Bilimsel gelişmelerden haz duyan herkes onun torunudur, Sen Çok Yaşa, Jose Arcadio Buendia!

Yüzyıllık Yalnızlık’ı ilk okuduğumda anlamamıştım; oysa kitabın arka kapağında son bin yılın en güzel eserlerinden biri olduğu yazıyordu. Lisedeki edebiyat hocama söyledim, tekrar oku, dedi. O zaman dinlemedim onu. Ama aradan yıllar geçince bir kez daha elime aldım Marquez’in bu büyülü kitabını. Bugünlerde altıncı defa okumak için yeniden açacağım sayfalarını.

Üzerimdeki etkisini abartmak imkânsızdı. Hayali bir köy olan Macondo’nun macerası beni de içine çekmişti. Sanki bir mucize keşfetmiş gibiydim. Çevremde birçok insan vardı bu kitabı okuyan; ama hiçbiri benim kadar etkilenmemişti. Ben mi abartıyorum acaba, diye kendimden şüphe duymaya başladım. Araştırdım. Bakın ne sonuçlar çıktı:
Kitap ilk baskısına hazırlanırken ilk yıl on bin satacağı, daha sonraki yıllar azalacağı öngörülmüştü; gelin görün ki, daha ilk haftada metro istasyonlarında ve gazete bayilerinde on bin adetlik ilk baskı tükendi bile. Daha sonra Amerika ve Sovyet Rusya’da dahil olmak üzere tüm dünyada milyonlarca baskı yapar.

Garcia Marquez, orta yaşlı bir Rus kadınının, Yüzyıllık Yalnızlık’ı okuduğunu gerçekten okumuş olduğuna emin olmak için kitabı baştan sona kâğıda geçirdiğini anlatmaktan hoşlanır. Bu konuda bir anısı da şuydu Marquez’in: yanında çalışan Arjantinli bir hizmetçi kadın, kitabın son sayfasını bitirmeden önce işe dönmeyi reddetmiş.

Marquez birgün bir Kolombiya köyüne gitmiş. Oradakiler ne iş yaparsın diye sormuşlar, o da “Yüzyıllık Yalnızlık’ın yazarıyım”, demiş. Köylüler hep bir ağızdan “Macondo” diye bağırmışlar.

Bir biyografi yazarı ise kitaba olan ilgisini şu sözlerle dile getirir: “Yüzyıllık Yalnızlık’ta başından sonuna kadar, alttan alta bürokrasiye karşı bir başkaldırı var, ama bir toplumdaki mağdurların ya da les miserables’ın bakış açısıyla değil de, sıradan kasabalıların; güçlülerin saldırısına uğrayan ve sonunda pes etseler de mücadeleyle, oyunla ve cinsellikle, çalışmayla, ezoterik çabalarla, aşkla ve sadece yaşayarak bir bakıma direnen kişilerin bakış açısıyla. Garcia Marquez, samimiyetsizliğe kaçmadan, lütuf ediliyor duygusu uyandırmadan Latin halkının sıradan hikâyesini yaratarak ve ne idealize edilen kahramanların ne de acınası mağdurların çifte tuzağına düşmeyen ama yine de neşeli olan bir tür aşağıdan tarih ortaya çıkararak Latin Amerika’nın gündelik yaşamına şiirsellik, büyü ve saygınlık katmıştır, bu nedenle de “halkın yazarı” adını hakkıyla kazanmıştır.”

Evet o halkın Gabo’su, hatta Gabito’sudur. Macondo’yu kuran Jose Arcadio Buendia’yı hatırlarım sık sık. Ne zaman bilime karşı içten içe heyecan duyan birini görsem duygularının kökeninin Jose Arcadio olduğuna inanırım. Öldüğünde gökyüzünden çiçeklerin yağdığı, cenazesine Macondo dışından onu tanımayanların bile, “Kralın cenaze törenine geldim” diyerek eşlik ettiği bir adamı hatırlarım. Bilimsel gelişmelerden haz duyan herkes onun torunudur, Jose Arcadio Buendia’nın…

Gökhan Başkan 

www.gokhanbaskancom.wordpress.com – Matematiksel