Bekir Coşkun: Susma vicdan

O gün Başbakan Binali Yıldırım kürsüden Fetullah Gülen’in şiirini okumuş “Bu muhterem Hocaefendi’nin dilidir” deyince… Dinleyenler ağlamıştı…

Bir Hint gazeteci geçende FETÖ’yü sorarken “Mister Gülen…” diye başlayınca Başbakan, gözlerini ayırdı, eli-kolu ile kızdı… “Terörist başı mister olur mu, bu nasıl gazetecilik?.. Ne bu soru?… Onca insanın katili, ne diyorsun mister bilmem ne?…” Hint gazeteci bilmediği halde o an Çince konuşmaya başladı diyorlar…

Devlet Bahçeli partisinin milletvekilleri ile ilgili kasetler çıktığında “Okyanus ötesinden gelen nifaktır” deyince de Erdoğan çok kızmıştı:
“Eyyy Bahçeli… Bu ihanet derecesinde bir iftira… Bir defa ne diyoruz; Hoca Efendi’nin bulunduğu makam buna izin vermez… Çok çirkin bir iftira bu…”

Şimdi bu ikisi, Cumhurbaşkanı ile Başbakan, verdikleri referansa uyan sıradan insanları toplayıp toplayıp hapishanelere dolduruyorlar…
Tayyip Erdoğan’ın kurdelesini kestiği bankaya para yatıran… Açılışında “bu büyük bir hizmettir” dediği okullarda çocuğunu okutan… Parsel parsel arsa verdikleri okullarda öğretmenlik yapan… O okullara çocuğunu gönderen… Şehir planında değişiklik yapıp yer açtıkları hastanelerde hemşire olan…
Bunlar hadi neyse…
Alevileri içeri aldılar “cemaatçi” diye…
Kamu imkanlarını cemaate peşkeş çekti diye götürdüler, adam işsiz…
Yakalama emri çıktı, gittiler karısı “Valla on sene oldu öleli” dedi…
Sıradan iki küçük memur, babayı aldılar, anneyi aldılar, bebek kaldı polislerin kucağında…

Biz cemaatin ne bela bir şey olduğunu önceden de biliyorduk…
Onlar övgü dizerken, biz şamar yedik…
Ama biz düşmanımıza da hukuk isteriz…

Hukuk; “yaşla kuruyu”, “sapla samanı”, “at izi ile it izini” ayırmak içindir işte…
Cemaatle birlikte, cemaate yardım ve yataklık yapanların da yargılanmasını öngörür hukuk…
Bir küçük memur, bir köy öğretmeni, bir işsiz, bir ev kadını, bir veli, bir baklavacı, bir çiçekçi, bir hemşire hesap verecekse…
Bu ülkeyi cemaate teslim eden siyasetçilerden bir tekinden bile hesap sorulmuyorsa…  Susma vicdan…

Bekir Coşkun