“Bilmiyorum” Demenin Gücü

Öğretmenin rolü artık değişti. Artık bizler, öğrencilere verdiğimiz ve başarıyla tekrar edip etmediklerini değerlendirdiğimiz bilginin taşıyıcıları değiliz. Bizim görevimiz, öğrencilere kendi kendilerine cevapları nasıl bulabileceklerini öğretmek. Ve bu çok basit ve kısa bir sözle başlıyor: “Bilmiyorum”

Biz eğitimcilerin rahat bir “Bilmiyorum” tavrını benimsemesi, her şeyi biliyormuşuz gibi yapmamızdan çok daha önemli. Bizden beklenen şeye çok ters gibi görünüyor bu söylediğim, biliyorum. Sonuçta pek çok iş görüşmesinde “Bilmiyorum” cevabı, bir deneyimsizlik göstergesi olarak algılanıyor değil mi?

Ancak her “müşteri”nin devam eden bir çalışma olduğu okulda, bir şeyleri bilmemenin içine belli bir heyecan yerleştirmeliyiz. Coşkulu bir “Bilmiyorum” tavrı, cevapları birlikte bulmanın kapısını açan altın anahtardır.

Tutum Değiştirmek

Her yılın başında çocukları, onları cevaplarla beslemeyeceğime dair yeniden eğitmem gerekiyor. Onların tahtadan notları aynen kopyalamalarını istemiyorum. Onlara çalışmaları için kelimelerin ve tanımların olduğu kağıtlar dağıtmayacağım. Ellerine hepimizin birlikte dolduracağı ‘boşlukları doldurun’ paragrafları vermeyeceğim.

Bunların yerine onlara nasıl soru üretebileceklerini öğreteceğim. Ve bana cevaplarını sorduklarında mutlulukla ve hiçbir şekilde utanmadan “Bilmiyorum” diye cevap vereceğim. Cevabı bilmedikleri için kendilerini kötü hissetmelerine izin vermeyeceğim. Akıllarına “Bilmiyorum” cevabı geldiğinde, bunun cevabı bulmayı tetiklediğini öğretmek için dolu dolu zaman ayıracağım. Sınıftaki rehber olarak, kendi tutumumun, toplumdaki “Bilmiyorum” demenin bir zayıflık olduğu varsayımını yansıtmadığından emin olacağım.

“Bilmiyorum” demenin negatif bir şey olduğu o kadar içimize işlemiş ki, ufacık bir şüphesi bile bir öğrencinin kendini yeterince güçsüz hissetmesine ve kendini öğrenmeye kapatmasına sebep olabiliyor. “Bilmiyorum”u daha olumlu bir ifadeye çevirmek, kendi kafa karışıklıklarını fethetmeleri için öğrencilere izin verdiğimiz hedefli derslerle mümkün. Karışıklığa izin vermek; kendilerinden önceki yolun sarmaşıklar ve yabani otlarla kaplı olduğu için kapalı olduğunu kabul etmelerine izin vermek önemli. Sonra onlara zihinsel bir pala verin ki, bu yolu kendi başlarına temizlesinler.

Sınıfta

“Bilmiyorum” tutumuna güç vermenin bir yolu da, internet okuryazarlığını erken yaşta ve sıklıkla öğretmektir. Bu, öğrencilere cevapları kendilerinin aramaları için güç verir.

Online okur yazarlığı öğretmek için yaptığım üç dersi paylaşacağım sizinle. Bu dersler en çok arama çubuğunun gücünü artırmaya odaklanıyor. Böylece “Bilmiyorum” gerçekten “Bekle! Cevabı bulayım!” anlamına geliyor.

1. Bırakın işi Google yapsın. Öğrencilerimle Google aramayla ilgili hızlı bir egzersiz yapıyorum. Öğrencilerim için ona bir ses ve kişilik veriyorum. Standart arama çubuğuna şunu yazmalarını istiyorum:eğitimde video oyunları ve onlara Google’ın önerdiği sayfaların sayısını soruyorum. Cevap, 800,000,000 sonuç civarında. “Ne?” diye soruyorum tembel Google gibi. “Size istediğiniz sorunun cevabını veriyorum.” Sonra bütün işi Google’ın yapmasına izin vermeleri için onları cesaretlendiriyorum. Gördüğünüz üzere, yakın bir zamanda yayınlanan bir araştırmanın iddia ettiği gibi Google insanları aptallaştırmıyor. Sadece ona sorduğunuz şeyi yapıyor, ne daha az, ne daha fazla. Bir sonraki adım, arama motorunun istediğiniz aramayı tam istediğiniz şekilde yapması için seçiminizde nasıl daha spesifik olacağınız üzerine kafa yormanızla ilgili.

Burada, öğrencilerin Google gelişmiş arama sayfasını istedikleri şekilde düzenlemelerini istiyorum. Daha spesifik anahtar kelime kullanmak, dil, bölge ve gönderilen tarihe odaklanan menüleri kullanmak… Sonra onlara en uygun arama için nasıl filtreleme yapabileceklerini gösteriyorum ve “Gelişmiş Arama”ya tıklamalarını istiyorum. (Sonuçlar sayfasında “Arama Araçları”na tıklarsanız, yeni sayfa sayılarını göreceksiniz.)

Bu, önceki sonuç sayısına oranla insanı daha fazla cesaretlendiren bir sayı çıkmasına sebep olur. Bazı öğrencilerin sadece 5000 sonuç bulduklarını fark edebilirsiniz. Bazıları sadece 1000′i bile bulabilir. Ama sizin esas aradığınız, sadece 50 ya da 20 hatta 10 sonuç bulmayı başaran öğrencilerdir. Bu öğrencilerin gelişmiş arama sayfasında yaptıklarını model alabilirsiniz.

2. Zaman ayarlı bir av başlatın. Belli bir konu hakkında cevaplanması gereken soruların kısa bir listesiyle öğrencileri gruplara ayırın. Ben bir İngiliz dili öğretmeniyim, ancak bu derste kendi konularım dışındaki konularla iletişimi güçlendirmek için 8. sınıf tarih soruları soruyorum.

Cevapları bulmak için öğrencilerin birlikte çalışması gerekiyor. Öğrencilerin Google’da en iyi aramayı yapabilmeleri için en etkili anahtar kelimeyi bulmaları önemli. Bunu bir yarışmaya çevirin: Hangi grup en hızlı şekilde doğru cevabı bulabilir, bulunduğu sayfadan doğru bir şekilde alıntı yapabilir ve sınıftaki monitörde görünen Google Dokümanına cevabı ve alıntıyı girebilir?

3. Delilleri doğrulamak. Wikipedia’ya ve ondan öğrenebileceğiniz her şeye açık olun. Ancak bir öğrencinin neyin meşru, taraflı ya da tamamen yanlış olduğunu doğrulamanın adımlarını bildiğinden emin olun. Wikipedia bir dersi, anahtar kelimeler ve temel fikirlerle verebilir. Konunuzla ilgili bir paragrafı alın. Öğrencilerden temel verileri ya da anahtar kelimeleri çıkarmalarını isteyin. Onları tanımayı başarabiliyorlar mı? İşte size resmi olmayan bir değerlendirme! Bu anahtar kelimeleri kendi soruları ile birleştirmelerini ve Google’da aramalarını söyleyin. Verileri doğrulayan en az üç web sitesi buldular mı? Bu, öğrencilerinizin yanlışlıkları online olarak tanımalarını sağlayan bir stratejidir.

“Bilmiyorum” ifadesi çok değerlidir. Hem karışıklığı onurlandırır, hem de onu temizleme sürecini teşvik eder.  Bırakın öğrencileriniz kendi sorularının cevaplarını kendileri bulsun!

Kaynak: http://www.edutopia.org/