Bilinç, İnsan Zihnini Yönlendirmiyor Olabilir mi?

Bilinç, İnsan Zihnini Yönlendirmiyor Olabilir mi?

Hemen hemen herkes, bir bilince sahip olmanın ne anlama geldiğini bilir. Bilinç, her gün sahip olduğumuz düşüncelerimizi, duygularımızı ve deneyimlerimizi sahiplenme ve kontrol hissi veren kişisel farkındalığımızdır.

İlgili alanda çalışma yürüten çoğu bilim insanına göre, bilinç iki kısma ayrılabilir; bilinçlilik (veya kişisel farkındalık) ve düşünceler, inançlar, duyular, algılamalar, niyetler, hatıralar ve duygular gibi şeyleri içeren bilinç içeriği.

Bilinç içeriğini bir şekilde kişisel farkındalığımızın belirlediğini, neden olduğunu veya kontrol ettiğini varsayabiliriz.

Sonuçta, eğer düşünülmezse düşüncelerin de var olmayacağı söylenebilir. Fakat Frontiers of Psychology‘de yayımlanan yeni makalede, bu varsayımın hatalı olduğu öne sürülüyor.

Makaleyi yazan bilim insanları, David A. Oakley ve Peter W. Halligan’ın önermesine göre; inançları, hisleri veya algılamamızı oluşturan etmen kişisel farkındalığımız olmayabilir.

Bunun yerine, bilinç içeriği, beyinlerimizdeki hızlı, verimli ve bilinçsiz sistemler tarafından “sahne arkasında” üretilir. Üstelik, kişisel farkındalığımızın herhangi bir müdahalesi olmadan bütün bu süreçler gerçekleşir.

Başka bir deyişle, araştırmacılar, düşüncelerimizi veya hislerimizi bilinçli olarak seçmediğimizi yalnızca onlardan haberdar olduğumuzu öne sürüyor.

Tabii ki, düşüncelerimizin ve duygularımızın zihnimizde halihazırda oluşmuş olduğu ve gördüğümüz renkler ile şekillerin bilinçli zihnimizden gelen herhangi bir girdi ya da müdahale olmadan anlamsız nesnelere veya unutulmaz yüzlere dönüştüğü önermesi, ilk bakışta anlamsız geliyor olabilir.

Bedeninizi hareket ettirmekten veya cümleler kurmak için sözcükleri kullanmaktan sorumlu olan tüm nöropsikolojik süreçlerin, kişisel farkındalığın müdahalesi olmadan gerçekleştiğini düşünün.

Araştırmacılar, bilinç içeriğinin üretilmesinden sorumlu süreçlerin de buna benzer olduğunu öne sürüyor. Araştırmacılar, nöropsikolojik ve nöropsikiyatrik bozukluklar üzerine yapılan araştırmaların yanı sıra hipnoz kullanan daha yeni kognitif sinirbilimi çalışmalarından da etkilendi.

Hipnoz kullanan çalışmalar, bir kişinin ruh halinin, düşüncelerinin ve algılamalarının telkin yoluyla derin biçimde değişebileceğini gösteriyor.

Bu tür çalışmalarda, katılımcılar, zihinsel olarak odaklanmış ve dalmış bir duruma girmelerine yardımcı olmak için bir hipnoz indükleme prosedürüne girerler.

Örneğin, Neuropsychologia‘da yayımlanan hipnoz çalışmalarından birisinde katılımcıların kendi istekleriyle, bir yardımcı ekipman vasıtasıyla ve hipnoz telkinine cevaben bir yardımcı ekipman vasıtasıyla kolları kaldırıldığındaki beyin aktiviteleri ölçüldü.

Bulgulara göre, isteğe bağlı olmayan ve telkinle meydana getirilen hareketlerde beynin benzer alanları aktifleşiyor, kasıtlı eylem için ise beyin faaliyeti farklılaşıyor.

Bu sebeple hipnotik telkin, kabul edildiğinde kişinin algılarını ya da davranışını değiştirebilen bir fikir ya da inanış nakletme aracı olarak görülebilir.

Bütün bunlar, düşüncelerin, duyguların ve algıların nereden geldiğini merak etmemize neden olabilir. Frontiers of Psychology‘deki çalışmayı yürüten araştırmacılar da, bilincin içeriğinin, beynimizdeki bilinçsiz süreçler tarafından üretilen deneyimler, duygular, düşünceler ve inançların bir alt kümesi olduğunu savunuyor.

Bu alt küme, sürekli güncelleştirilmekte olan kişisel bir anlatı biçimini alır. Kişisel anlatı, kişisel farkındalığımızla paralel olarak var olmakla birlikte, kişisel farkındalığın kişisel anlatı üzerinde bir etkisi yoktur.

Kişisel anlatı önemlidir, çünkü otobiyografik hafızanızda (kendiniz hakkında kendinize anlattığınız öykü) saklanacak bilgileri sağlar. Bireylere, algıladığı ve deneyimlediği şeyleri başkalarına anlatmanın bir yolunu açar.

Bu da, örneğin başkalarının davranışlarını öngörmeyi öğrenmeyi sağlayarak hayatta kalma stratejileri üretilmesine olanak tanır. Bireysel olarak bu ve benzeri beceriler, insanın hayatta kalmasını sağlayan toplumsal ve kültürel yapıların gelişimini destekler.

Bilinç deneyiminin belirli bir avantaj sağlamıyor olması, amacının ne olduğunun da henüz net olmadığı anlamına gelebilir.

Ancak, amacının ne olduğunun bilinmiyor oluşu, tamamen etkisiz olduğu çıkarımını yapmamızı sağlamaz. Çünkü buradan yola çıkarsak, sonuçlar ayrıca özgür irade ve kişisel sorumluluk kavramlarıyla ilgili soruları da beraberinde getirebilir.

Acaba düşüncelerimizi, hislerimizi, duygularımızı, eylemlerimizi ve kararlarımızı yansıtan kişisel anlatı içeriğini kişisel bilinçliliğimiz kontrol etmiyorsa, belki de onlardan sorumlu tutulmamız gerekir mi?

Araştırmacılara göre, özgür irade ve kişisel sorumluluk toplum tarafından inşa edilmiş kavramlar olabilir. Bu kavramlar kendimizi bir tür ve birey olarak görüp anlama yöntemimiz içerisinde oluşurlar.

Bu nedenle, bu kavramlar kişisel anlatılarımızı oluşturan bilinçsiz süreçler içinde temsil edilirler ve bu şekilde de bu anlatıları diğer bireylere aktarırız.

Bilinç kavramının aracı kullanan değil de yolcu olduğunun belirtilmesi, özgür irade ve kişisel sorumluluk gibi önemli günlük kavramları ortadan kaldırmamız gerektiği anlamına da gelmez.

Aslında, özgür irade ve kişisel sorumluluk gibi kavramlar bilinçsiz beyin sistemlerimizin işleyişine gömüdür. Bu kavramların toplumda güçlü bir amacı ve kendimizi anlama şeklimiz üzerinde derin etkileri vardır.

Bu yazının kaynağı: BilimFili.com”Bilinç, İnsan Zihnini Yönlendirmiyor Olabilir mi?” https://bilimfili.com/bilinc-insan-zihnini-yonlendirmiyor-olabilir-mi/