Balık Kadını- Harika Beşli; Koku, Kar, Sıcak Su Ben ve O

Kendimi bildim bileli biraz klişe olsalar da romantik filmleri severim. Belki de bu filmlerden etkilenerek ideal ilişki ve s*ks hakkında hayallerim vardı. Bu romantik hayallerime yakın bir ilişkim olduğunda yatak tarafı da iyi gidiyordu. Yatak öncesinde, iltifatlar ve okşamalar ile şımartılınca karşındakine en güzel s*ksi sunmaya çalışan bir tanrıçaya dönüşüyordum. S*ks iyi oldukça, org*zm olabiliyor, oldukça da belki salgılanan hormonların etkisi ile daha çok bağlanıyordum.

S*ks öncesinde hassas davranmayan, s*ks sırasında hoyrat davranan, sadece kendini düşünen veya kolay boşalan erkeklerle org*zm olamıyor, olamadıkça da bağ zayıflıyor ve ne kadar sosyal olarak cazip olsalar da ilişkiyi bitiriyordum. Ama hepsinden önemlisi önce bir erkeğin benim olduğunu hissetmeliydim.

Çok sevdiğim ve beni s*kste adeta uçuran Burak’tan beni aldattığı için ama daha diğer kadınla uzun süredir devam eden bir ilişkisi olması nedeniyle boşanma kararı almıştım. Aldatma nedeniyle ilişkimizin bozulup boşanma kararına kadar ki kısmı fırtınalı hatta dramatik geçmiş, daha sonrası ise belki de onun ikinci evliliği olduğu için umduğumdan medeni geçmişti.

Kerem ile tam da romantik komedi sayılabilecek bir şekilde tanıştık ama Türk veya Amerikan değil ancak Fransız romantik komedisinde yer verilecek bir şekilde.

Boşanalı bir yıl olmuştu. Bu sürede yaşadığım iki ilişkide romantizm kısmı fena olmasa da, s*ks kısmı iyi gitmemişti. Eski kocamla kolayca org*zm olan ben, adeta org*zmı bilmeyen bir kadına dönüşmüştüm. Org*zm olmayınca adeta bağlanamıyor, belli bir süre sonra gerek sekte gerekse günlük hayatta karşımdakini memnun etmek için yaptıklarım dokunmaya başlıyordu.

Ben bunu kırgınlığıma bağlarken tecrübesine önem verdiğim bir arkadaşım belki de pelvik kaslarımın zayıflamış olabileceğini, en azından güçlendirmenin faydalı olabileceğini söyledi. Bence bir kadının s*kste beyni ve hayal gücünden daha kuvvetli bir kası yoktu ama haklı da olabilirdi.

Amsterdam’a gidince arkadaşımın tavsiye ettiği Magic Motion adlı ürünü satın almıştım. Birbirine bağlı iki küçük toptan oluşan bu alet, cep telefonuz ile senkronize oluyor, va*inanız ile onu ne kadar sıktığınızı anlıyor ve size titreşimleri takip ederek uygulayacağınız bir çalışma programı oluşturuyordu. Tabii bu kadar şeyi düşünenler işin eğlence kısmını da düşünmüş, farklı dalgalar ile titreşen bir eğlence modu da koymuştu. Aleti satın aldıktan sonra arızalı ise geri verebileyim diye cep telefonuma programı indirip, serbest modu elimde denemiştim.

Dönüş yolunda alet çantama koydum. Uçakta da çantamı uçakta baş üstü dolaba yerleştirdim. Yerim cam kenarıydı ve yanıma kimse gelmeyecek gibiydi. Neredeyse son dakikada uçağa binmişti. İnce yapılı ve uzun boyluydu. Kendisini daha da ince gösteren İtalyan kesim dar takımlardan giymişti. Kış ortasında ve Amsterdam’da olmamıza rağmen bronz bir tenle geziyordu.

Neredeyse son dakika da binmiş olmasına rağmen telaşsızca hareket ediyordu.  Elindeki biniş kartına bakarak, benim oturduğum sıraya kadar geldi. Bana gülümseyerek, başı ile selam verip baş üstü dolaba çantasını koyarken boynundaki fuları ve kabanını çıkartıp ortamızda ki boş koltuğa bırakmak için “Is it okey, if I put them here?*” diye İngilizce konuşarak izin istedi. Ben de “-Okey, no problem**” diye cevap verdim.

* Buraya eşyalarımı koymam uygun mu? **Tamam, problem yok

Bu adamın acaba hangi milletten diye kadınsı bir merak ile düşünmeye başladım. Hollandalı olmadığı kesin gibiydi. Yüz hatları ve saç renginin koyuluğuna bakarsak Türk dahil Akdenizli bir milletten olabilirdi. “Birazdan işin kokusu belli olur” diye düşünürken, yanımdaki fularından bugüne kadar hiç duymadığım bir parfümün baharatlı kokusunu fark ettim. Baharatlı parfümleri pek sevmezdim ama bunun iç gıcıklayan bir hali vardı.

Hostes kalkış için cep telefonlarımızı kapatmamız için uyarıp, kalkış sonrası da uçak modunda kullanabileceğimizi hatırlattı. Benim telefonum da uçak modu var mı diye biraz kurcalamaya başladım. Hostes kemer ve telefonları kontrol etmek için koridorda gezmeye başladı. Tam bizim yanımıza geldiğinde telefon elimde diye uyaracağını düşünürken, baş üstü dolaba şaşkın gözlerle bakım;

“-Burada bir şey titreşiyor, cep telefonunu yukarı koymuş olan var mı? Diye sordu. Önümüzdeki sırlarda cepleri kontrol etmeye yönelik bir hareketlenme oldu. Ama kimse üstüne yerinden kalkmadı. Titreşim hala devam ediyordu ve hostes titreşimin nereden geldiğini anlamak için dolabın kapağını açtı. “-Lacivert örgü saplı kadın çantası kimin?” diye Türkçe ve İngilizce sordu. Çanta benimdi ama cep telefonum elimdeydi.

Önce anlam vermedim ama sonra aniden anladım. Yüzüm kırmızı olmuştu ve kızarmaya devam ediyordu. Muhtemelen telefonu kurcalarken bluetoothu açıp, dün kapatamadığım program ve aleti devreye sokmuştum. Tabi bunu o an panikle anlamayıp alet kendiliğinden çalıştı diye düşünüyordum. Yerimden uzanarak çantamı hostesin elinden bir hışımla kaptım. Bluetoothu kapamak aklıma gelmiyor, çantanın içinde kapatmak için aleti arıyordum.

Panik ile aradıkça aleti titreşimine rağmen bulamıyordum. Hoş bulsam da nasıl çaktırmadan kapatırım diye düşünüyordum. Yan gözün fermuarını açıp elimi hızla daldırınca alet adeta fırlayarak, içinde bulunduğu saten kılıfı ile Kerem’in kucağına düştü. Her ne kadar kılıf içinde olsa da şeklinden ve titreşiminden kadınlara yönelik bir alet olduğu belli oluyordu.

Kerem sakin bir şekilde hala titreşmekte olan aleti bana adeta bir mendil veya bardağı uzatırmışçasına doğal bir hareketle bana uzattı. Kulaklarıma kadar kızarmıştım. İlk defa kendime tam s*ks oyuncağı bile sayılamayacak bir alet almıştım ama o da hiç tanımadığım bir adamın kucağına düşmüştü. Adamın yüzene bile bakmadan kılıfı ile Magic motion adamın elinden alıp, cebime attım. Cebimde kapama düğmesini bularak hızla kapattım.

Adam kesin yanımda azgın, isterik bir kadın oturuyor veya cinsellik için bir erkeğe ihtiyaç duymayım kendine yetmekle övünen bir erkek düşmanı diye düşünmüş olmalıydı. Bir yandan kendimin yarattığı imaj ile ilgili endişe ediyor öte yandan bu imaj dolayısıyla gelebilecek olası girişimlerden korkuyordum.

Herkesin ortasında pantolonum ağından yırtılsa veya rüzgârda eteğim kırmızılı kadın gibi ters dönse ve sonra bu insanlar ile aynı otobüse binsem kendimi ancak bu kadar rahatsız hissederdim.

Kemer ikaz anonsu sakinleşmem için imdadıma yetişti. Bildik komutları düşünmeden uygulamak rahatlatmıştı. Kemerimi tekrar bağlayıp, kendime koltuk cebinde bulduğum dergiyi siper ettim.

Her şeye rağmen yanımdaki adam pek etkilenmemiş, imalı bir bakış atmamış, sırıtmamıştı. Herhalde yabancı, onun için pek önemsemedi diye düşünüyordum. Daha İstanbul’a dört saatlik bir uçuş vardı. Göz ucuyla, tedirgin bir şekilde kalkıştan sonra geçecek boş bir yer aramaya başladım.

Uçak piste kalktıktan hemen sonra tırmanış sırasında onun derinden gelen, yumuşak ama gülen sesiyle “-Are you afraid of flying*?” diye soruşunu duydum. İşte beklediğim hamle gelmişti ama en azından konuya nazikçe girmeye çalışıyor diye düşündüm. Yine de kapıyı kapamalıydım. Verebildiğim kadar sesime kendinden emin bir ton vererek “-No, I am not**” diye kestirip attım. Yüzüne yayılıp, sesine geçen bir gülümseme ile “-But, you are holding it upside-down” diye cevap verdi. Gerçekten de arkasına saklandığım dergiyi ters tutuyordum ve koltuk bulma telaşı ile farkında değildim. Farkında bile olmadığı bi hızla “-Kahretsin” diye söylendim. Adam yani Kerem bunu duyup üstüne “Türk müsünüz?” diye sorunca sinirlerim boşaldı ve gülerek başlayan bir ağlamanın içinde buldum. En olmayacak şekilde rezil olmuştum, üstelik rezil olduğum kişide bir Türk’tü. Birazdan Kerem’in takımın cebindeki mendili avuçlarımdaydı. Yumuşak ve güzel kokuyordu.

Kerem sakinliği ve olay çok doğalmışçasına tavrı ile önce beni teselli etti. Tüm “-Ya kusura bakmayın” ile başlayan cümlelerime “-Kötü bir gününde, olabilir böyle şeyler, insanın siniri boşalabilir” gibi esas konuya dokunmayan yanıtlar vererek, konuşmaların devamını sağladı.

Bir saat sonra Kerem ne yapıp etmiş beni yatıştırmış, sohbeti devam ettirmişti. Bir şekilde kendisini bana tanıtmasına fırsat verecek soruları bana sordurmayı beceriyordu. Uluslararası bir firmanın Dubai ofisinde yöneticiydi. Türkiye, Balkanlar ve Ortadoğu’dan sorumlusuydu. Ailesi İstanbul’da yaşadığı için firmanın İstanbul ofisi de olduğundan fırsat buldukça İstanbul’a geliyordu. Uçak yolculuğu onun için otobüse binmek kadar sıradanlaşmıştı. Uçağa binerken ki rahat tavrı hem karakterinden hem de bundan kaynaklanıyordu.

Kendisi konuşuyormuş gibi yapıp karşısındakini konuşturmayı iyi biliyordu. Dayanamayıp parfümünün markasını sorunca Dubai’de kişiye özel parfüm hazırlayan bir mağazadan aldığını söyleyip daha sonra benim hangi tür kokuları sevdiğimi sorup yeni konuşma konuları açıyordu. Rezil olduğum bir adam ile konuşmaya devam edeceksin, üstelik iki saat sonra yanında kendini bu kadar rahat hissedeceksin deseler hayatta inanmazdım.

Uçak indikten sonra pasaport kontrolüne kadar konuşmaya devam ettik.

“Benim bagajlarım var, onları alacağım” diye bildim.

“O zaman görüşmek üzere, keyifli bir yolculuktu” diyerek kabin bagajı ile free shop’a doğru yoluna devam ederken, ben bavulumu beklemeye başladım.

Bir yandan nasıl rezil olduğumu hatırlayıp, bavullarım sayesinde olası nahoş tekliflerden kurtulduğuma sevinirken, diğer yanda da keşke o bagajı vermeseydim, belki biraz daha konuşur, vedalaşır telefonlarımızı vs alırdık diye kendime kızıyordum. Üstelik adı ve şirketi dışında bir bilgi de yoktu. Hem adam bunu suiistimal edecek olsa uçakta yapardı. Oysa en ufak bir imada bile bulunmamıştı.

Bavulumu alıp taksiye binmek dışarıya doğru oflaya puflaya çıkarken, aniden o tanıdık kokuyu tekrar duydum. Elinde küçük bir torba dışında bir şey olmadan adeta beni bekliyordu. Yanıma iyice yaklaşıp, elimle beraber bavulun çekçeğini de tutarak, yumuşak bir ses tonu ile

“-Şirket araç göndermiş, karşıya geçeceğim. Yolun uygunsa seni de bırakabiliriz”

* Uçmaktan korkuyor musunuz? **Hayır, Korkmuyorum. ***Ama, dergiyi baş aşağı tutuyorsunuz.

Açıkçası ne cevap vereceğimi bilemiyordum. Böyle hoş bir adamdan gelen nazik bir teklife normalde ret edilmezken aklıma hep kötü senaryolar geliyordu. Biraz iyimser karakterimden, birazda şoförlü bir araç olmasına güvenerek

“-Evet, olabilir Balmumcuya gideceğim, size uygun mu?

“-Tabii ki, yolumuzun tam üstü sayılır”

Şoför bavulları bagaja koyarken o da arabanın arka kapısını benim için açıp, şoförün yanına oturdu. Sanırım bir şekilde tedirgin olduğu hissetmişti. Yolda benden çok şoförle konuştu, ben de fırsattan istifade arka koltukta yayıldıkça yayıldım.

Tedbiri elden bırakmayıp, markete gideceğimi söyleyip evimin bir üstündeki cadde inmek istedim. İnerken elime küçük bir free shop torbası tutuşturdu. Gözlerimin içine bakarak

“-İçinde seveceğini düşündüğüm şarabın küçük şişesi var. Büyük şişeden bulamadım ama sanırım bugünkü gerginliğini alır. Ayrıca iletişim bilgilerim var, beğenirsen bana yaz veya telefon et lütfen. İstanbul’a gelirken büyük şişesini getireyim” dedi. Sesinde hiç bir ısrar tonu vs yoktu. Gerçekten de çok ölçülü ama hep yakınlaşmak için bir adım daha atmasına olanak verecek şekilde hareket ediyordu.

“-Teşekkürler, gerek yoktu, iyi akşamlar” diyebildim. Markete gideceğim bahanesini unutup, elimde bavulumla yokuştan aşağıya inip eve geldim. Şarabı masanın üstüne koyup unutmaya hazırlanıyordum. Ancak roze şarabın pembe rengi içimde ki meraklı kadına adeta kışkırtıyordu. Sanırım biz kadınların pembe renge çocukluktan kalma bir zaafı vardı.  Sonunda yenilip açı verdim. Roze bir şaraptı, meyvemsi tadı ve kokusu gerçekten çok hoştu. “Mavrud” diye adını ilk defa duyduğum bir üzümden yapılmıştı.

Şarabı beğenmiştim. Elime aldığım kartı ile oynuyor, cevabı yarın mı, gelecek hafta mı vereceğimi tasarlıyordum. Ama kanıma karışan şarap, beni yine yoldan çıkartıp şişe bitince “Şarap güzelmiş, teşekkür ederim” diye mesaj atmamı sağladı. Tabii yine de metni beş defa değiştirip, üç defa sildikten sonra gönderebildim. Birazdan “O zaman gelecek sefere iki şişe getireyim, birini içmek, biri saklamak için” diye cevap gönderdi. Yine adım attıktan sonra nerede duracağını iyi biliyordu. O gece başka bir mesaj atmadı. Hazır bu kadar gevşemişken beni rezil eden aletin, “eğlence” modunu deneyip, hayallerimle birleştirerek nimetlerinden yararlanayım diye düşündüm.

İstanbul’a tekrar geldiğinde mesaj atarak, şarapları getirdiğini, istersem akşam teslim etmek için evime yakın,  Balmumcu civarında bir nokta da buluşabileceğimizi yazdı. Dedeman otelin önünde buluştuk.  Bu sefer şoförsüz gelmişti. Yemek yemeyi teklif etti ama kendimi naza çekesim tutmuştu. Pek vaktim olmadığını, evde beni ziyarete gelen annemin beklediği yalanını söyledim. Yine de kendime yenilip kibarlık olsun

“-Bir kahve içebilecek kadar vaktimiz var ”diye kestirip attım.

Bana şarapların olduğu torbayı uzattı ve içinde küçük bir sürprizin olduğunu söyledi. Gerçekten de içinde şaraplar ile aynı üzümden yapılma bir bodybutter kutusu vardı. Kutuyu açıp içindeki kremsi yağdan elime bir parça sürdüm. Ellerimden yayılan koku beni büyülüyor, şişedeki o çekici pembe renkli ve aynı kokulu şarabı içmek için kışkırtıyordu. Üstelik Kerem’in kendi kokusu da kokulara eşlik ederek beni etkiliyordu.

Annem var yalanını uydurduğum için eve gidemezdik ayrıca hala bunun için tam güvende hissetmiyordum. Aklıma kendimi Gezi’deki günlerden dolayı hep rahat hissettiğim Abbas Ağa parkına gitmeyi önermek geldi.

“-Düşündüm de açık havada şaraplardan birini içmek fena olmaz, Abbas ağa parkına gidelim mi?” diye öneride bulundum.

“-Fena fikir değil, açık havayı ve sonbaharın renklerini izlemeyi hep severim” diyerek kabul etti.

“-Peki, nasıl açacağız ve içeceğiz?” diye sordum.

“Merak etme arabada açmak için İsviçre çakım ve çaktırmadan içmek için iki tane termos bardağım var. Tabii kristal kadehlerde içmenin zevkini vermez”. Diye yanıtladı.

Parka varınca şişelerden birini çantama koydum. O da çakısını, bardaklarını ve ince pelüş bir battaniyeyi alıp geldi. Kuytu bir köşe bulup battaniyenin üzerine oturduk. Şarabı çakının tirbuşon bölümü ile açıp bardaklara boşalttı. Bu kadar hazırlıklı ve tecrübeli olmasına şaşırmıştım. O da şaşkınlığımı hissetmiş olacak ki

“-Bir aralar denizi o kadar özlüyordum ki, balık tutmaya merak salmıştım. Ama pek vaktim olmadığı için devam edemedim, bunlar yadigar kaldı” diye açıklamada bulundu..

Şarap içi görünmez termos bardaklarda olunca, hızımı ayarlayamamış ve hızlı gitmiştim. Son baharın oluşturduğu manzaralar, hafiften esen rüzgâr ve rüzgâr ile yayılan konusu adeta romantik bir film sahnesi gibiydi. Çakır keyifliğin etkisi ile kokusunu takip edip hafiften ona yaslandım.  Temkinli bir şekilde saçlarımdan başlayıp, boyun ve omuzlara çıkan bir şekilde okşamaya başladı. İçimden galiba şimdi oltadaki balık benim diye düşünmeden edemedim. Sanırım o güzel kokulu krem ve şaraplar da yemdi. Omzuma küçük bir öpücük ile yolculuğuna başlayan dudakları, biraz sonra dudaklarımdaydı.

Karşı koymadım, istemekle, istememek arası bir şekilde karşılık verdim. Sanırım yemi yutmuştum ve bu öpücükler ile bir balıktan tekrar bir deniz tanrıçasına dönmeyi umuyordum. Bu şekilde ve ortamın el verdiği kadar bir kaç öpüş ve bolca okşama ile devam ettik. Okşarken her dokunuşunu dikkatli seçiyor, yavaş ve nazik okşamalar ile sınırlara kadar gelip dönüyordu.

Hava kararıp şarap bitince artık gitme vakti gelmişti. İsteğim ve çakır keyifliğim arabaya geri yürürken dağılmaya başlamıştı. Eve gidip ikinci şişe ile devam edebilirdik. Ama hem yalanımdan dönem gerekirdi hem de benim gibi bir balık kadını için romantizmden erotizme geçmek için biraz vakit gerekiyordu. Beni eve bırakmasını rica ettim. Eve dönünce aldığım aletin önce antrenman modunu, sonra da eğlence modunu deneyeme karar verdim.

O İstanbul’a geldikçe böyle birkaç dışarıda buluşma ve eve yalnız dönüp antrenman ve eğlence modu ile iki ay geçti. Aslında her seferinde beni romantizm yaratacak kadar güzel mekânlara götürüyor, hoş sözleri ve dokunuşları ile baştan çıkartıyor liseli âşıklar gibi öpüşüp koklaşıyorduk. Ama ara sıra merhaba diye mesaj atmaktan öte yazışmaması, sadece geleceğine yakın zamanlar beni araması ve ilişkimize bir ad konması beni hep frenliyordu. Kendimi ruhsal olarak tek bırakabileceğimi hissettiğim zaman ise onun evine gittiğimiz ama regl olduğum gündü ama bu seferde bedenim uygun değildi.

İstanbul’u karın esir almakta olduğu bir Cuma akşamıydı. Birkaç gün önce aramış o hafta sonu İstanbul’da olacağını, mümkün olursa görüşmek istediğini söylemişti. Telefonumda onun numarasını görünce heyecanlandım. İstanbul’a zor belada olsa uçağının indiğini, kar nedeniyle yolların durumun kötü olduğunu, köprülerin kapandığını ve metro ile gelip bende kalıp kalamayacağını soruyordu. Vakit kazanmak için

“-Annemin gelip gelemeyeceğini netleştirip sana döneyim” diyebildim.

Geçen buluşmalarımızda samimiyetimiz bir hayli ilerlemişti ama gece ben de kalması bir nevi yürümeden uçmaydı ve onun yavaştan alan tarzından farklıydı. Öte taraftan onla olmaktan, bana olan ilgisinden ve vakit geçirmekten hoşlanıyordum ve biliyordum ki, benim istemeyeceğim hiçbir şeyi yapmayacaktı. Nedense s*ksten çok onun kollarında, o muhteşem kokusunu duyarak uyuma fikri beni hem tahrik hem de tedirgin ediyordu. Uzun zamandır bir erkekle beraber tüm geceyi geçirmemiştim. Gece belki uykumda konuştuklarımı ve horlama ile inleme arası seslerimi duyacak, sabah gözlerim şiş ve saçım başım dağınık halini görecekti. Yine de onun ve kokusunun cazibesine kapılıp, eve davet ettim.

Evi toplamak, yatak odamdaki çarşafları değiştirmek ve makyaj ile geçen bir buçuk saatin sonunda kapım çalındı. Bu arada içten içe istemesem de görüntüyü kurtarmak için ona arka odadaki kanepede bir yatak açmayı ihmal etmemiştim.

Kapımda elinde bavulu, bu havaya pekte uygun olmayan kabanı ve soğuktan kızarmış kulakları ve burnu ile dikiliyordu. Kar nedeniyle taksi bulamadığı için istasyondan buraya yürüyerek gelmişti. Bu havadaki tek koruyucusu olan kaşkol onun o bir erkeğe göre dolgun sayılacak dudaklarını korumuş ama üstü kar ile kaplanmıştı. Boynundaki kaşkolu çıkartıp, kurutmak için kaloriferin üstüne götürürken yine o müthiş kokuyu duydum ama bu sefer kokuya ter, alkol ve soğukta eşlik ediyordu.

İçeri girip biraz oturduktan sonra yanına geldim. Kızarmış kulaklarını ve burnunu sıcak ellerimin arasına alıp biraz ovdum. S*ksi olmasın ama biraz da kadınsı olsun diye giymeye karar verdiğim şortlu pijama takımımım açıktan bıraktığı bacaklarımı hafifçe okşadı. Yine aynı roze şaraptan benim için getirmişti. Hızlıca açıp ikimize de birer kadeh koydum. Ben tedirginliğimi azaltmak için hızla kadehimi bitirmişken o pek dokunmamıştı.

Biraz sonra, “Bu havada uçmaktan dolayı tedirgin olduğum için bir hayli içtim, sonra da havaalanın içinde metroya ve metrodan buraya yürürken de çok terledim, lütfen kusura bakma” diyerek elini yüzünü yıkamak için banyomu kullanmak için izin istedi.

Ona isterse banyo da yapabileceğini söyledim. Kendini çok rahatsız hissetmiş olacak ki,  ısrarlarım karşında biraz düşünüp kabul etti.

Banyoya girdikten biraz sonra havluyu soran sesini duydum. İşte buna hazırlık değildim, onun için havlu çıkartmayı unutmuştum. Apar topar bir çift havlu bulup koymak için banyoya girdim. Alt yarısını küvetin kapattığı, diğer yarısı kısmen buzlu duşun camın üstündeki alanda,  suyun altındaki yüzü ve güzel kol ve omuzları gözüküyordu.

Beni, onu dalmış seyrederken fark etti. Yüzüne kocaman bir gülümse kondurdu. Ben de bozuntuya vermeden nazlı bir eda ile yürüyerek havluları banyonun en dibindeki dolabın üzerine bıraktım.

Tam dönüp çıkıyorken aniden kapıyı açıp, bileğimden beni yakaladı. Şaşkınlığımdan da faydalanarak beni kıyafetlerim ile akan suyun altına çekti. Ilık su vücudumun her yanından akmaya başlarken o da beni kalçalarımdan tutup kendine çekiyordu. Her adamını incelikle atan o adam gitmiş, adeta kar yağdığında şehre inen kurtlar gibi atılgan bir adam gelmişti. Direnmek ile olayın akışına kendimi bırakmak arasında gidip geliyordum. Yüzümden akan makyaj beni komik gösterirken, ıslanan t-shirtümün altından penye sutyenime rağmen belli olan göğüslerim bana s*ksi bir hava katıyordu.

Göz ucuyla onun ince, uzun ama biçimli vücuduna bakıyordum. Beni kendine çektiği için yarı sertleşmiş p*nisi vücuduma değiyordu. Altan tutarak t-shirt altından tutup sutyenim ile birlikte çıkarttı. Duştan akan su altında önce dudaklarımız buluştu sonra suyu takip eden öpücükler boynumdan göğüslerime doğru indi.

Akan suya eşlik eden öpücükler karşısında teslim olmak üzereydim. Beni gibi bir balık kadını yakalamak için adeta suya girmiş gibiydi. Son direncimde göğüslerimi öperken ustaca tek seferde beraberce çıkarttığı şort ve külotum ile birlikte düştü. Elleri artık çıplak kalçalarımı okşuyor, vücudunu bana iyice yapıştırıyordu. Artık p*nisini cinsel organım da hissediyordu.

Birden durdu. İçimden acaba yanlış bir şey mi oldu diye düşündüm. Hızla duştan bir kaç adım çıkıp, banyonun bir kenarına koyduğunu yeni fark ettiğim, bavulundan önce kutu sonra da kutudan bir şişe aldı. Çıkan seslerden anladığım kadarıyla başka şişelerde vardı.

“-Sana ufak bir hediye aldım” diye ekledi.

Kişiye özel parfüm yapan o firmanın logosunu taşıyan bir şişeden çıkarttığı, banyo yağını nazik hareketlerle sırtımdan başlayarak vücuduma yaymaya başladı. Suyu kapattı. Bir yandan beni iyice kendine çekiyor, diğer yandan elleri hafif sıkmalar ile omzuma, sırtıma, kalçalarıma ve göğsüme masaj yapıyordu. Masaj hareketleri banyo yağı köpürdükçe içindeki kokular etrafa yayılıyordu. Başka kokular da olmakla beraber sanırım içinde beni kışkırtan o mavrud üzümün kokusunda vardı. Ellerinin göğüs ve kalçalarımda her gezişindeki baskı ve yayılan koku yumuşatıyor hem de ateşliyordu ama henüz cinsel organıma dokunmamıştı.

Beni yeterince banyo yağı ile kapladığını düşünmüş olacak ki, şişeyi elinden bırakıp, bir kolu belimde, diğer kolu da göğsümde olacak şekilde arkamdan sımsıkı sarıldı. Sanki birazdan güreşecek gibiydik ama dudakları ve nefesini boynumda, parmakları göğüs uçlarımda iken bu kesinlikle çok s*ksi bir güreş oldurdu. Parmak uçlarıma kalkarak iyice sertleşmiş p*nisinin başı klit*risime değecek şekilde bacaklarımın arasına aldım. Vücudumda kalan su ve aşağıya akan banyo yağları, benim ıslaklığıma eşlik ediyor, p*nisi va*inamı teğet geçerken, p*nisinin başı klit*risim ile adeta dans ediyordu

Cinsel organlarımızın buluşmasına vücutlarımız da eşlik ediyor ve ara sıra ellerimiz de o bölge de kenetlenerek buluşuyordu. Çaktırmadan onun p*nisine dokunmak beni heyecanlandırıyor onu içimde istemem neden oluyordu. Ama öte yandan pek yatak dışına taşan bir cinsellik geçmişim yoktu, hiç duşta veya suda birlikte olmamıştım ve nasıl olacağını bilmiyordum. Aklıma getirmemeye çalışsam da boşandıktan beri org*zm olamamamda beni endişelendiriyordu.

Arkadan gelen sarılış ve temaslar ne kadar s*ksi de olsa tam da bu nedenlerle onun yüzünü görmek istiyordum. Onun isteği ve aldığı zevki görmek beni bir üst seviyeye taşıyacaktı. Org*zm olamasam da o olmaya yaklaştığında en azından numarasını yaparak ona eşlik edecektim. Yüz yüze gelip birbirilerimizi okşamaya ve sürtünmeye devam ettik.

Suyu kapatmanın etkisi ile hafiften üşümeye başlamıştım ama suyun ıslaklığımı götürüp, canımın acımasından endişe ediyordum. Üşümüş olduğumu hafiften dikenleşmeye başlayan tüylerimden anlamış olacak ki sıcak suyu tekrar açıp, önce duvarı ısıtıp,  beni yarım küvet duş teknemin kenarına oturttu. Zar zor bir çıkarttığım bir sesle

“İçime girmeyecek misin?” diye sorabildim.

“-Hayır, şimdi senin zamanı, tadını çıkar, hem ikimiz için de korunmadan olmaz” diye cevap verdi.

Önceliğin benim olması hoşuma gitmişti ama korunma kısmı kafamı karıştırmıştı. Hamilelik riskimin yüksek olduğu dönemlerde eski eşime zorla kondom taktırmaya çalıştığım günleri hatırlayıp, beni olası hamilelik vs risklerden korumaya çalışıyor diye düşünmeye çalıştım.

Sıcak suyla beni bir güzel yıkadıktan sonra, önümde diz çöktü. Parmaklarını klit*risimde gezdirmeye başladı. Bir parmağı en tepeden aşağıya doğru akan daireler çizerken,  diğeri dudakları aralayarak klit*risimi iye ortaya çıkıyordu. Dudaklar da gezen parmak biraz sonra nazikçe va*inamdan içeri girdi. İlk defa ondan bir parça içimdeydi. Kegel egzersizlerimde yapmaya çalıştığım gibi içimdeki parmağı va*inamla sıkmaya çalışıyordum. Birazdan ilk parmağa ikinci parmak ta eşlik etti. Parmakların eski yerlerini ise dudakları ve dili almıştı.

İçimdeki küçük hareketlerle dalgalanıp, üst duvarda ki o hassas noktalara dokunurken ben de va*inamın yeni keşfetmeye başladığım kasları ile onlara eşlik ediyordum. Bu gerçekten zevki bir eşlikti ve kasılıp, bırakmam teması ve zevki arttırıyordu.

Onun dudakları, dili ve parmakları, benim klit*risim ve va*inam mükemmel bir uyum yakalamış adata bir jazz quinteti (beşli) gibi doğaçlama ama ateşli bir şekilde “recado bossa nova”yı çalıyordu. Daha önce mastürbasyonlarım dışında penetrasyon olmadan org*zm olmamıştım. Or*l s*ks sırasında olduğunu söyleyen arkadaşlarıma da hep şaşırmıştım. Ama galiba olmak üzeriydim. Üstünden bir yıl geçse de vücudumun bu tepkilerini tanıyordum. Gerçekten de biraz artık kontrol edemediğim inlemelerim ve kasılmalarım ile org*zm oldum. Adeta dizlerim tutmuyordu. Eğer önümde o duruyor olmasaydı,  kendimi boylu boyunca duş teknesini içine bırakacaktım.

Karşımda ayakta dimdik duruyordu, p*nisi de onun gibi hala dikti. Acaba or*l s*ks yapmayı bekliyor diye düşündüm. Elimden tutup beni ayağa kaldırdı ve sımsıkı sarıldı, gözlerindeki kıvılcımlardan başka planları olduğu belliydi. Banyoda olan tek büyük havluya ikimiz birden sarıldık. Aramızda görünmez bir şey varmışta mesafeyi açınca düşmesinden korkuyormuş gibi yatak odasına ahenkli minik adımlarla yürüdük ve kendimizi yatağa bıraktık.

İlk defa tamamen bana ait olmasını beklemediğim bir erkekle org*zm olabilmiştim. Belki onun geneldeki duyarlı ve yavaştan alan tarzı, belki şarap ve kokular, belki de karlı vahşi havaya eşlik eden ataklığıydı bunun sebebi. Ama emin olduğum bir şey vardı, onla tanışmamıza sebep olan minik arkadaşım ile çalıştırmaya başladığım kegel kaslarım iyi iş çıkartmıştı.

Dışarıda yağan kar yolları kapatmaya kararlıydı. Camlar gitgide buğulanıyor, açık banyo kapısından baş döndürücü kokular sızmaya devam ediyordu. Önümüz de tamamen bize ait bir gece ve hatta hafta sonu ve buna yetecek kadar şarabımız vardı.

Kadınların Fısıltılarını Yazan Adam

Not: Yazıda ki sansürleme hakkında, sitemizin tek gelir kaynağı google reklamlardır. Sansürlediğimiz kelimeleri de google yasaklı kabul edip, yayımlanması halinde reklam gösterimlerine izin vermemektedir. Bunun için sizlerden özür dileriz.