Araştırmalar kalbin insan zekasının önemli bir merkezi olduğunu kanıtlıyor

“Kalbimizle düşünmek fikri artık sadece bir metafor değil, aslında, çok gerçek bir olgudur. Araştırmalar kalbin insan zekasının önemli bir merkezi olduğunu kanıtlıyor” Guru Joseph Pearce

Sekiz asır evvel Mevlânâ’nın “Bu beden ülkesinin padişahı akıl değil kalptir” ifadesi ile yakın zamanlardaki Nörokardioloji biliminin kalbin duyusal ve “bilgi“yi alıp, işleyen çok gelişmiş bir organ ve bir merkez olduğunu göstermesi ne kadar da örtüşmektedir

Dr. Armour ve Dr. Ardell, kalpte merkezi sinir sisteminden bağımsız, öğrenme, bilgi işleme, hatırlamaa ve anlama gibi işlevlerle donatılmış küçük bir beyin gibi olan bir nöron ağını bulmalarını takiben bu konuda ilk keşfedilen kalbin natriüretik faktör denilen bir hormon salgılamasıdır.

Kalbin kulakçık kasları tarafından yapılan ve salgılanan bu hormon; kan hacminin ayarlanmasında, idrar söktürücü, damar genişletici ve kan basıncının düşürülmesinde önemli rol oynamaktadır.

Nörobilimciler, kalpte sadece 40.000 sinir hücresi (nöron) olduğunu ve kalbin bağımsız bir sinir sistemine sahip olmasından dolayı kalbi “kalpteki beyin” diye adlandırıldığını belirtmekteler.

Kalpteki bu nöron hücreleri hem beyinle iletişim kuruyor hem de kalbin faaliyetlerini düzenliyordu. Böylece kalpten beyne ve beyinden kalbe bilgi akışı gerçekleşiyordu.

Araştırmalar, kalpten beyne gönderilen bilgi miktarının, beyinden kalbe gönderilenden daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.

Kalbin, beyinle 4 farklı yol üzerinden iletişim kurduğu ortaya konuldu;

1) Sinirler (nörolojik yol)

2) Hormonlar ve nörotransmitterler (biyokimyevi yol)

3) Kan basıncının oluşturduğu nabız dalgaları (biyofıziksel yol),

4) Elektromanyetik alanların karşılıklı etkileşimi (ego/nefs hareketi)

—————————————————————————————

Kalpte üretilen biyoelektromanyetik sahalar, insan kalbinden yaklaşık 50-70 cm mesafeden SQUID (Süper İletken Kuantum İnterference Cihazı) tabanlı magnetometreler ile ölçülebilmektedir.

(Hatta kalbin elektromanyetik gücünün beynin elektromanyetik gücünden 5000 kat daha fazla olduğu ifade edildiği artık sıradan bir bilgidir)

Dolayısıyla kalpten yayılan bu çok güçlü elektromanyetik yayılım dokular tarafından emilerek kolayca yok edilemez ve kalbin ritmik aktivitesi ile üretilen kan basıncı, ses basıncı ve elektromanyetik dalgalardaki değişiklikler, vücuttaki her organ ve hücre tarafından algılanmaktadır.

Kalpte oluşturulan bu elektromanyetik enerji, sadece bedenin her tarafına iletilmekle kalmaz, aynı zamanda o enerjinin yayılma sahası içinde bulunan kişiler tarafından da hissedilebilir

(Rusya ve Orta Asya ülkelerinde bu elektromanyetik enerji “aura” olarak bilinir ve Kirlian fotoğrafçılığı tekniğiyle açıkça gösterilebilmektedir).

Bütün bu tespitler, kalp pompalaması yanında, kalbe bedenin tamamında tesirli eş-zamanlılığı (uyum ve ritm bütünlüğünü) tanzim edici sinyal merkezi olarak da vazife verildiğini göstermektedir.

Her bir kalb atışı sadece kanı pompalamakla kalmaz; aynı zamanda bütün vücuda kan basıncıyla, nörolojik, hormonal ve elektromanyetik yollarla bilgi gönderir ve ondan aynı yollarla bilgi alır.

Kalbin içindeki sinir sistemi ya da “kalp beyni”, beynin serebral kortexinden bağımsız öğrenme, hatırlama, işlevsel kararlar alabilme fonksiyonlarına sahiptir.

Beyin ile bağlantılı çalışan kalb, beyne hangi endorfini ve hormonları salgılaması gerektiğini bildiren organdır.

Beynimiz bağımsız hareket etmiyor, gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor. Bütün bilgileri dağıtan organ kalbimizdir.

Bunun da ötesinde, pek çok deney göstermektedir ki;

Kalp üst beyin merkezlerini (algı, idrak, duygusal işlem) etkilemek için beyne sürekli olarak sinyaller yollar.

Kalbin beyin ve vücud ile kurduğu yoğun nöral iletişimine ek olarak, kalp elektromanyetik etkileşim vasıtasıyla beyinle ve beyin vasıtasıyla da tüm vücud ile bilgi aktarımı, iletişimi içerisindedir.

Araştırmaların devamında bütün bilgilerin duygular aracılığıyla iletildiği bulunuyor. Duygularımız, beynimizin ve diğer organlarımızın o an neye ihtiyacı olduğunu biliyor.

Bununla da kalmayıp elektromanyetik alanının, sadece duygularımız tarafından oluşturulmadığı, buna kanaat ve düşüncelerimizi de eklememiz gerektiği bu araştırmaların devamında anlaşıldı.

Kalbimiz düşünce ve duygularımızı elektromanyetik alan oluşturan bir tür aracı olarak hizmet eder.

Vücudumuzla sınırlı kalmayan bu manyetik alan bizi kuşatır ve her şeyle iletişim halindedir. İnançlarımız kalbimizin yaydığı bu enerji ile dünya ile bir etkilemiş halindedir. Kalbimiz inançlarımızı, duygu ve düşüncelerimizi, bir titreşime dönüştürür ve iletir.

Kalp, vücudun en güçlü ve geniş kapsamlı elektro manyetik alanını üretir. Beynin ürettiği elektromanyetik alanla kıyaslandığında kalp beynin ürettiğinden 60 kat daha geniş kapsama ve her hücreye nüfus etme özelliğine sahiptir.

Kalbin elektromanyetik alanındaki bilgiyi, başka bir deyişle kodlamayı anlamaya çalışıyor. HeartMath Enstitüsü yöneticilerinden Dr. Rollin McCraty şöyle söylülyor.

“Kalbin beyne gönderdiği sinyallerdeki düzen, beynin performansını derinden etkiliyor. Eğer sinyaller düzenli ise kavrama, düzgün düşünebilme, iyi karar verme gibi işlevler kolaylaşıyor. Aksi durumda zorlaşıyor.” Öfke, ümitsizlik, panik gibi hisler kalp atışlarında düzensizliğe sebep oluyor.

Kalbin elekromanyetik alanının, tüm vücudun global ve senkronize (toplu-uyum) bir şekilde işlemesine yönelik “bilgi sinyalleri taşıyıcısı” şeklinde faaliyet gösterdiğini düşünmekteyiz.

Bu durumu daha dikkatle incelersek, kalp atışının yaydığı enerji dalgaları, kalpten tüm vücuda yayılmakta ve tüm organ ve diğer yapılarla etkileşime girmektedir. Bu dalgalar, tüm vücutta meydana gelen özellikleri ve hareketliliği enerji dalga yapılı kalıplarda kodlar ve kaydederler.

Bu yolla kodlanan bilgi yani kalbin yaydığı dalgaların okuduğu bilgi, bedeni okuyup kodaladıktan sonra bedene yönelik bedensel faaliyetlere yön vermekte ve bu faaliyetlerin bir bütünlük içinde uyumlu bir şekilde gerçekleşmesini sağlamaktadır.

Dr. McCarty, kalbin elektromanyetik alanının insanının duygusal durumuna ilişkin bilgiyi vücuda ilettiğini söylüyor. Kalp ritminin düzenliliği arttığında bağışıklık sistemi güçleniyor, stres hormonu düzeyi azalıyor, tansiyon düşüyor ve insanın zihni açık oluyor. Yalnızca, minnettarlık hissettiğimiz bir anı hatırlayarak kalp ritmimizin düzenliliğini artırabileceğimiz belirtiliyor.

McCraty şöyle diyor:”Dikkatinizi takdir, şefkat gibi olumlu bir duyguya yönlendirirseniz ya da düşüncelerinizi çok değer verdiğiniz bir hatıranızda yoğunlaştırırsanız kalp ritminiz anında değişir.”

Ayrıca yeni bilgiler göstermektedir ki; kalbin alanı doğrudan “sezgisel” algılamayı içermektedir.

Deneysel çalışmalardan elde edilen bulgulara göre, hem beyin hem de kalp gelecekte olacak bir olayı, o olay olmadan önce bilgisini alıp ve cevap verebilmektedir.

Daha da şaşırtıcı olanı, kalbin beyinden daha önce bu “sezgisel” bilgiyi algılamasıdır. Bu belki de kalbin beyne göre daha geniş olan elektromanyetik alanının uzay ve zaman içerisinde, “öte” diyebileceğimiz noktadaki bilgileri kapsayan daha latif enerji alanı ile girdiği etkileşimi ile olabilmektedir.

Buraya da bakabilirsiniz; http://www.heartmath.org

Kalp anne karnındaki ilk atışı ile içinde bulunduğu “vücud” adlı sistemi okumaya başlar, ve okuduğu bilgileri de nöronlar vasıtası ile beyne aktarır.

Nöronların bir özelliği olan ayna nöron fonksiyonu ile de kendindeki bilgileri aynı ile beyne iletebilmektedir. Ancak burada beynin her ne kadar da manyetik alanının kalp kadar güçlü olmasa da üretttiği çok özel dalga yapısını unutmamak gerekmektedir.

“Ruh” adlı bu hologramik mikrodalga yapı, beynin ürettiği bir yapıdır. “Vücut” adlı sistemi okuyup, bedenin tüm bilgilerini kodlayan ve kaydeden kalp, bu bilgileri sadece beyne değil, ayrıca tüm vücuda iletmektedir.

Bu nokta da beyin, ya bu bilgileri ayna nöron fonksiyonu doğrultusunda aynıyla işleme koyup, basit anlamda bedensel faaliyetler doğrultusunda işlem görüp ve bunu aynı şekilde hologramik mikrodalga yapıya yükleyecek, ya da sadece bedene yönelik bilgileri alıp kullanmayacak, kalbi ve onun kapsama alnınının genişliğinden yaralanarak “sezgisel” okuyuşu kullanarak, kendindeki sonsuz özellikleri ortaya çıkaracaktır.

*Kısacası artık analitik zihinlerimizden ziyade kalp boyutunda yaşamayı mutlaka öğrenmemiz gerekiyor.  Bilim de bunu söylüyor

kaynak: hülya reis