Aslan Kadını- Balkonların Kraliçesi

Doğa belgesellerine meraklıysanız ve aslanlar ile ilgili belgesellerde denk gelmişseniz aslında çoğu işi dişi aslanların yaptığını ve erkek aslanın çoğu zaman miskin yattığını görüp şaşırmış olabilirsiniz. Aslan burcunun erkeği nasıl bilmiyorum ama birçok diğer burçtan erkekle ilişkimde günlük hayatta ve yatakta dominant olan genelde ben olmuşumdur. Bunu yaparken de dikte etmek yerine, yönlendirmenin gücü ile yapmayı biraz olgunlaşıp, otuzlu yaşlara gelince öğrendim. Yönlendirme için kah fiziksel cazibemi, kah kararlı duruşumu ve bazen de dişiliğimi kullandım. Oturup surat asmak, kapris yapmaksa bana göre değil hiç bir zaman. Belki de bu yüzden hep erkek arkadaşlarımın gözdesi oldum.

Sevgililerim üzerinde etkimi ilk gördüğüm yıl üniversite son sınıfta iken ailem ile yaptığım son tatildi. Tatil için memur olan ailemin çalıştığı kamu kampındaydık. Benden bir yaş büyük olan sevgilim Gökhan, başarı ile geçtiği sınavlar sonucunda bir danışmanlık firmasında gelecek hafta işe başlayacaktı. Önümüzdeki bir yıl tatil yapamayacağı için erkek arkadaşları ile Bodrum’da tatil yapmamak için yola çıktı. Biraz kıskandığımdan biraz da onla tatil yapmak istediğimden telefonla konuşurken ona bikinimin nasıl s*ksi durduğunu, güneşte yanınca tenimin ne kadar çekici olduğunu, hatta kızlarla denizde ki salda nasıl üstsüz güneşlendiğimizi ballandıra ballandıra anlatıyordum. Yanım da olsa belki de artık cinsellikte de son noktaya gelip, tam olarak beraber olabileceğimize yönelik imalarda bulunuyordum. Aslında bu, sadece içi boş bir sözdü. Evleneceğim erkeğe saklamak gibi bir düşüncem yoktu ama hem bu cesarete sahip değildim hem de bu bir gün olacak ise kendimi çok daha özel hissedeceğim bir ortamda olmasını isterdim.

Henüz 2000’li yılların başında olduğumuz için cep telefonları bu kadar yaygınlaşmamıştı. Gökhan’ın cep telefonu vardı ama benim yoktu ve arama dışındaki tek fonksiyon SMS atmaktı. Bazen kontörlü telefondan bazen de kuzenimin telefonundan yaptığım kışkırtmalara dayanamayan Gökhan, üçüncü gün arkadaşları ile tatilini kesip yanıma geldi.

Yalnız küçük bir sorun vardı; ailemle olduğum ve kamu kampında olduğumuz için benim kaldığım tesiste kalamazdı. Bu nedenle yakınlarda ki bir pansiyonda kalacak ve kuzenime aşık Murat ağabeyin kuzeni olarak tanıtıp, kampa girmesini sağlayacaktık.

Plan ilk üç gün fena gitmedi. Gündüzleri plajda takılıyor, denizde çaktırmadan birbirimize dokunuyorduk. Deniz ve güneş içimizdeki tutkuları ateşliyor, boş vaadimi ciddi ciddi gerçekleştirmeyi düşündürüyordu. Geceleri ise grup olarak sahile iniyor yürüyüş bahanesi ile uzaklaşıp kısa süreler ile kuytularda oynaşıyorduk. Hatta bir sefer onu sözlerim ve dokunuşlarım ile onu öylesine gaza getirmiş ki şortunun içinden ellerimi sokup, biraz dokunduktan sonra elime boşalmıştı. Bense külotumdan ötesine geçmesine izin vermiyordum ama onun boşalmasından hemen sonra, parmaklarının klit*risime üsten dokunuşları ile gururla karışık bir org*zm yaşamıştım. Sanırım o an Gökhan birlikte olmak istese, her şeye rağmen onu içime alırdım.

İlk üç gün rüya gibi geçmişti ama ailem birden ortaya çıkan bu delikanlıya gösterdiğim samimiyetten ve muhtemelen kulaklarına gelen dedikodulardan şüphelenmeye başlamışlardı. Dördüncü gün ve beşinci gün, beni günübirlik turlarına zorla katılar. Zavallı Gökhan benim olmadığım bir ortamda benim arkadaşlarım ile takılıyor veya deniz kıyısında uyuyordu. Yine de akşam geçirdiğimiz iki-üç saat bize yetiyordu. Altıncı gün pansiyon sahibi büyük bir müşteri grubunun geleceğini bahane ederek Gökhan’ı çıkmaya zorladı. O gece Gökhan Murat ağabeyin arabasında yatmak zorunda kaldıktan sonra gerisin geriye arkadaşlarının yanına döndü. Ben ona döndüğü için kızgındım, o ise verdiğim sözleri tutmadığım ve kendisini zor durumlara düşürdüğüm için bana kızgındı.

Bir daha hiç o kadar yakın olamadık. Yaz bitikten yaklaşık iki-üç ay sonra onun yoğun çalışma temposu ve seyahatleri, benim okulu uzatmadan bitirme çabam nedeniyle görüşemez olup ayrıldık.

Bense bekâretimi mastır için yurt dışında okuduğum bir dönem arkadaşlar ile çok içtiğimiz bir gece kaybettim. Jurgen’e 24 yaşında hala bakire olduğu söylemeye utandığım ve sonrasında hayır diyemeyecek kadar sarhoş olduğum için hiç hayal etmediğim bir şekilde oluverdi.

Canım pek yanmamıştı ve pek de kanamamıştı. Jurgen durumu fark edince elinden geldiği kadar hassas davranmıştı ama yine çok üzerinde durmamıştı. Özel kişi ile özel ortamda mesela Verona’da Romeo ve Julyet’in evini ziyaret ettikten sonra şık bir otelde yaşayacağımı düşündüğüm bir deneyim sıradan bir şekilde bir yurt odasında olup bitmişti. Önce biraz tedirgin olsam da sonra kendimi rahatlamış ve kadınlığının önündeki engeller kaldırılmış olarak hissettim.

Aradan yıllar ve sevgililer geçti. Gökhan bir dönem yurt dışında yaşadıktan sonra yine sık sık yurt dışına gittiği bir yönetici pozisyonu ile Türkiye’de çalışmaya başladı.  Her şeye rağmen dost kalmayı başarmıştık, ortak arkadaşlar aracılığı ile selam gönderip almayı, Facebook çıktıktan sonra da paylaştıklarımızı “like” etme ve yorum yazmaya çevirdik. Zor zor da olsa 2-3 defa yüz yüze görüştük ve cep numaralarımızı aldık.

Çalıştığım şirketin yıllık yönetici toplantısı organizasyonu o sene Gümüldür ’de bir tesiste yapılacaktı. En son Gümüldür’ e yedi yıl önce kampa gittiğimde gitmiştim.  Tesisin kapasından girince daha en baştan yol ve çevre tanıdık gelmişti ama o tek veya iki katlı evlerin yerlerini şık villa tarzı binalar almıştı. Hala yeşil olsa da birçok alanda ağaçlık bölgeler kalmamıştı. Mevsim neredeyse kışa döndüğü için yapraklarını döken ağaçlar bu daha da fazla açık ediyordu. Yarın başlayacak organizasyon işleri nedeniyle bir gün önce gitmiştik. Bu akşam ve yarın sabah ve en çok da ertesi gün hayli yoğun olacaktı.

Facebook’da “7 yıl sonra aynı yerde” diye resimli bir gönderi paylaştım. Aradan iki saat geçmişti ki Gökhan altına “Gerçekten Gümüldür mü orası” diye yorum yazdı. Evet diye yazıp geçe bilirdim ama muzurluk damarı veya içimdeki oyuncu dişi aslan uyanmıştı. Gökhan ile beraber yüzdüğümüz, güneşlendiğimiz ve oynaştığımız sahil önümde uzanıyordu.

Telefonumu alıp Gökhan’ın numarasını çevirdim. Selamlaşma, hal hatır sorma kısmından sonra kampın ne kadar değiştiğini sordu. Sahilin aynen durduğunu, bungalov tarzı evlerin artık villa haline geldiğini ve bazı ağaçlık alanlara yeni tesisler yapıldığını konuştuk.

-Keşke o basit ama doğal haliyle kalabilseydi, hatta günlere geri dönseydik” diye yanıtladı.

Ben de “-Hiçbir şeyi keşkeler ile değiştirme şansımız yok, ben de keşke o gecelerden birin de senle beraber olsaydım diye düşünüyorum ” diye yanıtladım.

Ağzımdan nasıl çıktığına şaşırmıştım ama gerçekten de şimdiki aklım olsa o kadar düşünmez, Gökhan ile beraber olurdum. Daha sonra ki yıllarda sevgilim olmadığı ve hormonlarımın tavan yaptığı zamanlarda Gökhan ile sevişmenin nasıl olacağını hayal etmişliğim vardı.

Bütün bunlar ışık hızıyla zihnimden geçerken, hattın diğer ucunda Gökhan’ın sesi ile gerçek dünya döndüm. Zihnimden geçenleri duymuş gibi

“-Ya geçmişe geri dönmeyi ya da ışınlanmayı öğrenmeliyim o zaman” diye yanıt verdi. Ben de en cilveli halimle;

“-Işınlanmaya gerek yok uçak ile İzmir bir saat, sonrası da bir saat” diyerek yanıtladım.

Artık açılmıştım “-Hem belki olgun ben, genç benden daha isteklidir” diye de üstüne ekledim.

“-Sen hep söz verip sonra vazgeçiyorsun, şimdi de vazgeçerdin” diyerek geçmişi hatırlatan bir kapak yaptı.

İşte şimdi içimdeki aslanı harekete geçirmişti. “-Sen de o kadar cesursan gel de gör” diye yanıtladım.

Konuşmanın temposu böyle sürerse ya kavga edecektik ya da açıkça gel sevişmek için seni bekliyorum diye itirafta bulunacaktım. İşi şakaya vurarak biraz tansiyonu düşürdüm. “Konuşmak güzeldi, dönünce mutlaka görüşelim” diye konuşmayı sonlandırdım.

Gün boyu organizasyon işleri ile uğraştım, akşama doğru gelenler artmıştı. O da arkadaşım da gelmişti. Tam yatmaya hazırlanıyordum ki telefonum çaldı. Arayan Gökhan’dı “İzmir hava alanından çıktım ve oraya geliyorum, ya bana orada bir yer ayarla ya da başka bir tesise gidelim” diyerek telefonu kapattı. Şaka yaptığını düşünerek geri aradım ama telefonu açmayıp, konum attı. Gerçekten de yarım saatlik yoldaydı.

Organizasyon işleri ve oda arkadaşım nedeniyle başka bir yere gitmem zordu ayrıca çevredeki otellerin çoğu kapalıydı. Otel şirketimizin organizasyonu için kapatıldığından onu içeri almanın bir yolunu bulmalıydım. Geri arayıp tesisin dışında benimle buluşması istedim böylece arabam ile onu içeri soka bilecektim. Kamptan önceki kavşakta buluştuk. Yarı şakı yarı ciddi;

“- Bana gel de gör demeyecektin” diye takıldı.

Ben de “-Geçen seferin aksine sözümü tutacağıma nasıl güveniyorsun?” diye sordum. Cevap oldukça tahrik ediciydi

“-Senin ne istediğini bilen, şehvet dolu sesini her zaman tanırım” şeklindeydi. “-Ayrıca yarın sabah zaten yurt dışına uçacaktım, buradan sabah erken bağlantılı bir uçak ile döneceğim.”

Birkaç saat benle geçirmek için katlandığı onca zahmet gururumu okşamış, sözleri ve onla tekrar ama ilk defa tam anlamıyla sevişme fikri beni tahrik etmişti. Radyo’da ikimizin de sevdiği Leanord Cohen’in  “A Thousand Kisses Deep” şarkısı çalıyordu ve tam da o andaki sözleri bize uyuyordu. “-Maybe I had miles to drive, and promises to keep- *Belki gideceğim miller ve tutacağım sözlerim var”

Arabasını dışarıda park edip, benim arabamla otele girdik. Oda arkadaşım olduğu ve her an odaya gelebileceği için benim odam olmazdı. Resepsiyondan geç geleceğini bildiğim bir yöneticimizin odasının anahtarını bir şeyler koyma bahanesi ile aldım. Bahanenin gerçek olması için odamdan program ile hazırladığımız setlerden birini aldım. Bu süre içinde bahçede bekliyordu. Ona uzaktan şöyle bir baktım. Saçları kırlaşmıştı ve seyahatler ile geçen düzensiz yaşantısı atletik vücuduna hafif bir göbek eklemişti. Ama hala yüzünde beni hep etkileyen tek yanağında gamze yaratan gülümsemesi vardı.

Aldığım anahtar ile yöneticiye ayrılmış odaya girdim. Süit olmasa da içinde oturma grubunun da bulunduğu büyük bir odaydı. Telaş ve şaşkınlıktan birbirimize sarılma fırsatımız bile olmamıştı. Koltuğa oturmadan bir birilerimizin vücudundaki tüm hat ve çıkıntıları hissedecek kadar sıkı sarıldık. P*nisini hafiften hissetmiştim ama o gençlik yıllarındaki gibi en ufak dokunuşumdan sertleşen bir p*nis beklemek galiba ona haksızlık olurdu. Ama yine de muzurluk yapıp dudağının kenarına kondurduğum kaçamak öpücüğün bir benzerini boynunda tam kulağının altına kondurdum. Kimin avcı olduğu belli olmasa da s*ksi av için ilk adım atılmıştı.

Kanepede dip dibe oturup standart hal hatır laflarını söyledikten sonra en önemli soruyu sordum. “-Böyle bir sürpriz yapacağını beklemiyordum, şaşırdım ve sevindim ama seni buraya ne getirdi?” içimden de bu kadar direkt sorduğum için kendime kızıyordum.

Sakince ve yüzüne o gülümsemesini koyarak “-Sen getirdin tabii ki, bana verip tutmadığın sözün vardı. Telefonda ki sesin çok blöf yapan bir kızdan çok ne istediği bilen bir kadına aitti. Ben de o kadının yanına geldim”. Sözleri ruhumu okşamıştı. Yine de başka biri için ayrılmış odada olmanın verdiği huzursuzluk alttan alta kendini hissettiriyordu.

Artık kanepede yan yana oturuyorduk, dizlerimiz birbirine değiyordu. Onun bir eli dizlerimin üzerindeydi. Artık bu liseli kız halimden çıkmalıydım, üstelik odanın sahibi yönetici, her an otele gelebilirdi. Gömleğinin açık üst düğmesinden gözüken dövmeyi görme bahanesi ile elimi gömleğinden içeri soktum. Bir yanda da davetkar biçimde dizlerim ayırıp, elinin yukarı çıkması için yolu gösteriyordum. Ben onun göğsünü okşarken, o da elini yavaşça dizlerimden bacaklarımın içine kaydırmaya başladı. Üzerimdeki desenli külotlu çorap bacaklarıma s*ksi bir kayganlık sağlarken onun elinin sıcaklığını hissetmemi ve sonraki adımlarımı engelliyordu.

Sıcakladığımı bahane ederek külotlu çorabımı çıkardım. Böylece ona bacaklarımı hatta hafiften s*ksi iç çamaşırımı göreceği ufak bir kaçamak şov sunmuş oldum. Artık harekete geçmesini bekliyordum ama o çıplak bacaklarımı okşamaktan öteye geçmiyordu.

Koltuktaki saçlarımı görünce bir anda irkildim. Vaktimiz olsa da bu oda yeni temizlenmişti ve yaptıklarımızdan sonra bırakacağımız her iz görünür olacaktı. Artık bir dişi aslan gibi kontrolü almalıydım. Önce kocaman ve ateşli bir öpücük kondurdum dudaklarına. O da, alt dudağımı emen bir öpücük ile karşılık verdi.

Odanın kocaman balkonu ve balkondaki şezlongları gözüme kestirmiştim. Elinden tutup ayağa kaldırdım, dolaptan battaniyeyi aldım. Balkona çıkarken her ihtimale karşı zaman kazanmak için perdeleri kapattım. Battaniyenin altında tek kişilik şezlongda dip dibe, yüz yüze bakar şekilde yatıyorduk ve yüzünde yine o tek gamzeli gülümsemesi vardı. Dayanamayıp gamzesinin üstüne bir öpücük kondurdum.

Kontrolü ile alarak pantolonun üst düğmesini açarak iç çamaşırın içine elimi soktum. Eskiden de olsa tanıdığım topraklardı buralar. Artık o da istek ile sertleşmiş ve p*nisinin başında o ilk ıslaklık oluşmuştu. O da buna elini bluzumun altından sokup göğsümü sutyenimin üzerinden okşayarak karşılık verdi. P*nisini okşayıp, daha da sertleştirip onu iyice isteklendirdikten sonra eteğimin ön kısmını kaldırıp p*nisinin başını külotumun üzerinden klit*risime sürtmeye başladım. Bu arada o da çoğu dantel olan sutyenimin kuplarından göğüslerimi çıkarmıştı. Sutyenim sadece artık alttan göğüslerimi tutan yarım çemberler haline gelmişti.  Delirtici bir şekilde uçlarını kâh okşuyor kâh sıkıştırıyordu.

Ben p*nisin külotum üzerinden de olsa sürtmeye devam ederken, önce bir elini kalçalarımın üzerine koyup beni kendine doğru çekmeye başladı, sonra külotumu tutup çekebildiği kadar aşağıya çekti. Artık klit*ris ve p*nis arada hiçbir engel olmadan buluşmuştu bu adeta balkonda Romeo ve Julyet’in buluşması gibiydi. Onlar buluşup birbirlerini okşadıkça birazdan olacak şey için ıslaklığım artıyordu. Daha önce olamayan olacak Julyet, Romeo’yu balkondan içeri alacaktı.

Ama önce Romeo’nun parmakları ile çaldığı tutkulu şarkı başladı. Bir parmağı klit*risimin üzerinde hassas dokunuşlarla hareket ederken diğer parmağı va*inamın içine doğru baskı dolu girişler yapıyordu.  Zaman zaman onlara diğer parmaklarda eşlik ediyordu. Boynumdan başlayan öpücükler artık göğüs uçlarımın üzerindeydi. Klit*ris ve va*inamda parmaklarının yaptığını göğüslerimde de dudakları ve dili yapıyordu. Dilini göğüslerimin üzerinde biraz gezdirdikten sonra uçlarını dudaklarının arasına sıkıştırarak öpüyordu. Şehvet ve istek ile o daracık şezlongda o kadar yakınlaşmıştık ki elimi zor hareket ettiriyordum. Ona yanıt olarak vajinamdan parmaklarımdan aldığım ıslaklığımla p*nisinin başına yavaşça yayarak okşuyordum.

Artık kaçınılmaz an geliyordu. Önce içime ikinci parmağını soktu. Sonra va*inamın üstün duvarındaki o pütürlü noktaya çıldırtıcı şekilde parmakları ile basınç uygulamaya başladı. Bu beni iyice ıslatıp vajinamı hazır hale getirmiştir.

Bacağımı yukarı kaldırıp, onu içime almaya başladım. Önce p*nisinin başı, sonra da p*nisinin tümü va*inamın içine yavaşça girdi. Yedi yıldır beklediğimiz an gelmiş, aramızda mesafe kalmayacak şekilde p*nisi ile va*inam ve vücutlarımız birleşmişti. Kaldırdığım bacağı kalçasının arkasına atıp bacağımı ona sararak içimdeki son boşluğu da onun p*nisi ile doldurdum. Artık o kadar tek vücut haline gelmiştik ki, ileri geri hareketler yerine uyumlu dalgalanmalar ile aldığımız zevki sürdürüyorduk. Yukarıda ise ellerimiz ve dudaklarımız, sanki yıllardır sevişiyormuşuz gibi düşünmeden birbirine uyaracak noktalarda geziyordu. Muhtemelen yedi yıl önce bu o acemilik ve tedirginlik ile bu kadar zevk alamazdım diye düşündüm.

Bir süre sonra böyle harmoni ile dalgalanmak yetmez hale geldi. Org*zm olmak daha benim kontrol edeceğim harekete ihtiyacım vardı. Külotumu tamamen çıkarttım. Yan yana pozisyondan onun vücudunun üstünde olan bacağımdan güç olarak onun üstünde olduğum pozisyona geçtik. Kalçalarımı bazen yukarı aşağı, bazen de ileri geri hareket ettirerek farklı hazlar tadıyordum. Klit*risimin onun pubik kıllarına sürtmesi ise ayrı bir zevk kaynağı idi. Kalçalarımın farklı hareketlerinde yüzünün zevkten aldığı hali görmek ve kalçasının yukarı itişleri beni daha da org*zma yaklaştırıyordu. Elleri bluzumun altından göğüslerimi okşamaya devam ediyordu.

Yapmak istediğim son bir şey vardı. Belki bu fiziksel temastan ödün vermekti ama kesinlikle görsel olarak heyecan verici olacaktı. Bir anlığına da olsa, Gökhan’ın üzerinden kalkarak kucağına ters oturdum. Artık tüm tesis ve gece ışıkları ile plaj gözlerim önündeydi. Açık hava da olmak ve başkaları tarafından görülebilme ihtimali içimdeki vahşi duyguları harekete geçirmişti. Fark edilme ihtimalini umursamadan daha hızlı ve belirgin bir şekilde vücudumu hareket ettirmeye başladım. Org*zma iyice yaklaşıyordum, Gökhan’ın göğüslerimde ki ellerimden birini alıp klit*risimin üzerine getirdim. Elim onun elinin üstünde adeta parmaklarına yol gösteriyordu. P*nisinin va*inamın arka duvarına ve dibine uyguladığı basınç ise çıldırtıcıydı.

Sonunda belki de hayatımın en zevkli ve heyecan verici org*zmlarından birini yaşamaya başladım. Zevk, heyecan ve soğuk birleşmişti biraz önce yay gibi gerilmiş olan vücudumu titretiyordu. Tam zevkin zirvesinden kendimi o rahatlatıcı boşluğa bırakacakken uzakta hayal meyal bir karartıyı gözlerim seçti. Karartı yaklaştıkça ve görece daha aydınlık bir alana gelince kim olduğunu fark ettim. Gelen odanın sahibi yöneticiydi.  Gelince, resepsiyon ona yeni bir anahtar vermişti ve yavaş adımlarla bize doğru geliyordu.

Neyse ki yolda karşılaştığı bir çalışan ile yaptığı ayaküstü sohbet bize toparlanmamız için gereken zamanı kazandırdı. Odanın içindeki çorabımı ve battaniyeyi de alarak ve odaya son bir bakış atıp hızla odadan çıktık. Geliş yolunun aksi istikametine koşar adımlarla ilerlemeye başladık.

Bacaklarımın arasındaki ıslaklık hala kurumamıştı ve çarpan soğuk hava bunu daha da fazla hissettiriyordu. İşte o an korkunç ama s*ksi gerçeği fark ettim. Kilotlumu balkonda şezlongun altında unutmuştum. Muhtemelen yönetici balkona hiç çıkmayacaktı ve ben yarın bir yolunu bulup alabilirdim. Yine de bir şekilde ıslaklığımı taşıyan külotumu bulursa neler düşüneceğini tahmin ederek, kendi kendime gülüyordum.

S*ksin zevki ve yakalanmanın tehlikesinin heyecanı ile nefes nefese kalmıştık. Biraz soluklandıktan sonra birbirilerimize bakarak gülmeye başladık. Belki yedi yıl gecikme ile tutulmuş bir sözdü ama gerçekten unutulmaz olmuştu. Sabaha kadar vaktimiz, bildiğimiz kuytular ve battaniyemiz vardı.

Tesisin lokantasında Leonard Cohen’in “Tonight will be fine şarkısı çalıyordu.

“But I know from your eyes and I know from your smile. Tonight will be fine, will be fine, for a while -* Fakat biliyorum gözlerinden ve biliyorum gülüşünden. Bu gece güzel olacak, güzel olacak, bir süreliğine”

Kadınların Fısıltılarını Yazan Adam

Not: Yazıda ki sansürleme hakkında; sitemizin tek gelir kaynağı google reklamlardır. Sansürlediğimiz kelimeleri de google yasaklı kabul edip, yayımlanması halinde reklam gösterimlerine izin vermemektedir. Bunun için sizlerden özür dileriz.