Birbirimizde bir şey aramıyorduk aradığımız tek şey kendimizdi

İlişkiler, insanı yanıltır çoğu zaman. Gün gelir yirmi yıllık dostunu, her şeyini paylaştığın insanı hiç tanımadığını fark edersin bir anda, şaşırırsın. İşte bizim ilişkimizde bunu farkettim.

Bir atomdan, dünyanın öteki ucundaki bir harabeden ve Babil’in Asma Bahçeleri’nden daha iyi tanıdığımı sandığım seni, hiç tanımadığımı ayırt ettim. Aslında ilişkimiz çoktan bitmişti ve bir ceset gibi ayaklarımızın altında sürükleniyordu.

İnsan yaşamı, birikimlerin üzerinde yükselir. Ancak, insan bazen bir anda o ana dek farkedemediği bir gerçeği bütün çıplaklığı ile görür ve artık ondan kaçamaz. Gerçek, içini kanırtırcasına oradadır ve üzerini örtmeyi başaramayacağını bilirsin.

eeed  Birbirimizde bir şey aramıyorduk aradığımız tek şey kendimizdi eeed

İşin en kötü yanı, birbirimize alışmıştık. İkimiz de birbirimize söylemesek de farkındaydık bunun. Başarı olasılığının hiç olmadığını bilmemize karşın, neler de yapmıştık alışkanlığı öldürmek için. Oysa ne güç bir işmiş, alışkanlığın demirden pençesini söküp atmak. Alışkanlığın ağına takılan bir ilişkinin, ağa takılmış ve ağır ağır kıyıya çekilen bir balık gibi soluksuz ve çaresiz kalacağını öğrenmiştik.

Düşünüyorum da, çocukluğumuzun izleri çarpışmıştı ilişkimizde. Birbirimizde bir şey aramıyorduk; aradığımız tek şey kendimizdi. Önceleri ikimiz de bilmiyorduk bunu, öğrendiğimizde ise, birbirimize itiraf etmekten kaçınmıştık.›sdese  Birbirimizde bir şey aramıyorduk aradığımız tek şey kendimizdi sdese

Sen gittin, sonra yağmur geldi, yağmurlar…

Kolera günlerinde yașanmıș, ancak derinliğini bulamamıș bir așktı bu.

Sen gittin, kușlar da… Așksız ve kușsuz yaralı, yașlı bir kent bıraktın geride.

Kentin soluk ıșıkları gölün üzerine yansımıyordu, kent ıșıklarına söz geçiremiyordu.

Artık gittikçe anlamsızlașan bu kentte, her köșe bașında seninle çarpıșan kent kadar yaralı bir gezgindim.

Kent, her zaman bu mevsimde olduğu gibi sisliydi. Bir așkın terk edilen öznesi gibi sararmıș, yaralı ve umursamazdı. Çoktan yitirmiști kent rengini, așklar ve kușlarsa derinliğini.

Kent, yiten așklar ve kușlar için yas tutuyordu.

Nice așklar eskitmiș yaralı kenti terk ederken, așkların ve kușların bizimle birlikte daha da azaldığını derinden hissettim.

Așklar ve kușlar azalırken, kent de bir șeyler yitirmiș ve sanki yaraları derinleșmiș gibiydi.

Not: Yazarın baskısı tükenmiș olan “Aşklar ve Kuşlar Azalırken (Aral Yayınları, 1996, Ankara)” bașlıklı kitabından alınmıștır.

Erol Anar – dunyalilar.org