Bir Japon Gibi Ebeveyn Olmak

Eşim ve iki oğlumla birlikte Tokyo’ya taşındıktan sonra 6 yaşındaki oğlum bir gün sokakta kayboldu.

Hayır kaçırılmadı ya da derin bir çukura düşmedi. Sadece dikkatim üzerinde değilken yanımdan ayrılıp kendi başına dolaşmaya başladı.

Kısa ayrılığımız sırasında elbette çok endişelendim. New York’luyum ben, aksi düşünülebilir mi? Ama onu en sonunda bir marketin önünde hüngür hüngür ağlarken bulduğumda, başına asla kötü bir şey gelmeyeceğini çünkü artık Tokyo’da yaşadığımızı ve onun yaşındaki çocukların büyük şehirde sürekli tek başına dolaştığını söyledim. (O ağlamaya, ben de kendimi kötü hissetmeye devam ettim.)

Japonya’da ebeveynlik yaptığınızda ilk öğrendiğiniz şeylerden biri bu: Çok küçük çocukların bile okula yanlarında kimse olmadan gidecek kadar bağımsız ve kendine güvenli olmaları bekleniyor.

İster otobüse ya da trene binsinler ister kalabalık sokaklarda dolaşsınlar fark etmiyor. Ülkedeki aşırı düşük suç oranı, şehrin güvenilir olduğu anlamına geliyor. Ebeveynler arasında toplumun birbirine göz kulak olacağı duygusu çok yaygın.

(Bu yüzden kimse bisikletlerini kilitlemiyor, insanlar en pahalı marka çantalarını bile içecek sırasına girmek için masada bırakabiliyor. Başına ne gelebilir ki?)

Beş senelik Tokyo maceramda ebeveyn olmanın farklı yollarını da öğrendim:

Çocuklarınız hakkında konuşmayın.

Amerikalı anneler yaşadıkları zorlular hakkında buldukları herkese şikayetlenme huyuna sahip olsalar da, Japon kadınlar kişisel şeyleri gizli tutarken bunları sadece en yakın sırdaşlarıyla paylaşıyorlar.

Ve çocuğunuzun şu futbol takımında oynamasından ya da şu akademiye gitmesinden bahsetmek böbürlenmek gibi algılanabiliyor. Üzerinde üniformasıyla toplum içinde görünmesi yeterli geliyor.

Ama yanlış anlaşılmasın, Japonya’da ebeveynlik yapmak aşırı rekabetçi bir şey ve çocuklarınızın doğru okula gitmesini sağlamak konusunda çok fazla baskı var. Giriş sınavlarına hazırlıksa çok yoğun.

Aşırı doğal ebeveyn olun, ama sarılmayın.

Altı yaşındaki çocuğunuzu kapıdan dışarı tek başına gönderebilirsiniz, ama ev cephesinde doğal ebeveynlik geçerli. Anneler bebeklerini genellikle beraberinde, sling ya da bebek taşıyıcılarıyla her yere götürüyorlar.

Bebekleri evde, alışverişte ve hatta şehir içinde bisiklete binerken bile yanlarında. (Nagano’daki bir tatil beldesinde bir babanın kayak yaparken, arkasında pembe kar kıyafetli bebeğini taşıdığını gördüm.)

Bu fiziksel yakınlık sevginin bir ifade ediliş biçimi. Ama öpme ya da sarılma yok. Çoğu evde aileler birlikte uyuyor. Anne yatağın bir kenarında, baba diğer kenarında ve çocuk ortada yatıyor.

Bu durum okul öncesi dönemde de devam ediyor. Pek çok annenin küçük çocuklarını da hamama yıkanmaya birlikte getirdiğini görebiliyorsunuz. Japonlar buna “ten tene” diyor. Bu kaplıcalarda (onsen) herkes çıplak oluyor.

Kendilerini ifade etmelerini kontrol altına alın.

Bu, Japon ebeveynlerin en başından itibaren çocuklarına ezberlettiği bir mesaj: Her zaman başka insanları düşünmek ve ona göre davranmak, her şeyden önce huzuru korumayı sağlamak.

Nerede olursak olalım, bir restoranda ya da müzede ya da yiyecek alışverişinde, hıncahınç dolu bir yaya kaldırımında ya da popüler bir orman yürüyüş parkurunda, benim oğullarım birbirleriyle itişirken, bastonlu küçük yaşlı kadınların etrafında koştururken ya da gürültülü konuşurken, Japon çocuklarının sürekli sessiz ve sakin olduklarını görüyorum.

(Bir Tokyo kalabalığında sesinizi duyurmak için asla bağırmanız gerekmez.) New York’ta bu tür davranışlar iyi huylu taşkınlık olarak görülse de Tokyo’da oldukça “yabani” görülüyor.

Beslenme çantası performansınızın iyi olması şart. 

Japon annelerinin çocuklarının beslenme çantaları için koydukları standartlar oldukça yüksek. Anneler, aynı zamanda çok da güzel görünen bu özenle seçilmiş sağlıklı malzemeleri hazırlamak için sabah çok erken kalkıyorlar.

Beslenme sepetlerinde balık, sebzeler, tofu, deniz yosunu ve hayvan ya da bitki şekilli pirinç topları bulunuyor. Çanta yeterince iyi olmadığında öğretmen sizi uyarabiliyor.

Çocuğun yaşına uygun eğlence beklentiniz olmasın.

Tokyo sinemalarında hiç kimse Oyuncak Hikayesi III başlamadan hemen önce korku filmi Resident Evil‘ın fragmanının gösterilmesinden korkmuş ya da rahatsız olmuş gibi görünmüyor. Gerçekçi görünen silahlar hala oyuncak mağazalarında satılıyor.

Manga çizgi romanlarında cinsel imgeler var. Neyse ki Japon pop kültürünün önemli bir parçası olan ve her yerde görebileceğiniz sevimlilik ve şirinlik akımı  – kawaii – dengeyi sağlıyor.

Çiçekleri ciddiye alın:

Yüksek sezonda bir kiraz çiçeği ağacının altında piknik yapmak klasik bir aile etkinliğidir. Bir bebeğin ilk kiraz çiçeği manzaralı fotoğrafının bile bir adı var: Hanami. 

Parklar ve bahçeler zarif bir şekilde tasarlanmış ve titizlikle düzenlenmiştir. Çocukların ne zaman ve nerede koşabileceği ve oynayabileceği ise sıkı bir şekilde kontrol ediliyor.

Masalları daha da ciddiye alın. Japonya’da Japon efsanelerinden hikayeler ve karakterler anlatmak ve bunların bayram günlerine katılmak çok yaygın.

Yıl boyunca pek çok masal bayramı bulunuyor. Uzun burunlu bir cini andıkları Tengu Matsuri, avuç dolusu kurutulmuş soya fasulyeleri atarak kurbağa Oni’yi kovdukları Setsubun günü gibi.

Daruma gibi iyi şans getirdiğine inanılan koruyucularsa genellikle en çirkin olanlar. Zira bu, Amerika’ya döndüğümden beri hala aklımdan çıkaramadığım bir tipleme.

Kaynak: http://time.com/