Aşırı cilveli? Aşırı verimli? Akademide “doğru tür”den bir kadın olmak zor

Bir konferanstayken, akademiden bir meslektaşım bana “Seninle bu oturuma katılmak istemezdim,” dedi. Burada, C.C. diye adlandıracağım bu meslektaşımla bundan önce de İngiltere’nin pek çok başka kentinde pek çok başka konferansa katılmıştım. İngiltere’de uzun süre de kalmamıştım aslında ama, sanırım her etkinliğine aynı katılımcı grubunu davet eden görece dar bir alanda çalışıyorsanız, böyle olması normal.

Öncelikle, C.C.’nin söylediği şeyden dolayı kafam karıştı.

“Fakat C.C.” dedim, “önceden de bir panel için beraber çalışmıştık. Araştırma alanlarımızı da düşünürsek pek çok ortak noktamız var. Benimle panele katılmayı istememenin sebebi ne?”

“Senin de olduğun bir panele katılmayacağımı söylemedim,” dedi. “Aslında, herhangi bir proje üzerinde seninle birlikte çalışmak istemezdim demek istedim. Seninle işbirliği yapmak istemezdim”.

Yetersiz olduğumu mu düşünmüştü? Kendisi kıdemli bir akademisyendi; bense tam zamanlı bile çalışmayan bir okutmandım.

“Öyleyse neden?” diye sordum mutsuz bir ifadeyle.

“Çalışamam. Eşim seni bir tehdit olarak görüyor,” diye cevapladı. “Senin benimle flört ettiğini düşünüyor.”

İşte bu hiç tahmin etmediğim bir cevaptı.

Yaptırdığım alt çene estetiğinden dolayı, diye düşündüm. Tamam, sakin ol, dedim kendi kendime. Benimle hiç tanışmamış bir kadının bu şekilde düşünmesi için bir nedeni olmalıydı. C.C.’nin  ona anlattığı bir şey, kocasını tuzağa düşürmeyi amaçladığımı düşündürmüş olabilirdi ona.

Belki de sebebi…

Belki de çok fazla gülümsediğimdendir. Bu, genellikle İngiliz ölçüleri dışında olan dişlerime dair iltifatların yanında sık sık duyduğum bir yorumdur.

Belki de her zaman usturuplu olmamamdandır. (Örneğin, 36 haftalık hamile iken, rutin bir doktor kontrolümde, 6 cm’lik bir açıklığın olduğunu fark ettik. Altı! Neredeyse düşük yapacağım bir bebekle ortalıkta dolanıyordum. Hayretler içinde kalmıştım ve bu durumu Facebook’ta paylaştım. Zavallı annem beni aradı ve şunu söyledi: “Lüften bildirini geri alır mısın? Bütün arkadaşlarım senin vajinanı sormak için beni arıyor.”)

Belki de insanları sevdiğimde bunu açıkça göstermemdir sebebi. Hatta “Hey, sana kanım ısındı” bile diyebiliyorum insanlara. Onları ararım; önemli sebepler olmaksızın mesaj atarım. Geldiğim yerde, bunun adı açıklık ve dürüstlüktür. Fakat burada, İngiltere’de, bu davranış çok tuhaf karşılanıyor. Bu yüzden meslektaşımın açıklaması hakkında düşündüğüm şey, bu açıklamanın ne kadar da gülünç olduğu. O anda bir kahkaha attım, dolayısıyla. Bunun ne kadar saçma olduğunu ifade ettim. Ayrılırken, C.C. uğurlamak için sarıldı ve ben de her şeyin yolunda olduğunu düşündüm.

Sonra da düşünmeden konuşmuş olabileceğimden endişelendim. Belki de bu, gerçekten evliliğinde ciddi bir sorun oluşturuyordu. Bu sebeple, o gece, Messenger üzerinden özür diledim. Cevap yoktu. Sonraki gün ailesini ikna etmiş olacağını düşünerek tekrar yazdım. Yine cevap yoktu.

Kafam karışmıştı, incinmiş ve şaşırmıştım. Arkadaş değil miydik artık?

Bu konuşmanın sonunda sadece kişisel anlamda incinmemiştim, bu durum beni akademik anlamda da etkilemişti elbette. Bu kişi benim çalışma yaptığım alana dair gerçekleştirilen organizasyonları destekleyen kıdemli bir akademisyendi. Araştırmalarımı kayda değer bulmuş ve saygın bir editörle temas halinde olmam için beni önermişti.

Akademide kendimi geliştirmeme yardımcı da olabilirdi; kariyerimi ciddi anlamda zedeleyebilirdi de. Bunun muhtemel sebebi ise gülümsemem ve açık olmam, onun huzurunda iken her kelimemi sansürlememem, mesleki irtibatımızın yanında ona arkadaş gibi de davranmam.

Şaşırmamalıydım. Zira, bu kıdemli akademisyenin geçtiğimiz iki yıl boyunca dile getirdiği, kök salmış cinsiyetçi düşüncelerinden bir demet ile bir liste bile yapabilirim. Örneğin:

“Eğer bu (yarı zamanlı, düşük statülü) işi alırsan, iş bitene dek ayrılmayacağına dair senden söz almamız gerek. Yoksa, tabi ki (üstün başarılı) kocan başka bir yerde sana daha iyi bir iş bulabilir!”

“Tim Hunt mı? Pek de büyük bir mesele değil. Sadece cinsiyetçilik; bu bir ırkçılık meselesi gibi değil neticede.”

Özgeçmişin güzel duruyor, fakat problem şu ki çok çocuğun var!

Bu yorumlar ekseriyetle, kariyerimi desteklemiş olan erkekler tarafından yapıldı. Fakat söyledikleri şey daha büyük bir resme işaret ediyor: fenni kadınlar iş gücü mevzu bahis olduğunda erkeklerden daha önemsiz olarak kategorilendiriliyor; cinsiyetçiliğin “pek de büyük bir mesele olmadığı” düşünülüyor; kadının çok çocuğunun olması, iyi bir kariyer yapmasını engelliyor.

Bir keresinde, üniversitemdeki bir erkek meslektaşıma “Bence akademi bu konuda daha cinsiyetçi” demiştim, çekinerek. “Bu doğru değil” diye yanıtlamıştı. “Sen ABD’deki, tecavüz kültürünü görmüşsün. Buradaki ufak çaplı olaylarla onu nasıl kıyarlarsın?”

“Ufak çaplı olaylar”ın geniş çaplı etkileri var. Cinsiyetçilik çeşitli biçimlerde ortaya çıkar. Diğer pek çok sektördeki emsalleri gibi akademide de erkeklere dokunmaz, onlar hala patrondur.

Yazar: Academics Anonymous
Çevirmen: Müleyke Barutçu
Kaynak: The Guardian