İzmir’den Karanlık Sulara: ’75 Marmara Denizi Uçak Kazası Trajedisi

İzmir’den Karanlık Sulara: ’75 Marmara Denizi Uçak Kazası Trajedisi

Tarih 30 Ocak 1975… Saat 18:45… İzmir’den İstanbul’a gitmek için havalanan TK-345 sefer sayılı Türk Hava Yolları uçağı, bugün Atatürk Havaalanı olarak bildiğimiz Yeşilköy Havaalanı’na doğru inişe geçer. Hava mürekkep gibi karanlıktır ve atmosfer Marmara üzerinde hakim olan sert Ayandon fırtınasının etkisi altındadır.

Uçak sarsılarak ve gövdesine çarpan yoğun hava akımlarıyla mücadele ederek ağır ağır alçalır. İniş takımları yeryüzüyle buluşmak için hazırdır.

Ancak tam bu sırada beklenmedik bir şey olur. TK-345, içinde kırk iki kişiyle birlikte piste teker değdirdiğinde, havalimanıyla birlikte tüm Yeşilköy’ün elektrikleri ansızın kesilir.

Pilotların gözünden bakıldığında, yeryüzündeki her şey bir anda koyu bir karanlık içinde yitip gitmiştir adeta… Bu gibi ani elektrik kesintilerinde kullanılmak üzere alanda jeneratörler bulunmaktadır.

Ancak aletler eskidir ve dönemin teknolojisi yüzünden yirmi iki saniyelik bir gecikmeyle devreye girmektedir. İşte bu yirmi iki saniye, o gece kırk iki kişinin hayatına mâl olur…

KULEYLE SON KONUŞMA…

Saat 18:52… “Bursa” uçağına iniş izni vermek için pilotlarla bağlantı kurmaya çalışan kulenin anonsları cevapsız kalır; “TK 345 seni kaybettim. Beni duyuyor musun?”

Pistin elektrikleri kesildiğinde pilotlar prosedür gereği tekrar havalanmak zorunda kalmış ve kulenin de yönlendirmesiyle birlikte tura çıkmışlardır. Uçak, içindeki otuz sekiz yolcusu ve dört kişilik mürettebatıyla birlikte Topkapı yönünden tur atıp, yeni bir iniş denemesi yapacaktır.

Dakikalar geçer ve o dönemde sadece tek bir pisti bulunan havalimanında, pist başına geçen bir PanAmerican uçağının kalkış yapması beklenir. Bunun için TK-345’e gökyüzündeki turuna devam etmesi söylenir ve pilotlar durumu anlayışla karşılarlar. Bu, kulenin pilotlarla son konuşmasıdır.

PanAmerican uçağı kalkış yaptıktan sonra, kule pilotlarla tekrar iletişim kurmaya çalıştığında, uçakla irtibatın kesilmiş olduğunu fark eder. Sert bir Ayandon fırtınasının olduğu o akşam, kule görevlileri ne kadar çabaladıysa da uçağa bir daha ulaşamaz.

O sırada havadaki diğer uçakların pilotları da olaya şahit olmuştur. Havadaki her pilot farklı frekanslar kullanarak TK-345 pilotlarına ulaşmayı dener ama hepsi de başarısız olur.

O dönemde havalimanında radar sistemi bulunmadığı için, uçağın akıbeti konusunda kimsenin bir fikri yoktur. Uçak düşmüş müdür? Yoksa kaçırılmış mıdır?

22 SANİYELİK KARANLIK VE YİTİP GİDEN 42 YAŞAM…

Uçağın kaçırılmış olma ihtimaline karşın kule yetkilileri derhal yakınlardaki diğer havaalanlarıyla irtibata geçer ve uçağın menzili içindeki tüm ülkelerin öne çıkan havaalanlarını da olası kaçırılma ihtimaline karşı bilgilendirir.

Bir yandan da fırtınadan nasibini almış Marmara Denizi’ne kurtarma gemileri gönderilmiş, uçağın düşmüş olma olasılığına karşı yoğun arama çalışmaları başlatılmıştır. Ancak hızını kesmeyen fırtına işleri yokuşa sürmektedir.

Sabaha kadar süren arama çalışmalarının ardından uçağın denize düştüğü kesinlik kazanır. Su üstünde bazı parçalarına ulaşılan TK-345, bugün dahi bilinmeyen bir nedenle Marmara Denizi’ne çakılmış ve yolcuları arasında kurtulan olmamıştır.

Kazada resmî kayıtlara göre 41, gayri resmî kaynaklara göre 42 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu sonuncu kişi ise hostes Leyla Önal’ın bir yaşındaki kızıdır.

Kırk iki yıl önce yaşanan ve günümüzde pek az kişinin haberdar olduğu bu kazadan daha da ilginç olan bir şey varsa, o da uçağın düştüğü yer saptandıktan sonra bile enkazın çıkarılmamış olmasıdır…

Uçak, bugün hâlâ Yeşilköy sahili açıklarında, içindeki tüm mürettebat ve yolcuların bedenleriyle birlikte olanca matemiyle yatmaktadır.

Üstelik sadece 75 metre derinliktedir. Ne sebeple düştüğüne veya enkazın ve ölen insanların neden hâlâ denizin dibinde yattığına dair tatmin edici bir açıklama bugüne kadar yapılmamıştır.

TK-345’in hikâyesi nereden bakarsanız bakın trajiktir. Sadece yirmi iki saniyelik bir elektrik kesintisi, ilk denemesinde düzgün ve sorunsuz bir iniş gerçekleştirmiş olan uçaktaki herkesin hayatına mal olmuştur.

Ayrıca yolcuların ve mürettebatın arasında Fatih Terim’in kayınpederi Kamuran Aksu ve Seyyal Taner’in kız kardeşi gibi isimler de yer alıyordu ve o dönemde ailelerin yaşadığı çaresizliği kelimelerle anlatmak pek mümkün olmasa gerek.

BALIKÇI AĞLARINA TAKILAN PARÇALAR

TK-345 sefer sayılı “Bursa” uçağının (uçağın ismi) düştüğü bölge aynı zamanda balıkçıların da av noktaları arasında yer alıyor.

Pek çok balıkçı, yakın zamana kadar enkaz parçalarının ağlarına takıldığını biliyor. Balıkçılardan biri kazadan kırk yıl sonra bile uçağın su üstüne çıkmak için çabaladığını söylüyor ve “Ağlara takılan metal parçalarını sökene kadar parmaklarımız parçalanıyor,” diye anlatıyor.

“Uçak parça parça elimize geliyor.” Deniz dibini tarayarak ilerleyen ağlar, zaman zaman dipte yatan enkazın da üzerinden geçiyor ve çeşitli parçalar bugün bile hâlâ ağlara yakalanıyor.

Bugün olayla ilgili konuştuğum bazı pilotlar, uçağın tekrar iniş sırasında stall olmuş olabileceğini belirtiyorlar. Ancak karakutu çıkarılmadığı için, sorunun ne olduğunu anlamanın bir imkanı da artık yok.

Türk Hava Yolları o dönemde teknik olanaksızlıkları ortaya koyarak, enkazın çıkarılması konusunda neredeyse hiçbir şey yapmamış ve -kim neden böyle bir şey yaptı bilmiyoruz ama- kaza bölgesine de dalış yasağı getirilmiş.

Havacılık tarihi dünyada da pek çok gizemli olayla doludur ve özellikle de Türk Sivil Havacılık tarihi göz önüne alındığında, TK-345’in son uçuşunun en büyük gizemlerden biri olduğunu söyleyebiliriz.

LANETLİ UÇAK MODELİ F28

Bir diğer önemli konu ise uçağın modeli… Fokker F-28-1000. Türk Hava Yolları o dönemde satın aldığı beş Fokker F-28’in üçü trajik kazalar yaşayınca, elinde kalan diğer iki uçağı elden çıkarmakta bulmuş çareyi.

Söz konusu uçaklardan ilki 1974 yılında kalkış sırasında İzmir’de, biri 1975 yılında İstanbul’da, diğeri de 1979 yılında Ankara’da düşmüş durumda. Hepsi de oldukça ciddi kazalar… Pek çok mühendis ve pilot söz konusu modelin sorunlu olduğu konusunda hem fikir.

Çünkü elden çıkarılan diğer iki uçak da diğerleri gibi kaza geçirmiş. Dahası, 1967-1987 yılları arasında üretilmiş olan bu uçak modeli dünya çapında toplam 21 ölümcül kazaya karışmış durumda.

Bu kazaların en sonuncusu da 9 Ocak 2003 tarihinde Peru’da yaşanmış. Diyebiliriz ki o talihsiz gece, Yeşilköy’de elektrikler kesildikten sonra TK-345 yolcularının kaderini belirleyen şey ne pilotlar ne de hava şartlarıydı… Sadece içinde bulundukları Fokker F28’di ve o da havacılık tarihinin kara lekelerinden biriydi.

Yazan: Cenk Kayakuş

kaynak: http://www.bundlehaber.com/detay/28fbfc54-4b80-4b1c-bc7a-e8ecadd6c44c?l=1