Bizi eksikliklerimiz değil fazlalarımız őldürüyor

Şőyle bir düșünüyorum da, gereğinden fazla ALINGAN, KİNCİ, NEGATİFİZ… Yani bir birey olarak gereğinden fazlayız her șeyde… Gereğinden fazla AGRESİF, ACIMASIZ, AFFETMEZİZ…

Aynaya baktığımızda kendimizi gerçek kendimiz olarak değil de, algımızda yarattığımız bir yabancı olarak gőrüyoruz sanki. Hatasız ve günahsızız ve her zaman haklı çıkmıș olmanın o dayanılmaz hafifliğini yașamak istiyoruz. Neredeyse kendimizi gőkten kendisine kitap inmiș bir peygamber gibi gőrüyoruz.

Oysa hepimiz herkes kadar olanlardan sorumlu ve kirliyiz; IRMAK KİRLİYSE IRMAĞIN İÇİNDEKİ HERKES KİRLİDİR. Vebu sistemde YAŞAM KİRLİ BİR IRMAKTIR ARTIK, bizi her geçen gün daha da kirli sulara tașıyan.

Kendimizden kaçıyoruz, ancak sığınacağımız bir yer de yok kendimizden bașka.
Baskısı tükenmiș olan “Sana Mektuplar” adlı kitabımda șőyle yazmıștım bir zamanlar:
“SEN DE KENDİN OLMAKTAN KAÇMIŞTIN ÇOĞU ZAMAN. Hep başkalarının istediği gibi davranmış ve başkası olmak istemiştin. Kendi trajik sonuna hızla yaklaşıyordun da, henüz bu gerçeğin farkında değildin.

Oysa ben farkına varmıştım gerçeğin o zamanlar: KENDİN OLAMIYORSAN HİÇ KİMSE OL; böyle düşünüyordum. Önce başkası olduktan sonra yeniden kendisi olabilmek imkansızdı. Ama hiç kimse olduktan sonra insanın kendisi olabilme şansı vardı.
Başkası da olamıyordun, çünkü BAŞKASI KENDİSİYDİ, SENSE SENDİN. Sen kendin olabilirdin ancak, başkası olamazdın. Ama belki de bunu öğrendiğinde senin çok geçti, kendi acizliğine çoktan teslim olmuştun.
Sana bunları söylemekten acı duyuyorum. Ama ÖMRÜMÜZ KENDİMİZE İTİRAF EDEMEDİĞİMİZ GERÇEKLERİ BAŞKALARINA ANLATMAKLA GEÇMEDİ Mİ?” (Anar, “Sana Mektuplar”, Hera Yayıncılık, 2000)

Tolstoy diyor ki, “Herkes dünyayı değiștirmeyi düșünüyor, ama kimse kendisini değiștirmeyi düșünmüyor.” Çünkü hepimiz kendimizin sütten çıkmıș kașık kadar ak ve mükemmel olduğunu düșünüyoruz. Oysa bir diğerinden daha akıllı değiliz; ya da etrafımızdaki kișiler sandığımız kadar aptal değiller ve biz de herkes kadar kirliyiz. Kendini beğenmișlik ve içi boș kibir ise paçalarımızdan yere akıyor.
Özgürlükten sőz ediyoruz durmadan, ama bașkalarının bizden farklı düșünebileceği gerçeğini bir türlü kabullenmiyor ve en küçük eleștiriye bile gelemiyoruz. Kabuğumuza çekiliyor, küsüyoruz.

Bir fil gibi asla unutmuyoruz…
En küçük bir düșünce ayrılığında ya da kırgınlıkta en iyi dostlarımızı feda ediyoruz…
Belki kolay değil bunu yapabilmek, ama geçmișe baktığımızda insanlarla yașadığımız kőtü deneyimler yerine iyi deneyimleri anımsamak, affetmek, hatadan geri dőnmek, őzür dilemek, yüzleșmek bize iyi gelecektir.

SEVGİMİZ BİLE GEREĞİNDEN FAZLA… Bıktırıyoruz… Uzaklaștırıyoruz.
Kısacası gereğinden fazla olmamız her șeyi kőtüleștiriyor…
Öğrenmemiz VE İHTİYACIMIZ OLAN tek șey BİRAZ ÖLÇÜLÜ, MÜTEVAZI, OLGUN OLMAK…
BİZ KENDİMİZE FAZLAYIZ ASLINDA…
Bizi eksikliklerimiz değil de, iște bu fazlalarımız őldürüyor…

Erol Anar