturup oynarken, bir masada oturdu, artık ne izliyorsa, tabletinin başından tam üç saat boyunca kalkmadı.

Bir ara, ablası olduğunu tahmin ettiğim bir kız gelip onu kaldırmaya çalıştı ama başaramadı. Çocuk kalkamıyordu. Onun için çok üzüldüm. Çevresindekilerin onu iyi yönlendirmediği belliydi.

“Belki de kendisini iyi hissetmiyordu ya da bütün hafta tabletini kullanmasına izin verilmemiştir, belki de kaçırdığı oyunu yeniden yakalayabilmesi için ancak fırsat bulabilmişti” diye düşünüyor olabilirsiniz.

Ama kimse bunun giderek yaygınlaştığını, gittikçe daha fazla çocuğun sosyalleşmek yerine kendini dışarıya kapattığını inkâr edemez. Bu tehlikeli bir kültürel kayma ama belki yeterince çaba harcarsak önünü kesebiliriz.

Ben çocuklarımda aşağıdaki stratejileri uyguluyorum:

Çocuklarınızı bekletin.

Geçen gün çocuklarımla arabada giderken birisi, telefonumda bir oyun oynamak istedi. İlk önce Siri’yi devreye sokacak gibi oldum, böylece oğlum istediği oyunu oynayabilecekti. Ama sonra durdum, oğluma beklemesi gerektiğini söyledim.

Çocuklarımızı istedikleri şeyleri elde etmeleri için beklemeleri gerekiyor, istedikleri şeyler ne kadar kolay erişilebilir olursa olsun. Çikolatalı kurabiyelere erişmek son derece kolaydır ama bu, kolay bulunuyorlar diye çocuklarımıza bütün gün kurabiye vermemiz gerektiği anlamına gelmez.

Onları sosyal etkinliklere katılmaya heveslendirin.

Hayır, sosyal medyadan söz etmiyorum. Yüz yüze, hava kararana kadar sosyalleşmekten söz ediyorum. Futbol, havuz partileri, arka bahçede bir kale inşa etmek gibi… Teknoloji hayatımızı bazı açılardan iyi yönde değiştirse de çocukların hâlâ, en zevkli ve en çok tatmin edici deneyimlerin Wi-Fi olmadan yaşandığını görmesi gerekiyor.

Zaman sınırlaması koyun.

Bazıları çocukların teknoloji kullanımındaki zaman sınırlamasını kendilerinin koymasını öneriyor çünkü böyle bir özerklik ve öz yönetim duygusunun çocuklara ileride çok fayda sağlayacağı düşünülüyor.

Ama şahsen ben, altı ya da yedi yaşında bir çocuğun bu konuda kendisini idare edebileceğinden kuşkuluyum. Çocuklar sınırlara ihtiyaç duyar. Tablette oyun oynamak istiyorlarsa, ne kadar zamanları olduğunu onlara mutlaka söyleyin, sonra da bu süreye uymaları için onları zorlayın. Bu onların hem sizin otoritenize saygı duymasını, hem de zihinlerini belli bir noktada teknolojiden uzaklaştırmasını sağlar.

Onlara örnek olun.

Dudağınızın kenarında sigaranızla, çocuğunuza sigara içmemesini söylemek pek de sonuç verecek, sağlam bir strateji değildir. Aynısı teknoloji kullanımı için de geçerli. Sürekli ekran başındaysanız, sizin her hareketinizi sünger gibi çeken çocuklarınızın daha farklı davranmasını nasıl bekleyebilirsiniz?

Her şey bir yana, teknolojinin olanaklarının çok geniş olduğunu ve çocuklarımızın hayatında şu veya bu şekilde yer alacağını kabul etmemiz gerekiyor. Ama bu, her an, her yemekte bütün dikkatimizi teknolojiye ayırmamız anlamına gelmiyor.

Hayatımızdaki değişikliklere uyum sağlayabilmeliyiz ama bu değişikliklere kapılıp gitmemeliyiz; bizler de, çocuklarımız da…

Kaynak: http://www.huffingtonpost.com