Bu ayetin indiği dönemde, Mekke veya Medine’de yaşayan Hristiyanları ve Yahudileri düşünün:

Bu ayetin indiği dönemde, Mekke veya Medine’de yaşayan Hristiyanları ve Yahudileri düşünün:

“Allah’ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da rabler edindiler. Meryem’in oğlu Mesih’i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah’tan başkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmişti. İlah yok o tek Allah’tan başka. Onların ortak koştuklarından arınmıştır O.” (Tevbe 31)

Herhalde peygambere hemen “Yahu biz papazlara veya hahamlara Tanrı demiyoruz, onlara tapınmıyoruz ki!” diye itiraz etmişlerdir (Tıpkı şimdi şeyhini savunan müritler gibi). Oysa o ruhban sınıfının tüm emirlerini, Tanrı’nın emriymiş gibi kabul ediyorlardı. Papazın veya hahamın ağzından çıkmış her sözü, Tanrı’nın emri belliyorlardı. İşte “Rab (Efendi) edinmek” de budur, “şirk” de budur.

Şimdi bana bunun, Allah’tan keşif ve ilham yoluyla kesin bilgiler alan velilere, şeyhlere, gavslara ve kimi ulu zatlara inanmaktan tek bir farkını gösterin. Bunun, tepede bir hocaefendi bulunan ve o hocaefendiyi asla sorgulayamadığın, ona karşı gelemediğin tarikat ve cemaat yapılanmalarından tek bir farkını gösterin.

Sadece tek bir fark istiyorum sizden, gösterin bana o farkı.  Lütfen.

Kaynak: Michael Sikkofield