Aradığınız anneye şu an ulaşılamıyor..

Sadece bir süre, kısacık bir süre ulaşılamamak istiyorum diye ağlamaklı dolanan kadınlardansanız yazıyı okumaya devam edin. Diğerlerindenseniz, yani henüz ulaşılır olmanın dayanılmaz hazzı içinde olanlardan, yine de okuyun ileride lazım olacağına dair garanti veriyoruz.

Anne olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu mudur? Sanıyoruz mesele, kadının anne olmasından ziyade anneliğe hapsolmuş olmasıyla daha yakından ilişkili. Bu hapislik halinin süresi ve şiddeti ise içinde yaşadığımız sistemin kontrolünde, biraz kişiliğimize, biraz çocuğumuzun karakterine, eşimize, işimize ve tabii sosyal desteğimize bağlı olarak değişiyor.  Kimi bağlanmanın kaçınılmaz olduğu ilk yılın sonlarına doğru aralarken pencerelerini, kimi upuzun yıllara mahkum ediyor kendini. Aslında nerede kiminle büyürse büyüsün çocuk doğası gereği veriyor mesajını. İlk adımlarıyla birlikte “ben dışarıyı merak ediyorum anne, senden ötesini” demiş oluyor biraz da.  Giderken arada arkasına bakıyor, annesini de kollayarak uzaklaşıyor. Sağlıklı bir ilişkide anne ile bebeğin seyri de örtüşüyor. Anne de “of bir nefes alsam ben” diyerek kendini dışarı atmaya başlıyor aklı evde kala kala. Ayrılık da sevdaya dahil misali büyüyor anne de bebek de.

Peki ya ayrılamıyorlarsa? Yukarıda saydığımız pek çok değişkenin etkisiyle gelişebilecek bu durumda işte annelik, çekilmez hale geliyor. Kadının ev işleri, çocuk bakımı, varsa kendi işi arasındaki koşuşturmaları arasında bıkkınlığı çoğu kez görünmez oluyor. Çünkü en başta kadının kendisi anneliğinden bıkma hakkını görmüyor kendinde. Yüksek sesle söylemek bir tarafa kendi kendine itiraf etmekte bile zorlanıyor. Kız çocuğu olarak dünyaya geldiği gün itibariyle ruhunun en derinlerine işlenmiş olanlarla hesaplaşmak o kadar kolay değil çünkü. Hele ki “anneliğin kutsallığı” mitleriyle büyümüş bir kadınsa. Oysa bir insanın tek başına yüklendiği bu kadar yorucu ve uzun soluklu bir işten sıkılmaması mümkün müdür? Küçük bir çocuk bile olsa karşısındaki, nefes aldırmazsanız o insana tükenir. Sadece fiziksel bir dinlenmeden değil ruhsal bir kaçıştan da bahsediyoruz. Başka bir canlının tüm yaşam sorumluluğunu üzerine almak. Başına gelebilecek her şeyi önceden hesap etmek, onun için hep en iyisini düşünmek. Ne zahmetli, ne zor bir iş.

Gebeliğin aslında bol bulantılı, kasılmalı, ödemli bir çeşit hastalık hali olduğunu anladığında başlar pek çok kadının hayal kırıklığı. Kendisine defalarca anlatılan bebeğini kucağına alacağı o tarifsiz, mucizevi ana odaklanarak baş eder durumla. O gün gelip çattığında ise yaşanan en tanıdık duygu sıklıkla kaygı olur. Kandırılan taze annenin dramı da başlamış olur böylece.  Ya meme başı küçüktür, ya sütü yoktur. Uyumuyordur da çocuk sabaha kadar. Gazı vardır ya da dişi çıkıyordur. Beceremiyordur bir bebeği yatıştırmayı. Kendisini pijama dışında bir giysiyle görmeyeli aylar olmuştur. O da emzirmeyi kolaylaştıran cinsten, en bolundan, en berbatından. Tuvaletin kapısını kapatabilmek bir lüks, şöyle içi geçince tasasız uyuyakalmak ise uzak bir fantezi. İlk günlerde şevkati eksik olmayan en iyisinden eş bile yavaştan kaytarmaya başlamıştır.Tabii ki bunlar öncesinde az biraz kadın olmuş, muhtemel kentli eğitimli kadının başına geliyordur. Ötekilerin ise bunlar için üzülmeye vakti de hakkı da olmuyordur.

Hal böyle olunca ya isyan başlar ya depresyon annede. Ya da belki ikisinden de koruyan bir güzelleme, tam bir teslimiyet hali. En sıkıcısı ve tehlikelisi de bu. Tam da düzenin istediği türden. Daha çok, daha çok, en anne olma hali. “Baby shower” lardan tutun da en gösterişli doğum günlerine kadar anneliğin parayla satın alınabilen en şatafatlısı. En marka giysiler, en popüler oyuncaklar, her türlü kurs etkinlik.  Bitmek bilmeyen bir telaş, bir koşturmaca. Başka bir uçta ise çocuğun yediklerini gramla hesaplayan organik çılgını kaygılı anne modeli.

Çocuk büyütme işinde yalnız bırakıldığı sürece anne babalar, öyle ya da böyle sürecek hapislik. Yediğinden giydiğine, sağlığından eğitimine satın alabildiğiniz kadar olacak çocuğunuz. Bu sıkışmışlık içinde hep bir yedeğim olsa hayali kuracak anneler, hatta bir operatör sesi düşleyecek. Aradığınız anneye şu an ulaşılamıyor. Bip bip biiiip.

Anne, baba, kadın ya da erkek olmanın ötesinde insan olabildiğimiz, en temel yaşamsal ihtiyaçlarımızı satın almak zorunda kalmadığımız bir dünya mümkün. Çocuklarımızın sadece çocuk olmanın getirdiği mutlulukla özgürleşecekleri bir dünya. Bize dayatılanı kabul ettiğimiz, insanca yaşamanın mücadelesini vermediğimiz sürece yarışmaya devam edecek anneliğimiz ve kaybeden hep çocuklarımız olacak.

kaynak: http://haber.sol.org.tr/