Bizim sokakların iki yüzü vardır… (Hep dediğim gibi riyakarlık bizim kişiliğimiz olmuş…)

Ben o zamanlar eşcinsel değilim tabii (!), arka sokaklardan birinde babamın arkadaşının oğlu dönmüş. Nasıl olay olmuştu… O geçerken herkes balkona, cama, terasa çıkardı. Nasıl bir dönüşüm geçirdiğini merak ederlerdi, memelerini merak ederlerdi, bacak arasında neyin olduğunu merak ederlerdi… Hiç kimse, iç dünyasını merak etmezdi. Zaten bizim sokaklarda insanların ne düşündüğü değil, gösterdiği eylemleri önemlidir.

Annesi halamın arkadaşıydı, babası da babamın. Babam özellikle görüşüp bu konu üzerinde konuşmamış ama halam gidip görmüştü.

“Ay güzel olmuş vallahi” dedi halam. “Annesi ah vah ediyor ama önüne geçememiş. Dedim ne yapacaksın, boşver. Başladı anlatmaya, kadın kuaföründe çalıştı, ondan sonra böyle oldu, benim oğlum böyle değildi. Sonra arkadaş çevresi değişti, önüne geçemedik. Ne yapalım, kaderimizde varmış bu acı falan dedi. Zor be…”

Dinliyordum yalnızca çünkü yorum yapamayacak kadar küçüktüm ve bir şey bilmiyordum. Annem bu durumun ikiye ayrıldığını düşünüyordu: “Allah iki cinsiyet verdiyse, birine çevirirsin kendini de… Bu çocuk sünnet falan oldu. Tamamen özenti.”

Bu kadar basitti demek ki her şey. Ya doğuştan çift cinsiyetli olacaktın, ama evrilmek zorundaydın; ya da özentiydin. Ve eğer özentiysen, toplumun o pis yüzünü görmek zorundaydın. Çünkü sen Allah’ın sana bahşettiği şeyi değiştirerek yaratıcı pozisyonuna geliyordun. Haşa!

Babamın bir akrabasını görmüştüm yıllar sonra. Kahvehane köşelerinde toplumun refahını düşünen, araştıran ve sosyal yapıyı iyice içine sindirip, düzeltilmesi gereken aksaklıkları belirleyen sosyologlardan biriydi (!). Erken yaşta evlendirilmek zorunda kalmıştı çünkü namusunu temizlemeliydi. Üstüne dört tane peşpeşe çocuk yapmıştı çünkü ekonomiye kalifiye eleman yetiştiriyordu. Arada bir eşini de döverdi, e olsun o kadar, erkek adamdı o!

“Abi,” dedi babama. “Var ya şu arka sokakta dönen… Erkeklere götünü gösteriyormuş. Elletiyormuş.”

Bizim sokaklarda böyledir işte. O kadının erkeklerle birlikte olduğunu nereden bildiklerini kimse sormazdı böyle tiplere. Yaftalamazlardı. Yaftalanması gereken, ortada yaşayandı. Yoksa kapını çekip içeride istediğini yapabilirsin, kimse sana bir şey demez! Ya da caminin arkasındaki kavaklıkta oğlanları elleyebilirsin, görmezler. Gösterme yeter ki! Göstersen de pek bir şey değişmez gerçi, aktif taraf sensen kurtulursun. Yok pasif tarafsan ya da kadınsan yedin yaftayı!

Erkek adam her şeyi yapardı bizim sokaklarda. Sabahına içerdi, akşamına namaza giderdi. Erkek adam ot da çekerdi, adam da döverdi, kandil geceleri Kur’an da okurdu. O Erkek adam var ya, “tro” diye dalga geçtiği kadınla da olurdu, kendi yeğeninin giydiği dar pantolona bakıp, “mal sağlam” da diyebilirdi. Ama bir bayram el öperdi, kurban falan keserdi, ne bileyim hacca giderdi, unutulurdu bütün bunlar.

Bizim sokaklarda erken evlilikler meşhurdur. On altı yaşına gelmiş kadın, ailesinin de onayıyla evlenebilir. Hayır, zorla değil, kendi isteğiyle erkek boyunduruğu altına girmek ister küçük kadınlar. Bileziklerini sayarlar, komşulara gösteriş yaparlar. Aysel’in ondan daha fazla bileziği varsa eğer, bir dahaki aya iki katını yapmak durumundadır. Samimiyim bu konuda.

Evlenmeden önce sevişirler. Erkek adama yakışmayacağı için namusuna halel getirmek, gider kızı kaçırır, düğün masrafından azad olur, e temiz iş, nikah da var. Meşru artık sevişmeler. Sonra kadını tesettüre sokar, sen benim helalimsin diye. Ondan sonra travestiyi de eller, oğlanlara göz de kırpar, hornette karşılaşabilirsiniz bile! Ama ağzınızı açamazsınız, namaz kılıyordur. Tek söz edemezsiniz, oruçludur. Haddinizi bilmeniz gerekir, o evli ve çocukları olan bir babadır.

Sonra kadın, sessizdir, kocasına boyun eğmektedir. Yemek yapmak, dayak yemek, aldatılmak, çocuk bakmak ve bilimum hizmet kategorisine giren diğer şeyleri gerçekleştirmek durumundadır. O kadındır!

Bizim sokaklarda kadının düşmanı hem erkektir, hem kadındır! Kadınlık, kadınlar tarafından bile öyle aşağılık bir durum olarak addedilir ki, yüceltmeye kalk ya da eşitlikten bahset, iki hadis bir ayet ile kendini dibe iteleyebilir ve bundan gurur duyar.

15 Temmuz gecesinde, yengesine sulanan, karısını iki kez aldatan, asla ayık gezmeyen bir grup meydana indi tekbir nidalarıyla. Ben de balkonda oturuyorum, haberleri okuyorum. Bir yandan meclis bombalanıyor, bir yandan selalar okunuyor. Arabalı bir grup tekbir sesleri ile sokağa girdi. Aşağı doğru sarkıp amcamın kızına, “Ne oldu be, şeriat mı geldi yoksa?” dedim. Karşı komşumuz, oğullarından birinin uyuşturucu madde kullanıp teravihe gittiği, diğer oğlunun yengesine sulandığını bildiğimiz bir kadın, bana döndü: “Allah evde karı gibi oturanlara hidayet versin!” diye gürledi.

Ne dersiniz? Sizce bizim sokaklarda böyle kadınlara, feminist cevap verebilir misiniz? “Karı gibi evde oturmak cümlesi çok kötü! Bir kere kadını aşağılıyorsun! Üstelik sen de bir kadınsın!” diyebilir misiniz? Diyemezsiniz, deneyin isterseniz.

Bizim sokaklarda çuvaldızı da başkasına batırırlar, iğneyi de. Bizim sokaklarda şeriat isterler. Kadınlar çarşafa girmelidir, erkekler sakal bırakıp cübbe giymelidir. Herkes namaz kılmalıdır ve İslam’a karşı muhalif bir duruş kabul edilemez. Bizim sokaklarda fuhuş istenmez. Bizim sokaklarda alkol istenmez. Bizim sokaklarda travesti istenmez, eşcinsel istenmez, açık kadın istenmez.

Bizim sokaklarda gizli fuhuş yapılır. Bizim sokaklarda alkol gizli alınır, tekbir getirilerek üstü kapatılır. Bizim sokaklarda travesti yalnızca ellenir, birlikte olunur, konusu açılınca dalga geçilip nefret kusulur, eşcinseller kadınlarda bulamadıkları anal ilişki için seçenektir yahut bastırılmış duygularını yaşadıkları bir kaçamaktır, açık kadına yalnızca bakılıp iç geçirilir, cinsel bir objedir.

Ne renklidir bizim sokaklar! İki gün önce seviştiği trans yakılarak öldürülsün, “Allah belasını versin dünyadan bir pislik eksildi” der, eve gidince tek derdi o transla bir daha olamayacağıdır. Tecavüz ettiği kadınlara, küçük oğlanlara, kız çocuklarına, bebeklere suç atıp tövbe eder bizim sokaklar! Diğer sokaklar da alkış tutar tövbeye, olayın üstü kapatılır. Elleri kanlıdır bizim sokakların. Fakat o kan ne bunlara dayanamayıp intihar eden kendi içlerinden birinindir, ne de onlara destek veren iki yüzlülerin. Masumlarındır o kan, dürüstlerindir. Hande, Eylül, Azize, Ahmet, Özgecan, Münevver ve adını unuttuğum birçok nefret cinayetine, kadın düşmanlığına kurban giden; baskılarla intihara itilen, erkek egemen toplumun altında unufak edilmek istenen masumlarındır.

Kaynak: http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=22141