Bir Daha Birine ‘Nasılsın?’ Derken İki Kere Düşünmenizi Sağlayacak Bir Dostluk Hikayesi

İnsanların halini hatrını sorma şeklimiz bile önemli. Bunu ”biyolojik saat tamircisi”nin hikayesinden sonra çok daha iyi anlıyoruz.

bir arkadaşım vardı.

bu arkadaş memleketin doğusundan. istanbula çalışmaya gelir, kazandığı paraları memleketinde hanımına yollar ve 2 çocuğunu yetiştirmek için büyük çaba sarfederdi.
bir gün karısının kendisini aldattığını öğreniyor. kendisine iki çocuk doğurmuş bir kadın, eşine ve çocuklarına bakabilmek adına uzaklara çalışmaya gitmiş bir adam.

töreyi reddetmiş. almış çocuklarını bir sahil kasabasında çadır kurmuş. bildiğiniz çadır. çocuklarıyla orada yaşardı. sonra barınmak için küçük de olsa bir evi oldu.

çalışmayı reddetti. insanın insana kulluğunu reddettti.
ekmeğini dağdan çıkardı.
bir oğlu aldatan annesini öldürmediği için babasına düşman oldu, çekti gitti bilinmezlere.
diğeri okudu, yoktan bir hayat yarattı ve o hayata tutundu.

bir gün sohbet ediyoruz, sen bana hiç nasılsın demedin dedi…
şaşırmıştım, biraz da utanmıştım.
anlatmaya başladı.

insanlar riyakar. kendilerinden aşağı gördükleri veya acı çektiklerini düşündükleri insananasılsın diye soruyorlar. büyük bir iki yüzlülük var bunda. oysa kendilerine eşit veya üstün gördükleri kişilere merhaba diyorlar. sen bana hep merhaba dedin, diğerleri nasılsın diye soruyorlar. ben de onların gözünün içine baka baka merhaba diyorum. demişti.

o gün bu gün ben kimseye nasılsın demiyorum.
nasılsın diye soranlara da merhaba diyorum.

benim için nasılsın sorusunun en harbi cevabı merhabadır.

Kaynak: https://seyler.eksisozluk.com