Bekir Coşkun; Hala kurtuluş var mı?

Bekir Coşkun: Koş yüreğim

Tökezlediğimiz zaman durmamız gerekmez mi?…
Ama koşmaya başlarız…
Ayaklar bisiklet sürer gibi havada döner… Çünkü beyin -yere yaklaşmakta olan başın altına geçsin diye- ayaklara emir vermiştir:
“Koş…”

Eğer ayaklar koşup başın altındaki yerini alabilirse düşmeyiz…
Geç kalırsa ayaklar…
Yerdeyiz…

Cumhuriyet’te yazı yazmaya başladığımda ilk yazımın ilk paragrafıydı…
Ama yaşamla kavgam başladığından beri hep aklımdaydı ayaklarla başın ilişkisi, her tökezlediğimde dedim ki:
“Koş…”
Çünkü çoğumuz doğuştan şanslı olanlardan değiliz… Hayatlarımız hep durmak ile düşmek arasındadır…
En güvende olduğumuz zamanlarda bile içimizde düşme korkusu vardır… Çoğu zamanlar tökezlediğimizde telaşlanırız…
İçimizdeki ses belki komut verir:
“Koş…”

Bu günlerde başımıza geleni daha iyi anlamaya başladık… Umutlarımız tökezlerken, içimizde hüzünlü sorular dolanıyor:
“Peki ne yapabiliriz?..”
“Hâlâ kurtuluş var mı?..”
“Yapacak ne kaldı?..”
Sorularının yanıtıdır işte o koş…

Anne isen; imama bırakma, evde bebeğine cumhuriyetimizi, kurtuluş destanımızı ve Atatürk’ü anlat…
Baba isen; minik bir cumhuriyet kur evinde… Saygın kadının, söz hakkı olan gençlerin, uygar kılık kıyafetin, inanç özgürlüğünün, laikliğin yer aldığı devrimlerimiz olsun yuvanda…
Genç isen; şarkı söyle, dans et, ama gençliğe hitabeyi tekrar tekrar oku… Bir İngiliz, bir Fransız, bir İtalyan, bir Amerikalı, bir Belçikalı gencin neyi varsa, onu iste ve asla vazgeçme…
Yaşlı isen; bu ülkenin cumhuriyetin eseri olduğunu anlat gençlere…
Bebek isen; çabuk büyü…

Her kimsen, neredeysen, neciysen…
Başımıza bu gelenleri, bu kabusu çevrende hâlâ anlamayanlara anlat… Nerede bir haklı tepki varsa, al küçük bayrağını git…
Ve asla susma…

Düşer gibi olabiliriz…
Tökezleyebiliriz…
Ama düşmemek için…
Ey yüreğim; koş…

Bekir Coşkun