Yılmaz Özdil – Oğuz Kağan

2010…
Oğuz Kağan teğmen oldu.

*

2010…
PKK tanık, TSK sanık yapıldı.
Genelkurmay başkanı “terörist” ilan edildi, “terör örgütü kurmak ve yönetmek”ten müebbete çarptırıldı.
Atatürkçü subaylar terörist, darbeci, casus iftiralarıyla ordudan atılırken, kafasına sıkarken, kahırla kanserden ölürken, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” denildi.
Yurtsever subaylar tasfiye edildi, onların yerine fetocular terfi ettirildi, tescilli fetocular general amiral yapıldı.
Kozmik oda’ya girildi, 125 milyon word sayfası ebatında devlet sırrı çaldırıldı.
Yandaş medyada Türk Silahlı Kuvvetleri’ne “vatan haini, millet düşmanı, rezil, kalleş, tecavüzcü, pespaye, kepaze, iğrenç, katil, cani, ahmak, kafatasçı, lekeli, utanmaz, onursuz, köle tüccarı, lanetli, beyinsiz, salak, mezhep kışkırtıcısı, mafya, çete, dinsiz” denildi.
“Yaşasın Kürdistan” diyen Barzani, Akp kongresinde onur konuğu yapıldı, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışlandı.
“Milletin orasına koyacağım” diyen yandaş müteahhit, Barzani’nin havalimanlarını yaptı.
Kendi vatandaşımıza 20 kuruştan verilen elektrik, Barzani’ye yarı fiyatına 10 kuruştan verildi.
Oslo’da PKK’yla pazarlık edildi.
İmralı’yla Kandil’le masaya oturuldu.
Abdullah Öcalan’ı bizzat başbakan yardımcımız tanıttı, “öğrenciliğinde namaz kılan, oruç tutan, derin devlet tarafından kandırılan talihsiz genç” dedi.
Abdullah Öcalan’a Diyarbakır meydanında Ulusa Sesleniş konuşması yaptırıldı.
Asrın liderimiz şarkıcıları artistleri futbolcuları topladı, açılıma destek istedi.
Kürdistan silahlı kuvvetleri, takvimde başka gün yokmuş gibi, tam 29 Ekim’de, Cumhuriyet Bayramı’nda, topuyla füzesiyle Kürdistan bayraklarıyla, Türkiye topraklarında resmi geçit yaptı, alkışlarla Kobani’ye gitti.
Kürdistan silahlı kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrak taşıyıcısı THY uçakları tarafından taşındı.
Kürdistan silahlı kuvvetlerinin yediği lahmacunun parasını bile Türkiye Cumhuriyeti devleti ödedi.
TC silinirken, Pkk bayrağı serbest bırakıldı.
Akp’nin başbakanı “ulus devlet ayrıştırıcıdır, ulusçulukla hesaplaşma zamanı geldi, bana serok Ahmet diyorlar, bana biji serok Ahmet diyen dillerinize kurban olayım, Kobani’ye selam ediyorum, Kobani’deki kardeşlerimin alnından öpüyorum” dedi.
Başbakan yardımcımız “Kandil’le direkt görüşülmesini arzuluyorum” dedi.
Tbmm başkanımız “Pkk bayrağı taşımayı suç olmaktan biz çıkardık” diye övündü.
Akp milletvekili “pkk seçime girsin, seçilsin” dedi. Bir başka Akp milletvekili “pkk terör örgütü değildir” dedi.
Akp genel başkan yardımcısı “Türk yoktur” dedi.
“Ulus devlet Allah’ın belasıdır, Türk kimliği bölücüdür, Türk bayrağı demeyelim Türkiyeli bayrağı diyelim, Öcalan çok karizmatik” diyenler “akil insan” yapıldı.
Türkülerinde “barutun kokusu düştü burnuma, dört bir yanı istiyorum dibinden patlatayım, tutmak istiyorum Kürdistanımı” diyen Şivan Perver’e “barış güvercini” muamelesi yapıldı, Akp mitinginde düet yaptırıldı.
Şehit babasına hapis cezası verildi, gazilerin protezlerine haciz konuldu.
10 şehidimiz toprağa verilirken, başbakanımız şarkıcılarla birlikte Somali’ye gidip, Somalililere moral verdi.
Sekiz şehidimiz toprağa verilirken, dışişleri bakanımız Myanmar’a gidip, Myanmarlılara ağladı.
15 şehidimiz varken, Akp milletvekili stadyumda sünnet düğünü yaptı.
Akp borazanı haline getirilen anadolu ajansı, Murat Karayılan’ın Kandil’deki basın toplantısını canlı yayınladı.
Yüce Türk basını ve yalaka köşe yazarlarımız Kandil’e gitti, Apo posterleriyle, PKK bayraklarıyla donatılmış mekanlarda ağırlandılar, Kalaşnikoflu teröristleri “sevimli delikanlılar” olarak anlattılar.
Kuyruğa girdiler, sırayla Karayılan’ın yanına oturdular, sırıta sırıta poz verdiler. “Sohbet boyunca gülümsüyor, kariyer hırsı yok, bir lokma bir hırka, saygılı, kültürlü, bilimsel konuşuyor” diye yazdılar.
Bizzat kendi elleriyle monte ettikleri fetocular darbe yapmaya kalkıştı, 168 general amiral, binlerce subay astsubay tutuklandı, 2 bin 200 senelik terfi sistemi allak bullak oldu.
Ne olduğundan haberi bile olmayan askerlerin boğazı kesildi, kemerlerle dövüldü.
Askeri okullar kapatıldı, GATA’yı Abdülhamit yaptılar, kışlaların kapısına çöp kamyonu filan konuldu, aşağılandı.
Sokaklara afişler asıldı, Mehmetçikler ezik, korkak, dayak yiyen, salya sümük ağlayan zavallılar olarak gösterildi.
19 Mayıs zaten yasaklanmıştı, 30 Ağustos törenleri de yasaklandı.
Kanun değiştirildi, şehit ve gazi tanımı ortadan kaldırıldı, koğuşta ranzasından düşüp ölenle, çatışmada hayatını kaybeden bir tutuldu.
50 defa ameliyat olan, organlarını kaybeden gazilerimizden ilaç katkı payı alındı.
Bedelli askerlik, kışlaya bile uğramadan “dekontlu askerlik” haline getirildi, ensesi kalınsa canı sağolsun, garibansa vatan sağolsun denildi.
Vatan toprağı terkedildi, Süleyman Şah Türbesi’ndeki boş sandukalar sırtlanıp, tırıs tırıs kaçıldı.
Ege’deki adalarımız Yunan’a peşkeş çekildi, alay konusu haline getirildik.
Barzani, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentine Kürdistan bayrağı dikti.
Asrın liderimiz tarafından Mabeyn Köşkü’nde ağırlandı, Binali bey tarafından Çankaya Köşkü’nde ağırlandı, sonra gitti Kürdistan ilan etti.
Bizimle alakası olmayan savaşa burun sokuldu, insanların kafasını kesen, diri diri ateşe veren köktendinci teröristler bağrımıza basıldı, MİT tırları rezaleti patladı, dört milyon Suriyeli bize girdi.
Türkiye’de askerlik çağında 425 bin Suriyeli yaşıyorken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcudundan daha fazla sayıda eli silah tutacak Suriyeli varken, bunlar plajlarda nargile içip, götünü gezdirirken, üstüne para ödenirken, kendi çocuklarımız El Bab’a gönderildi.
Suriyelilere şimdilik 30 milyar dolar harcamışken, Mehmetçilerimiz yandaş yemek şirketleri tarafından bayat tavuklarla zehirlendi.
Pentagon gözümüzün içine baka baka, göstere göstere, Afrin’deki Kobani’deki YPG’ye binlerce tır silah ve cephane gönderdi.
Amerikalı özel harp subayları ve CIA, teröristleri düzenli ordu haline getirene kadar sayın hükümetimizden ses çıkarılmadı.
İş iyice boka sardı, içinden çıkılmaz hale geldi.

Kaynak: Sözcü