Sokrates ve Çoban Ali

Sokrates ve Çoban Ali

Ben Ali, Çoban Ali. Ağrı`nın köyünde, dağlara karşı Sokrates`in Savunması`nı okuyorum ve bazı geceler, rüyamda, Sokrates`i yalınayakla, yoksul halkın arasına karışarak, onlara “biz kimiz?” diye sorup, erdemi ve bilgeliği anlatmasına tanık oluyorum.

Uyandığımda, benden büyük altı kardeşime ve anneme babama diyorum ki, “biz hayatımızı niye sorgulamıyoruz…”

Ben  Ali, Çoban Ali. Altını çizerek okurum  bütün kitapları ve altını çizdiğim her cümle, inanıyorum ki benim kendi düşüncemdir dillendiremediğim; Tolstoy`un, Steinbeck`in ve Mehmed Uzun`un ruhuma usulca söylediği…

Kurtlar ulurken gece yarıları dağ başlarında, el fenerimle kayboluyorum solgun, yitik, kederli hikâyelerin içinde. Beni en çok mutlu eden, güneşin doğuşunu, bitirdiğim bir kitabı koklayarak karşılamak.

İki üç günde bir uğruyorum eve;  o da banyo yapabilmek, bir parça dinlenebilmek ve bir İran filmi seyredebilmek için. Bir filmi birçok kez seyrettiğim oluyor aynı huzurla ve bir kitabı birçok kez okuduğum oluyor aynı tutkuyla.

İran filmlerinde gördüm Cennetin Rengi`ni, İran filmlerinde kucakladım Cennetin Çocukları`nı, İran filmlerinde inandım başka bir dünyanın mümkün olabileceğine ve kitaplarda.

Başka bir dünya mümkün, evet. Ne yana baksam dağları görüyorum, seviyorum dağları. Rüzgâr öyle romantik esmiyor buralarda; üst üste üç dört mont giyiyorum ve rüzgâra “iyi ki varsın” diyorum içtenlikle.

Yağmur yağınca şemsiye açmak gibi bir şansım yok; “hoş geldin” diyorum yağmura. Bir keresinde, ininden çıkmış bir ayıyla göz göze geldim, aramızda birkaç metre mesafe. Öylece baktı yüzüme ve o yoluna gitti, ben yoluma.

Kendi yolunda gidenleri seviyorum ben ve bir ayıda,  okuduğum kitaplardaki can`ları duyumsuyorum mesela ve seyrettiğim İran filmlerindeki doğayla barışık incitilmişlikleri. Başka bir dünya mümkün, evet; siz inanın yeter ki…

Ben Ali, Çoban Ali. Köyün erkekleri kahvede okey oynarken, ben sırtımı bir ağaca yaslayıp, Sokrates`in yanıma gelmesini bekliyorum.

Biliyorum ki, ayırt etmiyor hiç kimseyi Sokrates ve karşıma geçip bağdaş kurduğunda, kaçak çay eşliğinde bana ruhun ölümsüzlüğünü anlatıyor sorduğu sorularla. Evet, sorular soruyor bana üstad. “Bizim için mi şu taş?” diyor.

“Bağra basıldığınca” diyorum. “Güzel nedir, çirkin ne?” diyor. “Tenden içerisi has” diyorum. “Zalimeyse itibar?” diyor. “Gelip geçer bu devran” diyorum. “Bitimsizse zulümler?” diyor. “Sulh`tur uçsuz bucaksız” diyorum.

“Emeğin hükmü yoksa?” diyor. “Sermayemiz bilinçtir” diyorum. “Hangi ırk daha kutsal?” diyor. “Can`ın soyu vicdandır” diyorum. “Diller, örfler başkaysa?” diyor. “Toprak bir, çiçek binbir” diyorum.

Sarılıyor bana Sokrates, yaşlar doluyor gözlerine.  “Bir iyilik yap bana” diyorum. “Bilgim, görgüm ortaktır” diyor. “Başka neler verirsin?” diyorum. “Verilmez, bölüşülür” diyor. “Ruhumuz ölümsüzdür” diyorum. “Ölümsüzüz elbette “ diyor. Ah, nasıl anlatmalı bunu size; benim de gözlerimde yaşlar birikiyor…

Ben Ali, Çoban Ali. Köydeki bütün ineklerin ebesiyim; dilerseniz bana Ebe Ali deyin. Buzağılar kollarımda doğar ve ilk nefeslerini kucağımda alırlar, İlk sütünü ben sağarım memelerinden ineklerin ve yavrucakları ilk sütünü içerlerken, uzun ömürlü olmasını dilerim körpecik can`ların; bol bol süt versinler diye değil, bir can taşıyorlar diye.

Bir sevgilim olursa bir gün, o da benim gibi altını çizerek okumalı kitapları; sevgilimin dillendiremediklerini usulca söylemeli ruhuna Gorki, Marquez ve Aslı Erdoğan…

Soruyor bana  Sokrates, “hangi işe hünerin?” diyor. “Anlamaktır emeğim” diyorum.  “Neyler de geçinirsin?” diyor. “Özümden çoğaltırım” diyorum.

“Fikrin niye incedir?” diyor. “Sevdadır kerametim” diyorum. “Nerededir şimdi yar?” diyor. “Gözümdeki ferdedir” diyorum. “Can`ız biz” diyor  dinginlikle, “can`dan öte…”

Ben Ali, Çoban Ali; Ağrı`nın bir köyünde, Sokrates`in son öğrencisi…

Ergür Altan

kaynak: http://www.aylakkarga.com/sokrates-coban-ali/