Avrupalı Çocuk ve Türk Çocuğu Arasındaki Farklar

Türk çocukları ve Avrupalı çocuklar arasında muhtemelen yetiştirilme şekillerinden kaynaklanan bazı farklar mevcut. Sözlük yazarları da bunlardan bazılarını sıralamışlar.

vallahi türk çocuklarına düzülen güzellemeleri okurken “ironi” yapılıyor sanmıştım ama ciddi duruyor. hayatta inanmam, inanamam. zira ben bizzat fransız annelerine “yaaa siz naapıyorsunuz da bu çocuklar hiç ağlamıyor?” diye kaç kere sorduğumu bilmiyorum. yalnız belirtmek isterim, mesele çocuklarda değil tabii, onları yetiştirenlerde. avrupalı demeyeyim komple ama, fransa için gördüğüm kadarıyla şöyle farklar mevcut:

– geliş gidişlerimde uçakta ağlayan bütün çocuklar (tamam tamam, kalkıştaki basınç farkından dolayı bebeklerin kulakları etkileniyor, biliyoruz, ama sadece türk bebesi mi etkileniyor anlamadım ki?) istisnasız türkiye bebesi. yan sıramda oturan fransız bebesi mışıl mışıl uyuyor. annesi onla konuşuyor, pışpışlıyor, ilgileniyor, haliyle bebek de güzel güzel uyuyor, ilgi mühim.

5t4rzxl25yek7ijh-636089273176698740  Avrupalı Çocuk ve Türk Çocuğu Arasındaki Farklar 5T4RZXL25yeK7ijh 636089273176698740

– hızlı trendeyiz, 3-4 saatlik yolumuz var, önümüzde böyle karşılıklı oturulan yerlerden var, 4 kişilik bir aile, 6 yaşında oğlan çocuğu, 9 yaşında kız çocuğu var, “allah kafamız zikilecek!” diyoruz. ama yol boyu o iki çocuk yerinden bile kalkmadı ya la! ama bir sor neden? bizdeki anne babalar çocuğu kucağa oturtur, bekler ki mum gibi dursun. çocuk lan bu, durur mu? oysa elin ecnebi ana-babası, çocukları için 3-4 farklı kart oyunu ve masaüstü oyununu hazır etmiş, yol boyu izledim, yemin ederim babası (evet, çocukları eğlemek sadece annenin görevi değil, ne ilginç değil mi?) her 45 dakikada bir yeni oyun çıkardı çocuklara… çünkü çocuk bu, aynı şeyle 4 saat oynamayacağını biliyor adam, hazırlıklı gelmiş, çocukların ilgisi dağıldıkça yeni oyun çıkardı çocuklara, meyve verdi, içecek bir şeyler verdi ve yemin ederim o “aile saadetini” görünce insanın çocuk yapası geliyor! tekrarlıyorum, anahtar kelime ilgi. öylesine değil, gerçekten verilen ilgi.

v2xpypdmivbd80s4-636089271650938016  Avrupalı Çocuk ve Türk Çocuğu Arasındaki Farklar V2XPYpdmiVbD80S4 636089271650938016

– haziran ayı filan, parkta çimlere yatmış laptoptan film izliyoruz, henüz emekleme döneminde olan bir bebek geldi yanımıza çimlerde emekleye emekleye, tuşlara basıyor filan gülüyoruz. annesi geldi “rahatsız ettiği için özür dilerim” filan dedi, biz de “yok yok almayın dursun yanımızda” dedik, kadın 1,5 yaş civarı olduğunu tahmin ettiğim bebeğe döndü “victor lütfen tuşlara dokunma tatlım tamam mı?” dedi ve gitti yerine. ulan çocuk yanımızda durdu oynadı filan ama bir kez bile laptopun tuşlarına basmadı ya la! aklımı kaçıracağım! kadın sonra tekrar geldi, sevgilimle dönüp “nasıl yaptınız yahu? bu daha bebek sadece. bir kez söylediniz ve bir daha asla yapmadı oha!” filan dedik, kadın gülümsedi “bilmem, yani hep böyle yapıyoruz, bir şey yapmaması gerektiğinde yapmamasını söyleyip anlamasını bekliyoruz, herhalde etkili olmaya başladı artık, ben de çok sevindim yapmadığını duyduğuma” dedi, sonra victor bebeyle (nasıl etkilenmişsem artık bebenin adını bile hatırlıyorum!) bize el sallayıp gittiler. ağzımız öööööyle açık kaldı.

– bir başka örnek, bu sefer istanbul’da kuafördeyim, kuaförde fransız bir kadın ve oğlu var, kadına kesim-manikür-pedikür allah ne verdiyse girişilmiş, kinder reklamlarından fırlama sarışın oğlu da kenarda oturuyor. elde psp, 2 saat orada gık demeden oturdu çocuk, ne mızıldanma, ne huysuzluk. meyve suyunu içti, oyununu oynadı. kadını tebrik ettim, “valla benim yeğen burada olacaktı tozu dumana katmıştı!” dedim, kadın sadece gülümsedi “çok usludur oğlum evet” dedi o kadar… bizde birinin oğlu o kadar uslu olacak, yarım saat methiye düzer yemin ederim!

– dur araya türk çocuğu da iliştirelim de fark iyice anlaşılsın. uçaktayız, gidiyoruz, yol boyu bağıra çağıra konuşan bir çocuk var. öyle bebe de değil haa, 6 yaşında en az, yani gayet laftan anlayabilecek yaşta. kulaklarımızı itinayla sikiyor. biri dayanamadı annesini uyardı, zira gerçekten eziyet çekiyorduk, annesi hemen yapıştırdı tabii lafı “ağlasa daha mı iyiydi, gülüyor bağırıyor işte çocuk, çocuk bu n’apiyim?”. ulan bir tek türk çocukları mı çocuk? yani çocukla ilgilenilir, ama çocuk gene ağlar, onu anlarım, ama sen dergine dal, çocuk sıkıntıdan patlasın, sağı solu tekmelesin, sonra “çocuk bu!” hadde len ordan!

ehj8dwpe  Avrupalı Çocuk ve Türk Çocuğu Arasındaki Farklar EhJ8DwPe 1

– eski tez danışmanım türkiye’de yaşayan bir fransızdı, benzer şekilde çocuğunu ofise getirdiğini gördüm, şok geçirdim, zira bebeğin çıtı çıkmıyordu… “yaa nasıl yapıyorsunuz?” dedim, “siz çok yüksek sesle konuşuyorsunuz genelde, çocuk o ses seviyesine alışıyor, kendini duyurabilmek için bağırıp ağlamaya başlıyor. bir de bir şey yapmaması gerektiğini öğretmek adına çocuklara bağırmamak lazım, yumuşak yumuşak söyleyip anlamaya başladığı günü bekleyeceksiniz. sakin ortamda büyüyen çocuk sakin olur” demişti. bunun doğruluğu bence akla çok yatkın, harala gürele evlerimizle, ağlayan (yani bir sıkıntısı olduğunu belli eden) bebeğe “ağlamasin diye tokat atan” anne-babalarla o iş olmuyor. mesele, çocuğun sıkıntısını gidermek, onu eğlemek… yoksa kimse kolik olduğu için ağlayan bebeğe laf etmiyor…

– son örneğim gördüğüm en hayvanisinden… noel’den önce noel şerefine klasik müzik konserivardı, gittik girdik filan. bir klasik müzik konserinde, değil çocuk, kucakta bebek görüyorsun ve o bebeğin hiç ağlamadığını fark ediyorsun! hemen yan koridora park etmiş bir bebek arabası, onun da içinde yatan bir bebek. konser boyunca çıt yok. aramızda konuşurken “lan annesi nasıl cesaret etmiş, bebek bu, ya tutturursa?” falan dedik, ama annesi bebeğinin huyunu bizden iyi biliyor tabii, ağlamayacağına güvenmiş midir nedir, getirmiş bebeği.. bebeğin daha altı aylıkken beethoven’ın 5. senfonisini dinlemesi zaten ileride yaşanacak farkı özetliyor da, ben hâlâ bebek nasıl ağlamadı ona şaşmakla meşgulüm.

şimdi bu trendir, uçaktır, konserdir, restorandır gibi örnekleri bizzat kendim yaşamasam “abartı” bulabilirdim. ama 1,5 senedir yüzlerce çocuk gördüm ve kıyasladım, arada dağlar kadar fark var. sebebi kültür farkı, yetiştiriliş farkı, ekonomik seviye farkı, yaklaşım farkı olabilir. sebebi ayrı, ama sonuca bakarsak, hiç kimse bana “türk çocukları daha şahane” diye gelmesin, inanmam. üstelik sadece türk çocuğu ile de sınırlı değil avrupalı çocuğun farkı, mesela amerikalıbir komşumuzla konuşurken, o da avrupalı çocukların çok terbiyeli, çok sakin olduğunu, amerikalı çocuklara hiç benzemediğini söylemişti. sanırım, bariz bir yetişme farkı mevcut ki, herkes tarafından gözlenebilir durumda.

eğer yeni nesil çocuklar da daha düzgün geliyorsa türkiye’de, ne güzel, sevinirim. ama ben henüz öyle belirgin bir değişme görmüş değilim. bariz şekilde avrupalı çocuklar daha sakin ortamda, muhtemelen ekonomik sorunlar yüzünden fazla kavga etmek zorunda kalmayan ebeveynlerle, psikolojisi daha bir düzgün öğretmenlerle yetişiyor. parklara sahip, ücretsiz spor salonlarına sahip, enerjisini buralarda deşarj edebiliyor. bu açıdan türkiyeli çocuklar şanssız. üstelik, çocuğunu doğru düzgün yetiştirmeye çalışan anne-babalar da şanssız, çünkü ya büyükanne-büyükbaba gibi şımartıcı faktörler devreye girip çocuğa anne-babanın vermeye çalıştığı terbiyeyi, düzeni istemeyerek de olsa yıkıyor ya da çocuk komşular, akrabalar, öğretmenler gibi yüzde yüz kontrol edemediğiniz başka ruh hastalarına maruz kalıyor.

o yüzden türk çocuğuna direkt kusur bulmak yerine komple yetiştirenlere kusur bulmayı tercih ederim. ama avrupalı çocuk da favorimdir kimse kusura bakmasın, evet yüzeyselim, toplu taşımadaki rahatımı düşünüyorum filan fıstık. ama bir dürüst olalım lütfen lan öyle çocuğu kim istemez?

Kaynak: https://seyler.eksisozluk.com/