Albert Einstein’ın “İnsan Hakları” konulu yazısı …

Albert Einstein

Uzun süren hayatım boyunca bütün gücümle elle tutulabilir gerçekliğin yapısını anlamaya çalıştım. İnsanların daha varlıklı olmaları yolunda, haksızlığa ve baskıya karşı, ya da geleneksel insan bağlarının düzelmesi için düzenli bir çaba göstermedim. Yaptığım sadece şuydu: Uzun aralıklarla, susmanın bir suçu paylaşmak ya da yüklenmek olacağı toplumsal çıkmazlar ve mutsuzluklar karşısında açıkça ne düşündüğümü bildirdim. Böyle durumların son yıllarda gittikçe çoğaldığı açıkça ortada, ama elbet bunun suçlusu olan da ben değilim.

Yıldızlarda yazılı değildir insan haklarının varlığı ve değeri: Tarih boyunca bir takım uyanık insanlar, insanların birbirlerine karşı en iyi davranış yollarının ne olabileceğini düşünmüşler, bunu öğretmişlerdir.

Ayrıca en uygun toplum yapısının ne olabileceği konusunda bir takım kavramların gelişmesini sağlamışlardır. Tarih yaşantısından, güzelliğe ve düzene duyulan özlemden gelen bu ülkü ve inançlar kuram olarak insanlarca hemen benimsenmiş, ama ilkel itkilerinin baskısı altında aynı insanlarca her zaman çiğnenmiştir. Tarih insan hakları için açılan sürekli savaşlarla doludur, sonunda kesin zafere bir türlü ulaşamadığımız savaşlarla. Ama böyle bir savaştan vazgeçmek insanlığın yıkımına yol açmak olur.

Bugün, insan hakları deyince, bireyin başka bireylere ya da devlete karşı korunmasını, çalışma hakkını ve emeğinin karşılığında uygun bir kazanç sağlama hakkını, tartışma ve öğretim özgürlüğünü, bireyin yurdunun yönetimine katılma hakkını anlıyoruz. Bu saydıklarımız, bugün, her ne kadar kâğıt üzerinde hak olarak tanınıyorlarsa da, aslında sömürülmeğe her zaman olduklarından daha elverişlidir. Bu da yasaların boşluklarını bilen bir takım kurnaz hukukçuların aracılığı ile sağlanıyor.

Ayrıca, insan hakları içinde, pek sözü edilmese bile, büyük önem kazanması kaçınılmaz olan bir hak daha var: Bireyin yanlış ya da zararlı saydığı eylemlere katılmama hakkı ve ödevi. Bunun en önemli örneği de askerlik hizmetine katılmayı reddetmektir. Öyle durumlar biliyorum ki, bu yüzden ahlâk anlayışı sağlam bir takım bireylerin devlet makamları ile aralarında anlaşmazlıklar çıkmıştır. Oysa Alman savaş suçlularının Nuremberg’deki duruşmaları sırasında suçların devlet buyruğu ile işlendiği gerekçesi ile bağışlanamıyacakları ilkesine inanılıyordu. Vicdan, yasalardan üstün sayılıyordu.

Günümüzde, daha çok siyasal inançlar ve tartışma özgürlüğü ile araştırma ve öğretim özgürlüğü uğrunda savaşılıyor. Komünizm korkusu yurdumuzu öbür ülkelerin gözünde gülünç düşüren bir takım siyasal davranışların benimsenmesine yol açtı. Siyasal üstünlük sağlamak için Komünizm korkusunu yayan iktidar hırsı ile gözü dönmüş politikacılara daha ne kadar göz yumacağız? Kimi zaman düşünüyorum da, insanlar alaycılık duygularını öylesine yitirmişler ki, Fransızların «Alaya almak öldürür,» sözünün bir anlamı kalmadığına inanıyorum nerdeyse.

“Dünyamıza Bakış” – (Çeviri: C. Çapan)