7 Ölümcül Günah. Seninki hangisi?

7 Ölümcül Günah  Seninki hangisi? 

Hıristiyanlık inancında Latince adlarının ilk harflerinden oluşan SALIGIA diye anılan Yedi Ölümcül Günah vardır.

Yedi Büyük Günah, Temel Günahlar, Kardinal Günahlar olarak da bilinen, Roma Katolik Kilisesi’nin görüşleri çerçevesinde Papa I. Gregory tarafından düzenlenen, insanın hayatı boyunca sakınması gereken yedi günahtır. Yeni Ahit’in Galatyalılar bölümünde Yedi Şeytani Hareket olarak geçmektedir. Dante Alighieri’nin İlahi Komedya’sında sık değindiği konulardan biridir.

Günahların Latince adlarının ilk harflerinden oluşan SALIGIA, Yedi Ölümcül Günah ‘ın diğer adıdır. Zaman içerisinde yedi günahtan her biri bir şeytani varlıkla ilişkilendirilmiştir.

Superbia: Kibir, kendini beğenmişlik (Lucifer’e atfedilmiştir)

Avaritia: Açgözlülük (Mammon’a atfedilmiştir)

Luxuria: Şehvet düşkünlüğü (Asmodeus’a atfedilmiştir)

Invidia: Kıskançlık, hasetlik (Leviathan’a atfedilmiştir)

Gula: Oburluk (Beelzebub’a atfedilmiştir)

Ira: Öfke, yıkıcılık, gazap etmek (Behemoth’a atfedilmiştir)

Acedia: Tembellik, miskinlik (Belphegor’a atfedilmiştir)

Pasif direnişin babası ünvanına sahip ve bu dünya için fazla iyi bir devlet adamı olan Mahatma Gandhi’nin hayatından çıkardığı derslerden birisi de insanlığın sonuna sebep olacak yedi ölümcül günahtı. Bizi uyararak tarif ettiği bu günahlar, onun felsefesinin ve sıkı sıkıya bağlandığı prensiplerinin hatlarını çiziyor.

Zahmetsiz Servet

İnsan eninde sonunda hak ettiğini elde eder. Kolay yoldan servet ve şöhret elde etmeye çalışan insanlar, vergi ödemekten, fedakârlık gerektiren durumlarda paylaşmaktan ve aldıklarının karşılığını hakkıyla verme sorumluluğundan kaçınırlar. Hâlbuki zahmetin olduğu yerde rahmet, hareketin olduğu yerde bereket vardır. Bunun bilincinde olan prensipli insanlar, bu sosyal günahtan uzak durmaya çalışır, gelirlerinin alın teriyle kazanılmış ve helal olmasına dikkat ederler.

Bilinçsiz Haz

Şuursuzca elde edilen zevklerin sonu pişmanlıktır. Olgunlaşmamış, bencil, hırslı ve doyumsuz kişiler, sorumsuzca kendi nefsini tatmin etmek, gününü geçici zevklerle geçirmek ve sürekli haz peşinde koşmakla uğraşırlar. Sonuçlarını düşünmeden elde ettikleri zevkler, bu tür kişilerin bireysel hayatlarını karartmakla kalmıyor, ailevi ve sosyal yaşamlarını da etkiliyor. Prensipli insanlar doğru ile yanlışın, zevkli veya zevksiz gibi ölçütlerle belirlenemeyeceğinin farkında olarak yaşar, sorumluluk ve insaf çemberi dâhilinde eğlenirler.

Karaktersiz Bilgi

Günümüz dünyasında bilgi muazzam bir güçtür. Bilgiye sahip olup da yetişmiş, gelişmiş, güçlü bir karaktere sahip olmayan ve bu bilgilerini kötü emelleri doğrultusunda kullanan nice insanlar vardır. Bu olgu, aslında bir gerçeği ortaya seriyor: bilim ve terbiye, eğitim ve öğretim birbirinden ayrılmamalı. Birey, bilgi ile birlikte, ahlak ve edep anlayışının verildiği bir sistem dâhilinde yetiştirilirse, insanlara faydalı olabilir.

Ahlaksız Ticaret

Ticaret, tıpkı arkadaşlık gibi saygı, dürüstlük ve güven temelinde oluşur. Dürüst davranmayan tüccar ve işadamı, güvenilir olmaktan ziyade, üçkâğıtçı, sahtekâr, yalancı gibi sıfatlarla ünlenir, böylece gelecekte yapabileceği potansiyel kazançlarından mahrum kalır. “Kazandır ve kazan” anlayışı ve ticaret ahlakına uygun iş yapan dürüst ve prensipli insanlar ise yalan söylemez, birlikte çalıştığı insanları anlayışla karşılar, yaptığı anlaşmalara sadık kalır ve her zaman kazanır.

İnsaniyetsiz Bilim

Bilimin varlık sebebi insanların huzuru ve refahıdır. Bilimsel çalışmalar yapan kimseler, insanlık ve vicdan anlayışından yoksun oldukları sürece, ellerindeki hizmet aracı insanlığın hezimetini doğurur. Bilimsel ve teknolojik gelişmelere rağmen, insanoğlunun hâlâ ruhsal ve sosyal problemlerle uğraşmakta olması bunun açık bir göstergesidir. Prensip sahibi bir insan, bilimi insanlığa faydalı olmak amacıyla inceler, öğrenir ve hayata tatbik eder.

Özverisiz İnanç

Özverisiz olmakla birlikte bir inanca sarılabiliriz, ama onu içtenlikle yaşayamayız. İnancını bir maske veya klişe olarak taşıyan birisi, onun inceliğine, yüceliğine ve gerçekliğine erememiş demektir. Dini, fikri, siyasi veya kurumsal bazda, inandığı şeyler uğrunda yaşayıp özveride bulunmayanlar asla başarıya ulaşamazlar. İnançlarında samimi ve sadık kimseler, bunun bilincinde olarak hep ihlâs ve gayret çizgisinde ilerlemeye çalışırlar.

İlkesiz Siyaset

Siyasetin tiyatroculuk ve dolandırıcılıkla özdeşleştirildiği günümüzde prensipli, yani güvenilir yöneticilere ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü ilkelerin olmadığı yerde doğru ile yanlışın, doğu ile batının, ak ile karanın varlığından söz edilemez. “Yönetici, halkın hizmetkârıdır” anlayışına sahip dürüst idarecilerin ilkeleri, halka, vatana, dünyaya hayırlı olmak çerçevesinde şekillenir. Bu tür yöneticiler, idareci olmaktan ziyade halkın birer lideri olurlar; isimleri milletin kalbine ve tarihine şerefle yazılır.

LadieMacbeth