Ama biz hayatı bir 3. sayfa haberi gibi okumayı adeta şehvetle seviyoruz…

Her gün bir sürü güzel ve çirkin şey oluyor dünyada…

Biz daha çok EN ÇİRKİN olanı fark ediyor, ve onun haberini okumakta ve yaymakta garip bir anlam buluyoruz!

Her gün sosyal medyadaki ana sayfama göz atıyorum ve görüyorum ki, bir çok insan göze görünmesinden, ağza alınmasından en hoşlanılmayacak şeyleri, en çirkin detaylarıyla paylaşıp bir üstüne kendi çirkin duygularını – nefret,tiksinti, lanet, hakaret v.b. – ekleyerek yayıyor.

İnsanların olan bitene tepki duymaları ve bunu göstermeleri normal! Hatta bir tür kamuoyu yaratılması açısından da oldukça gerekli…

Ama biz hayatı bir 3. sayfa haberi gibi okumayı adeta şehvetle seviyoruz… Zira bu bakış açısı bize, birilerinin çektiği acı üzerinden, ”bi tuhaf” kimlik geliştirmek fırsatını veriyor!

”Hayattan ve insanlardan neffffret ediyorum!” diye bağırma arzumuzu, bir başkasının yaşadığı bir olay üzerinden yansıtmak gibi, dolaylı bir dışa vurum çabasına dönüyor bazen böyle paylaşımlar…

İnsanların trajedilerini en acı detaylarıyla ortaya dökmek, etrafımızdaki insanlara ”Dünya çoook kötü bir yer ve aslında siz de EN AZ BENİM KADAR güvende değilsiniz!” demenin bir şekline bürünüyor…

Sanki derinde bir yerde, bizi terk eden sevgiliye, hiç bulunamayan gerçek aşka, asla yeterince kazanılamayan paraya, olmak istediklerimizle olduklarımız arasındaki bir türlü kapanmayan makasa duyduğumuz kızgınlığı, 3. sayfa tadında haber yayarak kusuyoruz…

Ama bu bizi, ne acılarını aktardığımız insanlar kadar şefkate muhtaç, ne de onlar kadar çaresiz yapıyor!

”Duyarlı insan primi” yaparak, kimseye reel bir faydamız olmuyor aslında! Sırf ”kötü” insanlara küfrettik ve onları şiddetle kınadık diye daha ”iyi ve yapıcı” olmuyoruz.

Dünyanın boktan bir yer olduğunu anıra anıra haykırmış olmak, dünyayı daha iyi bir yer yapmak konusundaki sorumluluğumuzu azaltmıyor!

”Ne yani fikrimizi söylemeyelim, sessiz mi kalalım?” diyenlere cevabım; Fikrimizi söylemek ve olumluya davet etmek ile umutsuzluk kusmak arasında fark var!

Hem zaten ne olması gerektiği hakkındaki fikrimizi söylediğimizde bile YETERİNCE iyi bir şey yapmış olmuyoruz!

Baktığınızda pek azımız, bu dünyaya katkıda bulunmakla ilgileniyoruz. Hatta çoğumuz ”çoooook kötü bir dünyada” yaşıyor olmamızı, duvara bir çivi çakmamak, bir ağaç dikmemek için bahane olarak öne sürüyoruz.

Oysa FAYDA, kötüyü ve kötülüğün uzantısı olan umutsuzluk duygusunu daha da fazla kişiye yaymakla değil, insanlara umut veren, güzelliği ilham eden, yardımcı bir el uzatan işler yapmakla olur.

SADECE, cart curt konuşmak yerine YAPTIKLARIMIZLA, ÜRETİKLERİMİZLE ÖRNEK olduğumuzda, bir katkıda bulunmuş oluyoruz hayata…

SADECE her şeye rağmen İNSAN GİBİ İNSAN olmaya çalıştığımızda, emektar, yapıcı, sevgi dolu, elinden geleni yapmaya hazır olduğumuzda – bir sürü insanın birbirine kıyarak var olmayan çalıştığı şu dünyada – anlamlı bir KARŞI DURUŞ sergilemiş oluyoruz.

GERİSİ BİLDİĞİN KAÇAK OYNAMAK… Sert mi oldu? Naapalım bugün de böyle..

kaynak: kendi halinde bir hayat gözlemcisi…