Emin Çölaşan Zarrab’ı yazdı…. ”Böyle bir Türkiye”

Emin Çölaşan: Böyle bir Türkiye!

Sevgili okurlarım, adını bile doğru dürüst bilmediğimiz bir adam hakkında günlerdir konuşup yazılar yazıyoruz.

Evet, gerçek adını ve soyadını bilmiyoruz, herkes başka söyleyip başka yazıyor.
Reza, Rıza, Zarrab, Sarraf!.. Belki başka isimleri de vardır, yakında öğreniriz.

Türkiye’nin kaderi ve siyasetin geleceği şimdi neredeyse bu İranlı dolar milyarderi adamın iki dudağının arasında.

Bence bu dünyaya gelmiş geçmiş en uyanık adamlardan biri… Zira bırakın yaptıklarını, aklına gelip gerçekleştirdiği “Marifetlerin (!)” binde birini bile gerçekleştirmek kolay iş değildir…

Ve şimdi bu adam ABD’de yargılanacak…Hiç bilmediğimiz, anlamadığımız bir yargı sistemi devreye sokuldu, hakkında karar verilecek.

Geçmiş yıllarda ülkemize nice anlı şanlı, ama hepsi kendi çapında dolandırıcılar geldi geçti. Örneğin hiç unutmam, bir Sülün Osman vardı.

İstanbul’a gelen saf köylü vatandaşları yakalar, onlara kelepir fiyata örneğin Beyazıt Kulesi’ni, Kız Kulesi’ni falan satardı.

O zaman döviz, İran ambargosu, bakanlara rüşvet falan yoktu.
İşler Türk Lirası üzerinden çevrilirdi!

Osman örneğin meydanlarda dikili olan büyük saat kulelerini gösterip “Hemşehrim sen saati öğrenmek için bunlara bakan herkesten para alacaksın.

Çor kârlı iştir” diye yuttururdu. Ancak satış öncesinde birkaç adamını oraya getirir, saate baktıkları için hepsinden para toplarmış gibi yapardı.

Saf köylü vatandaşlar bu oyuna rahatça düşer ve satın alma parasını Sülün Osman‘a toka ederdi! Parayı cebe atan Sülün derseniz, anında pırrr!

Alıcı saf vatandaş oraya oturunca, saate bakanlardan para isteyince, “Bu saati ben aldım, maden baktın para vereceksin” deyince, yediği dayakla kalırdı!

Sonra piyasada nice dolandırıcılar türedi ama çoğu Sülün‘ün elde ettiği başarılara (!) ulaşamadı. Bazıları ise Sülün Osman’ı cebinden çıkaracak büyük olaylara imza attı!

Şimdi yine dönelim bizim İranlı’nın olayına…

Anlaşıldığı kadarıyla ABD yargısı önünde itirafçı olmayı kabul etti.
İtirafçı olmak, ille de paçayı kurtarmak anlamına gelmiyor. ABD’de öyle, Türkiye’de de aynı.

Öteceksin, bildiklerini anlatacaksın.
Gerekirse başkalarını suçlayacaksın, gerçek suçlular konusunda bildiklerini tek tek söyleyeceksin.

Bakanlara rüşvet mi verdin, kim olduklarını, rüşveti hangi çıkarlar karşılığında verdiğini açıklayacaksın.

ABD’nin İran’a uyguladığı ambargoyu delip milyarlarca dolar mı kazandın, siyasi ortaklarını, Türkiye’de hangi yüksek düzeyde siyasetçilerin sana niçin arka çıktığını, onları hangi nedenle beslediğini bildireceksin.

Sevgili okurlarım yazının tam burasına gelmiştim ve Zarrab konusunu sürdürecektim ki, Kemal Kılıçdaroğlu‘nun dün Meclis’te yaptığı konuşmayı izledim.

Tayyip Erdoğan’ın bazı yakınlarıyla ilgili olarak açıkladığı belgeler, ekrandan anladığım kadarıyla ciddidir.

Şimdi Türkiye’de bu belgelerin tartışması başlayacak ve siyaset bir kez daha kızışacak.
Şu olanlara bakınız:

– Rıza’nın ABD’deki davası başladı.
– İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ABD savcıları için soruşturma başlattı.
– Savcılık dün CHP’li eski bir milletvekili ve bir bankalar yeminli murakıbı hakkında yakalama kararı çıkardı. ABD’ye, Rıza davası için sahte belgeler vermekle suçlanıyorlar…
– Ve Kılıçdaroğlu, birkaç gün önce sözünü ettiği para transferi belgelerini açıklayıp son noktayı koydu.
Şimdi söz iktidarda, ne diyeceklerini merakla bekleyeceğiz!
Birbiri ardına çok çarpıcı ve ilginç olaylar yaşıyoruz.

Ülkede hava hep gergin, çok gergin… Halkın, toplumun sinirleri de aynı şekilde gergin. Milyonlarca insanımız adeta patlamaya hazır bir bomba.

Toplumun bireyleri birbirine düşman edildi. Ekonomi çökük. Yarın ne olacağını bilen yok!

Bir acayip Türkiye’de ve böylesine bir ortamda yaşamak zorunda bırakıldık.
Yazık hepimize.

sozcu.com.tr