Carl Sagan’ın Kuşkucu Düşünce Sistemini Açıklamak İçin Anlattığı Hikaye: Garajımdaki Ejderha

62 yıllık yaşantısı boyunca bilim tarihine çeşitli katkılarda bulunan Carl Sagan, kuşkuculuk konusunda güzel bir hikaye anlatmış.

carl sagan’in kuskucu düsünce sistemini açiklamak için anlattigi pek hos hikaye.

garajimda agzindan ates püskürten bir ejderha var diyorum. heyecanla “göster” diyorsunuz. garajima götürüyorum ve “aha orda” diyorum. siz hiç bir sey göremiyorsunuz, “e hani nerde?” diyorsunuz. “ah, söylemeyi unuttum, bu ejderha görünmez” diyorum. “tamam o zaman” diyorsunuz, “yere biraz un serpelim, bari ayak izlerini görürüz.” serpiyoruz unu yere ve bekliyoruz, hiç bir sey olmuyor. “tabii ki ayak izlerini göremeyiz” diyorum, “çünkü bu ejderha uçuyor.” siz gaza geliyorsunuz, elinize bir sprey boya alip ortaliga püskürtmeye basliyorsunuz, ejderhanin orada olup olmadigini anlamak için. boya duvarlardan baska hiç bir seyi boyamiyor. “sprey boya tabii ki ise yaramaz” diyorum, “çünkü bu ejderha casper gibi bi sey, cisimler onun içinden geçer.” siz kosup bi kizilötesi kamera getiriyorsunuz, o da hiç bir sey göstermiyor. “tabii ki göstermez” diyorum ben, “bu ejderha isi yaymiyor ki.”

denediginiz hiç bir test ejderhanin varligini ortaya çikarmiyor, ama ben hepsine bi açiklama getiriyorum. simdi bu ejderha var midir yok mudur? ne yoklugu ne de varligi direk olarak ispatlanmis degildir, ama varolmasi için hiç bir sebep (varolduguna dair bir isaret ya da kanit) olmadigi için yok demek çok daha akla yakindir. evet, garajimda (ya da ayni mantikla hemen yanibasimda, tuvaletimde, mutfagimda, akm’nin önünde, empire state’in tepesinde, kiçimda, …) anlatilan özelliklere sahip bir ejderha olabilir, ama önemli soru: neden olsun ki?

***

carl sagan, allah rahmet eylesin, buyuk adamdi. bilimin, laborotuvardaki deney tupunden ibaret birsey olmadigini, bir bakis acisi oldugunu gormekle kalmamis, bunu tatli dille gosterebilmek icin binbir caba harcamisti.

onun savundugu ve bu ornegin anlattigi, bilimin disinda kalan olgularin gereksiz oldugu degildir. sadece “kalp gozu” ve “sezgi” kavramlarinin bilimsel bakis acisi kadar (dedigim gibi deney tupunden ibaret degil) guvenilir olmadigidir. guvenilirlik seviyelerindeki bu fark, bilime bagnazca “inanmayi” gerektirmez. kaldi ki bilim inanilacak birsey de degildir, o icinden dunyaya baktiginiz bir cercevedir. ama oyle bir cerceve ki, kendini de sorusturmadan geri durmaz, gerekirse o cerceve kokten bile degistirilir.

bu bakis acisina gore de garajinizda, bu ozelliklere sahip bir ejderha yoktur demez. lakin, carl saganin da acikca soylemis oldugu gibi, bunun ihtimali dusuktur. yani, eger kimse garajda bir ejderha olduğunu veya olmadığını ispat etmemişse, galeyana gelip istediginize inanmak (her ne kadar “yanlis” olmasa da) belli ki yapilacak en iyi sey degildir.

su anda cildirmis olabilirim, bu yazdiklarim size hic ulasmayabilir cunku siz de beynimin bir hayal urunu olabilirsiniz. hatta beynim bile olmayabilir, belki tanzanyadaki bir labda duran bir bilgisayar programiyim. bu da elbet bir ihtimal ve bu cok eski felsefi sorunu (tupteki beyin) kesin olarak cozmenin de bir yolu yok. nasil ki ejderhanin varligi savunuluyorsa, bu ihtimal de savunulabilir. e simdi, ben ozgurum, istedigime inanirim deyip bir bilgisayar programi olduguma mi inanacagim? hayir, daha yuksek bir ihtimal olmasa da, sozlukteki zeki, cevik, ahlakli, guzel ve albino yazarlardan biri olduguma inanacagim ama obur ihtimali de kesin olmaz diye reddetmeyecegim

sonucta carl saganin reenkarnasyonu olmasam da, sanirim ona gore de pozitivist insanin inanci bir bayes decision making sisteminden ibarettir. yani her alternatife olasiliklar, varsayimlar, maliyetler, vs isiginda bir deger atanir. dolayisiyla kalkip sirf psikolojik ihtiyacim o yonde diye, garajimda bir ejderha olmasi ihtimaline yuzde yuz olasilik atamam. veya kalp gozu bu diye, o kalp gozu dedigimiz seyin de, tipki tupteki beyin ornegine paralel olarak, duygularimin yarattigi bir yanilsama olabilecegi ihtimalini gozardi etmem.

ayni seyler elbette dini inanclar icin de gecerli. bulutlarin ustune oturan ve herkesin gunah ceteresini tutan (ve cennetinde bal irmaklari akan) bir tanrinin da olma ihtimali var. ve evet, bu tanri belki o fosilleri darwini yaniltmak icin oraya koydu; karadelikleri einsteinla dalga gecmek icin yaratti, big bangi zevk olsun diye yapti. ote yandan boyle insan merkezli, bu kadar insan bicimli ve dar goruslu bir tanri tasvirinin sigligindan yakinip (ama yine de psikolojik veya felsefi ihtiyac ve gudulerine boyun egerek) panteist gorusu savunmak da mumkun.

bu durumda issiz bir adaya dussem, “istersem ak sakalli tanri ihtimaline inanirim, nasil olsa hicbirinin varligi ya da yoklugu kanitlanmadi” diyen bir insan yerine panteizme kafasi daha cok yatan bir insani yanima almak isterim. boylece adadan kurtulmak icin tartisirken, sudaki kopekbaliklarinin varligi konusundaki fikirlerimiz paralel olur. (malum, varlardir da gorunmuyorlardir, bir tek buna inanip sonsuza kadar adada kalmak da var)

not: tanrinin varligina veya yokluguna iliskin one surulen kanitlarin hepsinin temeli curutulmustur. bugun (aslinda son 200 yildir) felsefe alemine, tanrinin varligini veya yoklugunu akil yoluyla kanitlamamizin imkansiz oldugu gorusu hakimdir. bu durumda, istediginiz tanri “modeline” inanmak da serbestsiniz, garajinizdaki tanriyi istediginiz gibi tahayyul edebilir ve buna sezgi diyebilirsiniz. kimse de size “yanlissin” diyemez. ama issiz bir adaya giderken sizi yanlarina almak istemeyebilirler]

kaynak: https://seyler.eksisozluk.com