Bilinç Altımda Kim Dolaşıyor?

Kişilerde tutum ve davranış değişikliklerine neden olan psikolojik virüslerdir bilinçaltı mesajları. Ancak onları duyma, görme gibi duyularımızın eşik değerlerinin altında verildikleri için algılayamıyoruz.

En ilginç örneklerden biri Kuzuların sessizliği filminin afişidir. Filmin afişinde yer alan kelebek figüründeki iskelet kafasına bu iskelet kafasının içindeki 7 çıplak kadını fark edebilmiş miydiniz?

Bilinçaltı mesajları, küresel algı savaşının çok önemli bir parçası. İnsanlar neye ikna edilmek isteniyorsa onun için kullanılıyorlar. Bir ürünü satın almanız, bir filmi, diziyi izlemeniz, bir hizmeti almanız, hatta belli bir siyasal partiye oy vermeniz gibi. En önemli unsur, tekrar olgusu. Bilinç düzeyinde de süreç böyle işliyor. Bir fikri, görüşü çok uzun yıllar tekrar ettiğiniz zaman, insanlar o görüşü, düşünceyi benimsemeye başlıyor, kanaat oluşuyor. Örneğin muhafazakar sağın tepki duyduğu ABD ile en çok özdeşleşen markalardan Coca Cola, bugün her iki kesim tarafından da yoğun biçimde tüketiliyor. Hatta ‘iftar sofralarının vazgeçilmez içeceği’ diye pazarlanıyor.

En ‘tehlikeli’ organ: Göz

Beynimizdeki limbik sistemin (Duygularımızın, anlık tepkisel davranışlarımızın kontrol merkezi) çok önemli bir parçası amigdala. Bilinçaltı mesajlar, bu bölgeyi etkileyip, uyarıyor. Beyine gelen bilinçaltı uyaranlar, burada duygusal tepkiyi yoğunlaştırıyor. Amigdala, doğal sürecin dışında uyarılınca da mutluluk, neşe, sevgi, depresyon, cinsel istek, kıskanma gibi tüm duygularımız farklılaşmaya, bilinç düzeyimizde inanmadığımız, hatta reddettiğimiz ya da otonom davranışlar göstermeye başlıyoruz. Örneğin tatmin duygusunu hissetmek için aynı markayı satın alma ya da aynı diziyi izleme gibi.

Amigdala’daki koku, tat, dokunma ve görsel uyaranlara karşı özelleşmiş hücre gruplarıyla ilişki kurmak, etki altına almak için beş duyu organının tümü de kullanılıyor. Ama en önemlisi göz. Çünkü dış dünyayı, yüzde 1 tat alarak, yüzde 1.5 dokunarak, yüzde 3.5 koklayarak, yüzde 11 işiterek ve yüzde 83 görerek öğreniyoruz. Görsel uyaranlara yanıt veren nöronlar da en yoğun amigdala’da bulunuyor. Bu nöronların önemli bir kısmı yüz görüntüsüne duyarlı. Duyguları harekete geçiren değişik yüz görüntüleri, bilinçaltı mesajlarda en fazla kullanılan uyaranlar. Elbette bu yüzleri, çoğu zaman göremiyoruz, çünkü görme eşiğimizin altında hazırlanıyorlar. Ama kolayca hareketli ya da sabit görüntülere yerleştirilebiliyor. Sonra etki düzeyine göre işitme ve koklama geliyor.

Nasıl bu kadar kolay etkileniyoruz?

Hemen hepimiz, aynı anda bilinçli olarak en fazla beş ila dokuz farklı iş yapabiliyoruz. Oysa gün içerisinde, duyu organlarımız aracılığıyla bize milyonlarca uyaran geliyor. Peki onlara ne oluyor? Elbette kaybolmuyorlar. Yaşamsal deneyimlerimize ilişkin beynin ana hafıza öbekleriyle uyuşma durumuna göre saklanıyorlar. İşte burada özellikle gözün fovea noktası büyük önem taşıyor. Çünkü bu nokta küçük ayrıntıları, -bilinçaltı mesajlar açısından bakarsak- görüntülerin içerisinde fark edemediğimiz yazı ve şekilleri beyine gönderiyor. ‘Kuzuların Sessizliği’ afişinde olduğu gibi. Mesajların kalıcı hafızaya geçebilmesi için beyindeki diğer bilgilerle, her insanı etkileyebilmesi için de her insanda var olan ortak zihinsel unsurlarla uyuşması gerekiyor. Bu uyuşmayı sağlayabilmek için her insanda aynı şeyi ifade eden, beynin aşırı tepki verdiği arketipler (ilk sembol) kullanılıyor. Özellikle iki arketipe beyin, aşırı tepki veriyor: Doğum ve ölüm. Diğer her şey, bu iki unsura bağlı. Mesajın içerisinde bu iki arketipi çağrıştıran unsurlar varsa, mesaj hafızaya aktarılıyor.

Bilinçaltı mesaj yüklenmiş bir film ya da reklam, bizi hemen davranışa yöneltmiyor. Bu mesajların en önemli unsuru, tekrar. Mesajın davranışa dönüşmesi de birçok faktöre bağlı. Uyaranın özellikleri ve gücü, verildiği ortamın özellikleri, kişinin psikolojik durumu, tekrar aralığı gibi birçok farklı değişken rol oynuyor. Etkisi kişilerin mesajla karşılaşma sıklığına göre değişiyor tabii.

Henüz bilinçli beyinleri yani korteksleri gelişmediği için aslında en fazla çocukları etkiliyor bu mesajlar. Yetişkin beyni için bile hayal ile gerçek arasında ince bir çizgi var; çocukta bu, çok daha ince. ‘Ansal kurgu’ gibi bilinçaltı mesaj tekniklerinin yoğun kullanıldığı anlarda, kendilerini çevrelerine adeta kapatıyorlar. Anneleri seslendiği zaman bile duymuyorlar. Bu filmlerde kullanılan cinsel öğeleri, çocuklar ilk seyrettiklerinde anlamlandırmıyor ama büyüdüklerinde, bu bilinçaltı öğenin yüklü olduğu sahnede verilen mesaj neyse, onu çok daha güçlü biçimde kabul ediyorlar.

Bu mesajları anlamanın, fark etmenin, daha önemlisi korunmanın yolu da yok üstelik. Ne de olsa günümüzde halkların algılarını yönetmek, toprak kazanmaktan önemli.

Matematiksel