Kadınların fısıltılarını yazan adam; “Yengeç Kadını – Evim Evim, Komşu Evim” – biliyomuydun.com

Kadınların fısıltılarını yazan adam; “Yengeç Kadını – Evim Evim, Komşu Evim”

Kadın 10 Şubat, 03:23'de eklendi

Yengeç kadını olarak ilgi ve şefkat ne kadar düşkünsem, se*s isteği konusunda kendimi o kadar zayıf buluyordum. Se*si seviyordum, erkek arkadaşlarımla genelde iyi anlaşıyordum ama libidomun yükselip se*si benim başlattığım bir örneğim hiç olmamıştı.

Oysa bir kedi gibi kıvrılıp okşanmaya, beraber yemek hazırlayıp, birbirimize yedirmeye bayılıyordum. En sevdiğim şeyse beraber banyo yapmaktı. Rakının cilası bira ise, sevişmenin cilası beraber yıkanmak, hatta kuvvette yatmaktı benim için. Kendi başıma da suda vakit geçirmeyi seviyordum. Uzun duşlar varsa küveti doldurup içine banyo köpüğü koyup yatmak benim için bir terapiydi. Bazen bu terapiyi, parmaklarımın, bacaklarımın arasındaki, kl*tor*s tepesiyle buluşmaya götürdüğü ve zevk vadisinde biten mutlu sonlu gezilerle tamamlıyordum.

Yine küveti doldurup, çeşit çeşit banyo köpüğünü boca ettiğim bir seansın sonunda, tam o zevkli yolculuğa çıkmaya hazırlanıyordum ki , kapım çaldı.

Önce açmayacaktım ama zilin sesinden apartmanın girişinden değil, kapımın zilini çaldığını anladım. Biraz bekledim ama zil tekrar çaldı. Bornozumu ve alelacele bulduğum uzun bir t-shirtü ıslak vücuduma geçirip,  üstüme geçirip, üstüne bornozumu geçirip, ısrarla çalan kapıyı yöneldim.

Göz deliğinden baktığımda asansör karşılaşmalarından yüzünü tanıyıp, merhabalaştım, benden 7-8 yaş küçük, muhtemelen alt katımda oturan genç erkeği gördüm. Tanıdık bir sima olmasının güveni ile kapıyı açtım.

“-Merhaba, ben alt komşunuz Erol. Sanırım sizin banyodaki tesisatta bir sorun var. Bir yerden su sızıyor ve gelen su benim tavanımdan akıyor ve asma tavandaki elektrik tesisatına geliyor.

Şaşırmıştım. Uzun banyolar yapardım, zaman zaman sular yerler fazla ıslanırdı ama alt kata sızması pek olası değildi. Benden değildir diye savuşturacaktım ama üstümdeki bornoz beni inkâr ediyor gibiydi. Belli ki benim küveti doldurmam ile bir süreç tetiklenmişti.

“-Tamam, ben suyu kapatıyorum. Site yönetimine haber verelim baksınlar. Yalnız bana biraz izin verin banyoyu toparlayalım.

Korkarak banyoya gittim. Küvetin suyunu boşaltmakla boşaltmamak arasında kararsızdım. Daha fazla suyun aşağıya geçmesinden korkuyordum. Yine de yaptığım köpüklü keyif banyosundan iz bırakıp, başka bir izlenip uyunadurmamak için boşaltmaya karar verdim.

Tesisatçı geldi. İkimizin dairesinde baya bir inceleme yaptı. O sırada Erol’da merakına yenilmiş tesisatçı ile benim daireme gelmişti.  İlk yarım saat tesisatçıyı izleyen Erol sonra sıkıldı. Ona kahve ikram ettim ve sohbete başladık.

Bir üniversitede öğretim görevlisiydi. Doktora yapıyordu ve araştırması için yurt dışında bir kaç üniversiteden kabul bekliyordu. Tesisatçının işi uzadıkça sohbet koyulaşıyordu. Ortak bir sorunu paylaşmanın getirdiği yakınlaşma, sohbet ile gitgide koyulaşıyordu.Tesisatçıların ikimizin dairesinde yaptığı incelemeler sonucunda, bana gelen sıcak su borusunda bir sızıntı olduğunu ve borular için yapılan kanaldan aşağıya aktığını tespit ettiler. Biraz kırmak dökmek gerekecekti ve bir süre ben sıcak suyu, o da banyosunun ışığını kullanamayacaktı.

Benden bu kadar küçük olmasa ilgimi başka türlü de çekebilirdi ama şimdilik tatlı bir çocuk diye nitelendirebiliyordum. Yine de iletişimizin sürmesi için, ona ben de fazladan olan çalışma lambasını vermeyi önerimi kabul etti.İki gün tamirat bittikten sonra o ışığına, bense sıcak banyolarıma kavuşmuştum. Sözleştiğimiz gibi hafta içi kahve içmek için buluşup, lambamı iade aldım. Gerçekten keyifli bir sohbet sonrası, beni evine davet etti. Önce tereddüt ettim ama garip bir şekilde güven veren yanına teslim oldum.

Kitap okumayı seven, ara sıra kendince bir şeyler yazan bir kadın olarak, kütüphanesiz evlere gıcık olurum. Kütüphanede öyle moda birkaç romanı, kişisel gelişim kitaplarında öte kendince bir ruhu olan, farklı türleri içeren bir kütüphane olmalı. Erol’un Kütüphanesi tam bu tanıma uygundu. Hangi kitaba bakacağımı şaşırmıştım. Kitap dolu bir evde olmaktan memnundum ama Erol’un kedisi Ayda sanrım rakip bir dişi olarak beni gördüğü için ziyaretimden hoşlanmamıştı.

Belli bir bölüme toplanmış yoga ve masajla ilgili kitapların çokluğu dikkatimi çekmişti. Hiç alanım olmayan bir konuda neden bu kadar çok kitabı olduğunu sorduğumda aldığım cevap beni şaşırttı. “-Düzenli yoga yapıyorum, bio-enerji ile ilgileniyor ve masajın bir türlü iyileştirici olarak görüyorum”. Diye yanıtladı. “-Kimya alanında çalıştığın için biraz garip geldi” dedim.

“-Evet kimya ile uğraşıyorum ama aslına bakarsak insan vücudu da bir kimya fabrikası sayılır. Her yaşadığımız duygunun arkasında kimyasal bir etki vardır. Yada tam tersi bir duygu yaşadığımızda kimyasal bir reaksiyon ortaya çıkar” diye beni yanıtladı. Bu açıklamaya cevap olarak

“-Sanırım haklısın, zaten bunun için kimyamız tuttu demezler mi?” diye yanıtladım.

“-Peki, benle kimyan tuttu mu? “ diye ortaya sürpriz bir soru attı ortaya. Cevap vermeden yüzüne bakıp niyetini sezmeye çalıştım. Konuşmanın akışı gereği gelen bir sorumuydu, yoksa bir çeşit niyet yoklamamaydı anlamak istiyordum. Ama yüzü pek renk vermiyordu.  Ben de işi şakaya vurarak.

“-Galiba bu kitap dolu evle daha çok tuttu. Ama kitapların ve evin sahibi son olduğuna göre dolaylı olarak senle de tutmuş oluyor. ” diye yanıtladım.

Hiç yaptırmadığımı duyunca bana refleksoloji yani ayak masajı yapmayı teklif etti.

Otuz altı numara ayaklarımı güzel bulduğum için pek bir çekincem yoktu ama bütün gün ayakkabı içinde olan ayaklarımın kokmasından korkuyordum. Bunu hissetmiş olmalı ki, banyoda ayaklarımı yıkayabileceğini söyledi. Bana banyoya kadar eşlik edip, portakal kokulu bir jel ve havlu terlikler verdi. Ayaklarımı yıkarken ve sonrasında içeriden gelen müzik sesi ile kendimi mini bir spa da gibi hissettim.Bir koltuğa beni oturtup, önüne çektiği pufa kendi oturtup ayaklarımı kucağına aldı. Egzotik ama rahatlatıcı kokusu olan bir yağı  önce ayaklarıma sürdü. Yağdan gelen koku beni hem rahatlatıyor hem de yazla ilgili anılara taşıyordu. Bu yolculuğa Astrud Gilberto’nun yumuşak sesi de eşlik ediyordu.

“-Bu ne yağı ?” sordum

“-Tiare Çiçeğinin Monai de Tahiti adı verilen yağı ile ısıtıcı etki için az miktarda eklediğim okaliptüs yağı” diye yanıtladım.

Gülerek “-Güzel bir kimyasal karışım olmuş” diye konuyu tekrar kimyaya getirdim.

Ciddiyetinden hiç taviz vermeden ve en ufak bir yanlış anlamaya mahal vermeden ayaklarıma masaj yapmaya devam etti. Parmakları önce ayak üstlerimde gezdikten sonra, tabanlarıma indi. Hafif bir gıdıklama hissi geçtikten sonra her dokunduğu noktadan içimdeki bir yere bir rahatlama yayılıyordu. Yaklaşık on beş dakika sonra artık uykuya yakın bir gevşeme içindeydim ve uyanıklık ile bağımı tek tutan Astrud’un söylediği, içinde gizli bir hüzün barındıran “Far Away” şarkısı ve şarkının içindeki trompetin meltemi andıran ezgileriydi, ta ki başparmakları ile bastırdığı bir noktadan kasıklarıma iletilen bir sıcak dalga gelinceye kadar.Her nereye dokunuyorsa rahatlamadan uyarmaya beni geçirmişti. Kendi ellerimi kasıklarıma götürmemek için zor tutuyordum.  Cinsel arzuları birden ortaya çıkmayan benim için garip bir durumdu. Adeta ayaklarımda isteği açan bir düğme bulmuş ve açmıştı.Gıdıklandığımı bahane ederek durmasını istedim. Yüzüm kızarmış, hafiften terlemiştim. Normale biraz döndükten sonra işlerim olduğunu söyleyerek artık gitmem gerektiğini söyledim. Daha yeni başlıyorduk gibi bir bakış atıp, kibarca beni kapıya kadar uğurladı.

İçimden keşke bu kadar yaş farkımız olmasa diye düşünüyordum. Bir yandan da en ufak flörtten bile ciddi bir ilişki hatta evlilik hayali kuracak kadar romantik olduğum için kendime kızıyordum. Yatmadan önce hayallerim ve fantezileri buluşturarak duşta kendimi tatmin ettim. Masaj, banyo ve or*azmın etkisi ile derin bir uyku beni bekliyordu. Bir kaç gün sonra Erol kapımı çaldı. Bir araştırma için bir haftalığına yurt dışına gideceğini ve kedisi Ayda bakıp bakamayacağımı sordu. Önce bana bırakacağını düşündüm, ret etmeyi düşünüyordum ama kendi evimde bakmamı ve mama vermek ve bir biraz ilgilenmek için günde yarım saat uğramamın yeterli olacağını söyledi. Kediden çok gizliden gizliye o kitapla dolu kütüphaneyi incelebilme fikri hoşuma gittiği için kabul ettim.

Ertesi gün gittiğimde sadece kediye mama verip, biraz kitaplara göz gezdir. Üçüncü gün artık çekin genliğimi atmış adeta kendi evimin alt katında geziyor gibiydim. Bütün gün ve gece yalnız kalan Ayda ile de anlaşmaya başlamıştım. Kitaplarını karıştırıyor, ilgimi çekenleri yerinden alıp inceliyor, almadan önce kafama not ettiğim yerine geri koyuyordum. Masaj ve biyo –enerji kitapları kadar Osho’nun kitaplarının çokluğu da dikkatimi çekti.  Osho’nun Özellikle iki söz hoşuma gitti“Sen cevapları ezberIiyorsun ama hayat asIa aynı soruyu tekrarlamaz” ve “GüçIü rüzgârlar seni oraya buraya sürükIüyorsa, onIara direnme: OnIar, sen direndiğin için güçIü görünüyorIar. RahatIa ve bırak seni götürsünIer. OnIarIa git, bütün oIarak git”.

Bu sözle adeta benim gibi her şeyi önceden planlayım, adlandırmayı seven biri için söylenmişti.Kitaplar arasından görece ince olduğu için Erol dönmeden bitirebileceğimi düşündüğüm  “Tantra – Spiritüellik ve Cinsellik Aşka Dair Bilgelik Kitabı ” kitabını seçtim. İnce olması dışında onca kitap arasında bunu neden seçtiğimi bugün bile bilmiyorum. Sanırım o günlerde tam da buna ihtiyacım olduğu için.

Cumartesi günü, kitabı bitirip, Erol erkenden yerine koymak ve Ayda’yı beslemek için Erol’un evine indim. Kitaplıktaki kitapların cazibesine kapılıp biraz daha karıştırırken Erol’un el yazısı ile yazdığını tahmin ettiğim bir şiir defteri buldum. Çoğu birkaç dörtlükten oluşan, kısa ama güçlü metaforlara sahip şiirleri vardı. Sadece aşk şiirleri değil, bir çok kavram üzerine yazmıştı ama benim en çok hoşuma giden özlem şiiri mi yoksa, zaman ile ilgili mi olduğunu çözemediğim Halat adlı şiiriydi;

Takvimin kuyruğuna bir düğüm atıp,

Günleri iple çekmekle geçiyor hayat.

Bazı günler kalın bir halat,

Bazıları ufak bir sebat

Şiir defterini almış karıştırırken Erol giriverdi. Acele ile kitabı ve defteri kanepenin üzerine bıraktım. Yoldan yeni geldiği için zaten yorgunken beni evde görmekten dolayı iyice şaşırmıştı. Ama hemen yüzüne o enerjik gülümsemesini koyup

“-Evde birinin olması unuttuğum, güzel bir duyguymuş” diye kaleyi içeriden fetheden bir giriş yaptı. Ayda’yı sevdiğim ve gitmek üzere olduğum yalanını uydurdum.Bir işim yoksa kalmamı istediğini söyledi. O zaman kahve yapayım bahanesi ile kendi evime çıktım. Bu sayede hem ona zaman tanıdım, hem de kendime çeki düzen verme fırsatı buldum. Mokada yaptığım kahveleri fincanlara koyup aşağıya indim. Ziyaretin iyi geçtiğini, muhtemelen kabul geleceğini ve yarım dönem gidebileceğini söyledi.

“-Ayda’yı merak etme ben ona bakarım” diye fırsattan istifade bir şirinlik yaptı. Aslında neden yaptığımı ben de çözemiyordum. Şiir yazan, masaj yapan, entelektüel ve düzgün bir fiziğe sahip bir erkek olması bir yandan beni motive ediyor, diğer taraftan benden küçük olması aklımın hep bir yerine takılıyordu. Ama Osho’nun  yeni okuduğum sözleri aklıma geldi.

Ayda’ya baktığım için bana hediye olarak Çilekli bir alkollü içecek olan XuXu getirmişti. Çileğin baştan çıkartıcı tadıyla, alkollü olduğunu hissettirmiyordu ama Erol’un soda katarak yaptığı mini kokteyl onu daha da rahat içilir hale getirmişti. Daha çok Erol’un anılarını anlattığı sohbet ile şişeyi yarılamıştık. Giderse Ayda’ya bakacağım için bana avans olarak sırt masajı yapmayı teklif etti. Normal zamanda ret edebileceğim teklifi Zuzu’nun verdiği gevşeme ve sohbetin verdiği keyifle kabul ettim.

Köşe koltuğun dört yanı açık L kısmı adeta masaj için düşünülmüştü. Küçük bir çarşaf yaydı. Masaj yapacağı yağı almak için içeri gitmesinden faydalanarak bluzumu çıkartıp, yüz üstü uzandım. Birazdan ılık masaj yağına bulanmış parmakları omuzumda geziyordu. Masaj yağını nasıl böyle ısıttığını merak ettim.“Isı transferi” diye yanıtladı. Masaj yağının olduğu cam şişeyi sıcak suyun içine koymuştu.

Ilık ve güzel kokulu yağa bulanmış parmakları boynumda gezdikçe rahatlama ile uyarılma arasında gidip geliyordum. Bunda belki de yağın daha enerjik bir koku olan lavanta olmasının etkisi vardı. Omuzlarıma geri döndüğünde nazikçe sütyenimin askılarını omuzumdan aşağıya indirdi. Omuzlarımdan aşağıya sırtıma doğru inince sütyenimin kopçalarını açmak için istedi. Artık tüm sırtım, tek parça olarak onun ellerinin ve yağ ile birlikte kayan parmaklarının gezi alanıydı. Dokunuşları Sırtımın üstlerinden aşağıya belime ve belimin yanlarına kaymaya başladıkça uyarılma oranım artıyordu. Hatta iki aydır biriyle beraber olmamanın etkisi ile bellimin kenarlarına yaptığı dokunuşlarda belli belirsiz kalçamı kaldırdığımı fark ettim.

Sanırım o da bunu fark etmişti ki. “-Galiba pantolonunun düğmesi batıyor, istersen aç” diye beni uyardı. Düğmeyi açma bahanesi ile pantolonumu biraz aşağıya sıyırdım. O ılık yağa bulanmış, hassas parmakların dokunuşunun biraz da kalçalarıma yaklaşmasını istiyordum. O da bunu hissetmiş gibi, diğer tarafa geçip, avuçları yukarıda olacak şekilde parmaklarını yukarıdan aşağıya doğru ilerletiyordu.

Fonda daha önce Beyonce’dan dinlediğim ve sevdiğim “Halo” parçasının chill tarzı daha düşük tempo ile yorumlanmış bir yorumu çalıyordu. Belki de şarkının sözlerinden veya Osho’dan ilham alarak kendimden hiç beklenmeyen bir hareket ile pantolonumu biraz daha aşağıya sıyırmasını ve kalçalarıma da masaj yapmasını istedim.

Artık becerikli parmakları kalçalarımın ilk kıvrımlarını ve oradan kasıklarımın arasına inen kıvrımlara dokunuyordu.  Masaja devam etmek için eline biraz daha yağ aldı kalçamın üstüne aktardı. Biraz fazla almış olacak ki ılık yağın bir kısmı kalçalarımın arasından süzülerek va*inama ve kl*torisime kadar geldi. Yağın verdiği sıcaklık ve hafif kızışma ile daha da fazla tahrik olmaya başladım. Ancak bir türlü devamı için ilk hareketi yapmaya kendimi hazır hissetmiyordum.  Beklediğim hareket Erol’dan geldi.

“-İstersen pantolonunu çıkar da ve bacaklarına da masaj yapayım” dedi. İçim arzu dolmuşken hala çok beğensem de yeterince tanımadığım bir erkeğin önünde sadece külotumla kalma fikri beni tedirgin ediyordu. Erol’un koltuğunun üzerinden aldığım polar bir örtüyü kalçalarımın üstünden baldırlarıma doğru attım. Erol’da pantolonumun kenarından tutup çıkardı.

Biraz yağ döktüğü avucunu bu sefer topuklarımdan yukarı doğru, yağı dağıtarak gezdirdi. Bacaklarımın altını ovmak yerine direkt içlerinden ellerini yukarı doğru itiyordu. Parmaklarını açıp, parmakları ile dokunmak yerine tüm avucunu tereyağına bulanmış bir bıçak gibi kullanarak, yağ ile beraber yukarılara kayıyordu. Özellikle üst baldırımın içinde yaptığı hareketlerde orta parmağının ucu, va*inama dokunacak mı, dokunmayacak mı diye her seferinde tedirgin oluyor ama bir yandan da kalçamı istekle hafifçe yukarı kaldırıyordum.

Bu yukarı hareketlerin birinde parmağı külotumun üzerinden de olsa önce va*inamın girişine sonrada kl*tor*sime değdi. Önce bunun kaza ile olduğunu düşündüm ama sonra tekrar olunca dayanamayıp “-Bunun kazara olduğunu düşünmüyorum” dedim sesime kızgınlıktan çok merak katmaya çalışarak.

Sesinden bile gülümsediğini hissettiğim bir tonda “-Ben de bu ıslaklığın sadece yağdan geldiğini düşünmüyorum” diye cevabını yapıştırdı.  Artık her şey belli olmuştu. Anlaşılan başından beri gizli bir istekle sözümü dinlemeyerek kalçamım yaptığı hareketlerin farkındaydı. Son bir cesaretimi toplayıp “O zaman devam et” diyebildim. Artık eli külotumun üzerinden de olsa va*inamın girişine ve kl*tor*sime değiyordu.

“-Daha önce hiç duyumsamadığın cinsel ve ruhsal bir deneyim yaşamak ister misin? Diye sordu.

“-Sanırım kendini abartıyorsun biraz” dedim ukalaca.

“ Yanılıyorsun, bu senin düşündüğün gibi pe*is ile va*inanın birleşmesi ile olacak bir şey değil. Bir çeşit masaj ve bir çeşit meditasyon”

Bir yandan meditasyon, masaj ve cinsel uyarım üçlüsü bana garip geliyor, diğer yandan Erol’un bu masaj, meditasyon gibi gibi konulardaki sezdiğim birikimi beni rahatlatıyordu. “Peki yap, yapacağını” dedim.

Beni sırt üstü çevirdi. Soyunmadan bir bacağını göğsümün üstünden atıp, diğer bacağını sağ dizimin altına soktu. Sağ eli ile bir miktar yağı, va*inamın girişi ve kl*tor*sim üzerine yaydı. Sol elinin işaret parmağıma, sağ elinin baş parmağına yağ sürdükten sonra sağ elinin baş parmağının ufak bir kısmını hali hazırda yağ ve kendi ıslaklığım ile kayganlaş va*inamın içine hafifçe soktu.

Cep telefonundan Ravel’in Bolero’sunu çalmaya başladıktan sonra, sol elinin işaret parmağını kl*tor*simin üstüne koydu. Parmağı ile hafifçe kl*tor*simi yukarı aşağıya uyarmaya başladı. Müziğin temposu artıkça onun parmağının temposu da artıyordu. Her geçen dakika kendini derinden gelen bir enerji ile çevrilmiş hissediyordum. Yaklaşık on dakika sonra yaşadığım or*azmlardan farklı bir şekilde ama daha uzun ve rahatlatıcı bir or*azmda yaşadım. O anda sanki Erol’u yıllardır tanıyormuşum gibi garip bir bağ hissetim. Erol on dakikan fazla süren bu seansın sonunda iki elini cinsel organımın üstüne koyarak beni sakinleştirdi.  Biraz soluklandıktan sonra Erol’a bana ne yaptığını sordum. Kısa adı OM –Or*azmik meditasyon olan bir uygulamaymış.

OM ile yaşadığım or*azm farklı ve bağlayıcı olabilirdi ama ben artık gerçek bir se*s istiyordum. Erol’a tümüyle dokunmalı ve içimde hissetmeliydim. Benim daireme çıkmayı teklif ettim. Böylece Erol’a OM sayesinde artan güven duygumu, kendi evimde olmakla pekiştirecektim. Hem tek başıma olmama rağmen aldığım çift kişilik yatak bugünler içindi. Giyinip benim daireme çıktık.

Acele etmiyordum ama içimdeki o yoğun isteği kaybetmek istemiyordum. Yatak odama girip başucumda duran mumları yaktım. Bu sefer ben onu yavaşça külotu ile kalıncaya kadar soydum. Kendimde tekrar soyunup, kucağına oturdum. Aşağıdan getirdiğim XuXu dan bir yudum aldım ve getirdiğim masaj yağından bir miktar göğüslerimin üzerine döktüm. Kendi ellerimle, adeta kendimi okşuyormuş gibi biraz yaydıktan sonra, ellerini tutup göğüslerimin üzerine getirdim. Biraz önce parmaları ile sırtıma yaptığı şeyi artık  göğsüme yapıyordu. Göğüs uçlarıma özel bir ilgi göstermeden ama çevresindeki halkalarda parmaklarını bolca gezdire isteğimi git gide artırıyordu. Kollarındaki kasların benim göğüslerimde çizdiği daireler sırasındaki kıvrılmalarını seyretmek benim için ayrı bir görsel şölendi.

Erol’un külotunu aşağıya sıyırdım ve sertleşmiş pe*isi ile karşılaştım. Biraz önce onun bana elleriyle yaptığını bu sefer ben ona yapıyordum. Pe*isinin sertliği artmaya devam ediyordu ve oluşan ıslaklıkla doğru yolda olduğumu anladım.

Zaten yeterince ıslanmış ve hazırlanmıştım. Tam onu içeme almak için, külotumu çıkarmak için doğrulmuştum ki, beni kalçalarımdan tutup, hızla kendine doğru çekti ve kl*tor*simin üstüne bir öpücük kondurdu. Dudaklarını da kl*tor*simin üstünde hissetmek hoşuma gitmişti ama şuan kesinlikle onu içimde istiyordum. Kendimi geri çekip yavaşça onu içime aldım. Bu duyguyu özlemiştim. Tadını çıkarmak için yavaş hareketler ile ileri geri salınıyordum.

Bolero çalmıyordu ama adeta içimde gizli bir müzik kutusu varmış gibi kulaklarımdaydı. Sanırım bunun nedeni Omun derin anlarında bir şekilde hafızama kazınmasıydı. Kendimi içimde çalan müziğin ritmine uyarak gitgide hızlanan tempo ile hareket etmeye başladım. Bolero’nun on dakikadan fazla olan süresinin tamamı kulaklarımda hayali olarak yankılandığı bilmiyorum ama o müziğin vurgusunun tavan yaptığı, her notada yeni bir enstrümanın katıldığı  anları Erol’unda kalçasını  benle uyumlu olarak yukarı ittiği, hatta bir eli ile göğsümü sıkıp, diğeri ile gövdesini kaldırdığı anlarda, içimde bir orkestra varmış gibi yaşıyordum.

Güzel olan Erol kl*tor*simi öpmek için beni kendine çektiği anlarda, prezervatifini ustaca takmıştı. Bu sayede o erkenden çıkmadan, ben de hamilelik ve hastalık endişesi taşımadan bu eşsiz anları sona taşıyaca bilecektik.

Müziğin kreşonda yaptığı, tüm enstrümanların katıldığı ikimizin inlemeleri ve çığlıklarının müziğin içinde eridiği bir şekilde ikimizde or*azm olduk.Kendimi usulca Erol’un üstüne bıraktım. Biraz önce kapadığı gözlerini açıp, bana gülümsedi. Kalbim hala deli gibi atıyor, nefesim ona yetişmeye çalışıyordu. “Şimdi benle birlikte nefes al ve ver” dedi. Aldığım derin nefesler kalbimi sakinleştirmiş, or*azm ile gelen rahatlamayı daha derin hissetmemi sağlamıştı.

Erol’un yarı göğüsünde, yarı kollarında kısa bir süre sızdıktan sonra gözlerimi açtım. Öğlen olmuştu ve kendimi aç hissediyordum. Yakındaki bir yere gidip yemek yemeği önerdim. Giyinip, dışarı çıktık. Ayda’nında maması bitmek üzere olduğu için markete uğrayacaktık. Yolumuz üzerindeki iddaa bayisinin önünden geçerken Erol bana dönüp

“-Piyango bileti alalım” dedi.

“-Gerek yok, ben piyangodan seni kazandım” diye yanıtladım.

“-Ben muhtemelen yakında gideceğim. Benden olsa olsa teselli ikramiyesi olur” diye gülümsedi.

“Olsun, ben senden önce amortiye de razıyıdım” diye yanıtladım. “Çıkarsa kendine ev,araba alırsın” diye yanıtladı.

“Evi ne yapacağım?  Artık benim dubleks evim var. Hem ne demişler ev alma komşu al” diye gülerek yürümeye devam ettik.

Kaynak: Hectrorist

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.