Vogue’un yeni sufrajetleri: “Engelli kadınlar nerede?”

British Vogue, oy kullanma haklarına kavuşan kadınların yüzüncü yıl dönümlerini kutlamak için geçtiğimiz haftaki sayısında onlara her zamankinden fazla yer ayırdı.

“Eşitlik Mücadelesi İçinde Kadın Haklarını Desteklemek“ amacıyla bir araya gelen; Politikacı Stella Creasy ve Sophie Walker, Sanatçı Gillian Wearing, gal-dem dergisinin kurucusu Liv Little, gazeteci Paris Lees, blogger Dina Torkia ve yazar Reni Eddo-Lodge nin oluşturduğu grup “Meet the New Sufragettes- Yeni Süfrajetlerle (Kadınların seçme hakkını savunan kadın) Tanışın” sloganıyla yayıldı.

Yedi tanınmış kadından oluşan bu grubun, modern kadınlar arasındaki farklılığı ortaya çıkardığı düşünülüyor. Ancak ben bu yayılan fotoğrafları gördüğümde biraz hayal kırıklığına uğradığımı söylemek istiyorum. Neden mi? Çünkü fotoğrafta transseksüel kadınlar da dahil olmak üzere pek çok renkten kadın vardı ancak aralarında engelli kadınlar yoktu. ( Engellilik görünmeyen bir şekilde fotoğrafta yer alabilir ihtimalini göz önünde bulundurarak bunu yazının sahibine sordum ve öğrendiğime göre söz konusu kadınların hiç birisi engelli olarak tanımlanmamıştı.)

Medya dışında bırakılmak, engelli kadınlar üzerinde hızlı ve kişisel etkiler bırakıyor.

Lees ve Eddo-Lodge gibi yetenekli kadınları dünyanın en iyi yayınlarında –ciddi derecede beyaz orta sınıf yayınlardan bahsediyorum- ön planında görmek cesaret verici ama bir bakıma da etraflarında engelli kadınların olmaması bu durumu iç açıcı olmaktan uzaklaştırıyor. Bu da nüfusun büyük kısmını oluşturan engelli kadınların ki, dünya genelinde yarım milyon engelli kadın olduğu verilerini göz önünde bulundurursak, göz ardı edildiğini veya gözden kaçırıldığını açıkça ortaya koyuyor. Hele ki söz konusu eşitlik için savaşmak olduğunda bu durum gözden kaçırılmaması gereken bir şekilde ortada duruyor. Buna karşın, engelli kadınlar hala kamusal alanlarda ve iş yaşamlarında yüksek oranda şiddete, yoksulluğa ve dışlanmaya maruz kalıyor. Şimdi yeni editör Edward Enninful’un dergide daha az ayrımcılık yapılması için mücadele etmesi gerekiyor.

Aslında engelli kadınların dışlanması Vogue’u aşan bir konu. Her ne kadar medya kadınları marjinal gruplar olarak ele almaya, işlemeye çalışsa da engelli kadınlar hep gözden kaçan bir konu. Sadece geçen hafta film endüstrisindeki ve diğer sektörlerdeki cinsel tacizlerle mücadele projesi olan Time’s Up, göçmen, lezbiyen ve biseksüel ve trans kadınlardan oluşan farklı kadınlara dikkat çekmeyi başardı. Ancak sosyal medyada geçenlerde yayılan bir açıklama (“engelli kadınlar” kampanyanın ana sayfasında yer alan mektupta geçiyor olmasına rağmen) engelli kadınlar konusundan bahsetmenin bile nasıl bir hayal kırıklığına uğradığını ortaya koyuyor.

Geçen yıl Rihanna’nın kendi markası olan Fenty Beauty kampanya reklamı çeşitliliği nedeniyle haklı olarak beğenilmişti ancak o reklamda da engelli kimse yoktu. Bu da her ne kadar marjinal gruplardan bahsetmeyi sevsek de hala biz engelli kadınların kendilerinden bahsedilmeye ihtiyaçlarının olduğunu gösteriyor.

Engelli bir kadın olarak bu tür kampanya ve programları izlediğimde partiye davet edilmeyen tek grup üyelerinin biz engelli kadınlar olduğunu ve neredeyse görünmez olduğumuzu söyleyebiliyorum. Doğruluğu veya yanlışlığı tartışılabilir ancak Vogue gibi güzellik standartlarını idealize eden geleneğe sahip bir dergide de engelli kadınların “çekici” veya “normal” olanların dışında tutulduğunu görmek oldukça üzücü bir durum. Bu nedenle dergi herhangi bir sayısında yer vermek istediği kadınlara ulaşmaya çalışırken, kadınlardan bir casting oluştururken bizlere hiç yer vermiyormuş, bizi başından atıyormuş gibi geliyor.

Bu konuda söyleyebileceğim tek şey var o da, bizim gibi kadınların dergi ve gazetelerde daha fazla yer almamasının bizim ilgimizin de tahmin edildiği gibi kaybolacağı yönünde. Medyada yer alan bu dışlamalar engelli kadın ev kızlar üzerinde kişisel etkilere de sahip; dışarıdan içeriye bakıp gülümseyen engelli kadınların onlara gülümseyerek karşılık veren herhangi bir ünlü, politikacı ve kampanyacı görmemesi onları oldukça fazla incitiyor. Ve bu dışlanma durumu sıklıkla gerçekleştiğinde artık içinizde bir yer ediniyor: diğer kadınlar gibi olmadığınızı size söyleyen utanç verici bir mesaj sürekli karşınıza çıkıyor.

1990’lı yıllarda ergenliğini engelli bir genç kız olarak yaşamış birisi olarak medyada engelli bir kadının ne kadar az yer aldığını sanırım en iyi ben biliyorum. Bu durum son yıllarda daha da gelişti. Bir yanda sağ omzu dirseğinin altına kadar olarak dünyaya gelen CBeebie adlı programın sunucusu Cerrie Burnell, (bazi ebeveynler çocuklarının ondan korkacağı konusunda şikâyetçi olmuş olsalar da) 2009 senesinden bu yana çocukların odalarını aydınlatırken diğer yanda da Paralimpik Jonnie Peacock “Strictly Come Dancing” de engelli insanların da nasıl göz önünde ve topluluk karşısında yer alabildiğini kanıtlayan bir son veda konuşmasını gerçekleştiriyordu.

Ancak bundan daha fazlası var. Engelli olmayı eşitsizliğin son sınırıymış gibi göstermenin pek çok yolu olduğunu söyleyebilirim. Sadece hala var olan eşitsizlikten çok uzak ama henüz ne olduğunun da bilinmediği, bahsedilmediği bir dışlanmadan bahsediyorum. Vogue’un kelimeleriyle bu, “eşitsizliğe karşı verilen öfkeli mücadele.” Ama bu demek olmamalı ki içerisinde trans kadınların ve azınlığı oluşturan diğer kadınların bulunduğu bu skala, kabul görmek için bir asır daha bekleyecek! Bu yüzden bu konu hakkında konuşmaya başlamamız gerekiyor; en azından 2018 yılında ellerine gösterişli dergileri aldıklarında içlerinde hiç engelli olmadığını görerek ergenliğini yaşayan engelli kızlar için.

Kaynak: https://gaiadergi.com/vogueun-yeni-sufrajetleri-engelli-kadinlar/